Özgün Law Firm

Özgün Law Firm

MALPRAKTİS DAVALARINDA DOKTORUN SORUMLULUĞUNUN İNCELENMESİ

MALPRAKTİS DAVALARINDA DOKTORUN SORUMLULUĞUNUN İNCELENMESİ

Bazı durumlarda tıbbi müdahalenin, tıbbın gereklerine uygun olarak yapılmaması halinde belirli zararlar ortaya çıkabilmektedir. Bu durumda, tıbbi müdahaleyi yapan doktorun ve idarenin sorumluluğuna gidilebilecektir. Tıbbi müdahale sonrasında ortaya çıkan her komplikasyon yani tıbbi müdahalenin, özenli ve kurallara uygun yapılmış olmasına rağmen ortaya çıkan olumsuz sonuçlar, malpraktis olarak değerlendirilmemelidir. Malpraktis bir diğer anlatımla tıbbi uygulama hatası sonrasında ortaya çıkan zararın değerlendirilmesinde birçok ölçüt bulunmaktadır. Bu makalede tıbbi müdahalenin hukuka uygunluğu, malpraktis ve komplikasyon ayrımı, malpraktis sonrasında doktorun ve idarenin sorumluluğu, kamu ve özel sektörde çalışan doktorların sorumluluğu, doktorların soruşturma iznine tabi olması durumları incelenecektir.

1. Tıbbi Müdahalenin Hukuka Uygunluğu

Tıbbi müdahalenin hukuka uygun hale gelebilmesi için birçok kriter bulunmakla birlikte tıbbi müdahalenin hukuka uygunluğu noktasında en önemli dört şart bu makalede incelenecektir. Buna göre Tıbbi müdahale; güncel tıp biliminin objektif ve subjektif sınırları, kuralları ve standartları içinde kalmalıdır. Hekimin müdahalesinin tedavi amacı içermesi gerekmektedir. Yapılan tıbbi müdahale tıp mesleğini icra etmeye yetkili kişilerce yapılmalıdır. Son olarak hastanın, bu tıbbi müdahaleye rızasının bulunmasıdır.

“Yargıtay da bir kararında bu görüşü benimsediğini belirtmektedir: “Şayet tıp ilmi hekimin yaptığı müdahalelere cevaz veriyorsa, bunu yapan hekim, tip mesleğince tecviz edilen bir faaliyette bulunmuş demektir ki, hakkın icrası nedeniyle, eylemi hukuka aykırı sayılamaz", Ancak Yüksek Mahkememiz, mağdurun rızasına önem verilmesi ile öğretinin artık rıza teorisine döndüğünü gözlemlediğini de belirtmektedir¹.

Bu görüşün temel dayanağı anayasada düzenlenmiş bulunan "bilim ve sanat hürriyeti'dir (md. 27)². Hakkın kaynağı ise sağlık mevzuatında bulunmaktaysa da en açık biçimde Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi'nin 13/1. maddesinde düzenlenmiştir. Bu hükme göre, "tabip ve diş tabibi, ilmi icapları uygun olarak teşhis koyar ve gereken tedaviyi tatbik eder. Bu faaliyetlerinin mutlak surette şifa ile neticelenmemesinden dolayı, deontoloji bakımından muaheze edilemez". Keza örf ve âdet de tıbbi müdahale hakkının kaynağı olarak görülmektedir³.” [1]

 Tıbbı müdahalenin hukuka uygunluğu için aranan şartlar, kapsamları ve detayları hasta hakları yönetmeliğinde belirtilmiştir. Buna göre:

“g) (Ek:RG-8/5/2014-28994) Tıbbi müdahale: Tıp mesleğini icraya yetkili kişiler tarafından uygulanan, sağlığı koruma, hastalıkların teşhis ve tedavisi için ilgili meslekî yükümlülükler ve standartlara uygun olarak tıbbın sınırları içinde gerçekleştirilen fizikî ve ruhî girişimi,

ğ) (Ek:RG-8/5/2014-28994) Bilgilendirme: Yapılması planlanan her türlü tıbbi müdahale öncesinde müdahaleyi gerçekleştirecek sağlık meslek mensubu tarafından kişiye gerekli bilginin verilmesini,

h) (Ek:RG-8/5/2014-28994) Rıza: Kişinin tıbbi müdahaleyi serbest iradesiyle ve bilgilendirilmiş olarak kabul etmesini,

ifade eder.” [2]

yapılacak tıbbi müdahalenin amacı sağlığı koruma, hastalıkları teşhis ve tedavi etme olmalıdır. Ve bu müdahale yalnızca tıp mesleğini icraya yetkili kişiler tarafından yapılmalıdır. En önemli ve son şart ise ilgili kişinin yani hastanın, yapılacak tıbbi müdahaleye rızasının olmasıdır. Hastanın yapılan müdahaleye rıza vermemesi halinde hastanın ihtiyacı olsa bile yapılan müdahale hukuka uygun hale gelemeyecektir.

“Kanımca, tıbbi müdahaleleri hukuka uygun kılan husus, bu çalışmanın başında belirttiğim koşulların hepsinin gerçekleşmesidir. Buna göre, tıbbi müdahaleyi yapanın hekim olması, endikasyonun ve aydınlatılmış rızanın bulunması ve hekimin tıp biliminin gereklerine uygun, özenli bir tıbbi müdahale yapması lazımdır. Hatta endikasyon şartı anayasal bir şarttır (bkz. Md. 17/2). Gerek tıbbi müdahaleyi yapanın hekim olması (Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun Md. 1-4) ve gerekse rıza (Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun Md. 70; Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanun md. 6, Nüfus Planlaması Hakkında Kanun md. 4, ayrıca Biyotıp Sözleşmesi, md. 5; Hasta Hakları Yönetmeliği, md. 5, 25) şartları da yasal şartlardır. Dolayısıyla bu üç şart açısından aslında "kanun hükmünün yerine getirilmesi" de söz konusu olmaktadır.” 

Hastanın rızası tek başına tıbbi müdahaleyi hukuka uygun hale getirmez. Rızanın geçerli olabilmesi için hastanın; müdahalenin niteliği, riskleri, muhtemel komplikasyonları, alternatif tedavi yöntemleri ve müdahalenin yapılmaması halinde doğabilecek sonuçlar hakkında yeterli şekilde aydınlatılmış olması gerekmektedir. Rızanın etki alanı aydınlatmanın kapsamına göre belirlenebilecektir.

 2. Malpraktis ve Komplikasyon Ayrımı

Yapılan tıbbi müdahale sonrasında ortaya çıkan her türlü zarar veya istenmeyen durum malpraktis olarak değerlendirilmemelidir. Tıbbi müdahalede tüm gerekli dikkat ve özen gösterilse de, müdahale, hukuka uygunluk şartlarını karşılasa da ortaya öngörülemeyen veya öngörülse ile istenmeyen sonuçlar ortaya çıkabilmektedir. Bu durumda tıbbın kabul ettiği normal riskler komplikasyon olarak ortaya çıkmaktadır.

“…Temyizen incelenen kararda; dosya kapsamında alınan raporlarda ve karara esas alınan ATK ve bilirkişi raporlarında; davacıya bacağındaki ağrı nedeniyle yapılan kas içi Dikloron enjeksiyonu endikasyonunun uygun olduğu, kas içi enjeksiyon işlemi sonrası ortaya çıkan sinir hasarının klinik ve laboratuvar verileri birlikte değerlendirildiğinde enjeksiyon nöropatisi ile uyumlu olduğunun anlaşıldığı, bu tip enjeksiyon uygulamalarında enjekte edilen ilaçların doku içi yayılımı ile nadir de olsa sinir hasarına neden olabildiklerinin tıbben bilindiği, bu durumun enjeksiyonun tekniğine uygun yapılması durumunda da önlenemeyecek şekilde ortaya çıkabildiği, her türlü dikkat ve özene rağmen gelişebilen komplikasyon olarak nitelendirildiği, dava konusu olayda enjeksiyonun doğru yere yapıldığının mahkemece kabulü halinde kişide gelişen enjeksiyon nöropatisinin komplikasyon niteliğinde olduğu, tüm bulgular bir bütün olarak değerlendirildiğinde; tedaviyi düzenleyen hekimin ve enjeksiyonu uygulayan sağlık personelinin eylemlerine tıbbi hata atfedilmediği, hizmeti sağlık çalışanları aracılığı ile yürüten idarenin dosya içerisindeki mevcut belgelere göre görünür bir hatasının saptanmadığı, dosyada bilgilendirme ve onam formu yer almamasına rağmen Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunun 70. maddesi ve mezkur kanuna atıfla Sağlık Bakanlığı Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünün 10.06.2019 tarihli 2019/11 sayılı genelgesinde .. Enjeksiyon uygulamaları büyük ameliyei cerrahiye olmadığı için hastaların sözel bilgilendirilmesinin gerekli ve yeterli olduğu, müdavi hekim tarafından reçete edilmiş güncel tedavisinin yetkili sağlık meslek mensupları tarafından hastanın reçetesi görülerek yapılması halinde yazılı onam alınması zorunluluğu bulunmadığının belirtildiği, maddi ve manevi tazminata hükmedilebilmesi için kusur, zarar ve illiyet bağının bir arada olması gerektiği, davacı hastada ortaya çıkan durumun komplikasyon olarak nitelendirilmekle ortada kusur bulunmadığının açık olduğu anlaşılmakla davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar verilmiştir…” [3]

Nitekim yukarıda yer alan yargıtay kararından da görüleceği üzere tıbbi müdahale hukuka uygun bir şekilde yapılmış ve tüm dikkat ve özen yükümlülükleri yerine getirilmiş ise ortaya çıkan zarar malpraktis kavramı içinde değerlendirilemeyecektir. Bu durum komplikasyon olarak tanımlanmaktadır. Tıbbi müdahale sırasında tüm özen yükümlülüğü yerine getirilse bile öngörülmeyen, öngörülse bile önüne geçilemeyecek, istenmeyen sonuçlar komplikasyon olarak değerlendirilebilecektir. Danıştay tarafından müdahele kusuru üç başlık altında toplanmıştır: Uygulamadan kaynaklanan kusur, organizasyon yani işbirliği eksikliği ve hastanın aydınlatılmasında ve dolayısıyla açık rızasında oluşan kusur. Aşağıda yer alan danıştay kararında da komplikasyon ve malpraktis kavramları açıklanmıştır:

Hatalı tıbbi uygulama (Malpraktis):
Türk Tabipleri Birliği Hekimlik Meslek Etiği Kuralları'nın 13. maddesinde, tıbbi hata tanımlanmaktadır. Tıp biliminin standartlarına ve tecrübelere göre gerekli olan özenin bulunmadığı ve bu nedenle de olaya uygun gözükmeyen her türlü hekim müdahalesi uygulama hatası (malpraktis) olarak anlaşılmaktadır. Diğer bir ifadeyle, hastanın tanı ve tedavisi sırasında standart uygulamanın yapılmaması, bilgi ve beceri eksikliği, hastaya uygun tedavi uygulanmaması; tıbbi hata olarak tanımlanabilir. Bu noktada hatalı tıbbi uygulama sonucu doğacak sorumluluk " kusura dayalı genel sorumluluk"tur.
Hekimin hukuksal sorumluluğu bakımından ölçü; tecrübeli bir uzman hekim standardıdır. Hekim, objektif olarak olayların normal gelişimine ve subjektif olarak da kendi kişisel tecrübesine, kişisel yeteneğine, bireysel mesleki bilgisine, eğitiminin nitelik ve derecesine göre, hastanın sağlığında bir zarar gelmesini önceden görebilecek durumda olmalıdır. Bu halde karşımıza özen yükümlülüğü çıkmaktadır. Hekimin özen yükümlülüğünün ihlali, üç alanda yoğunlaşmaktadır; birincisi, hastanın tedavisinde yani teşhis, endikasyon, tıbbi tedbirin seçimi, bu tedbirin uygulanması, tedavi yahut cerrahi girişim sonrası bakım alanındadır. İkincisi, hastanın aydınlatılması ve anamnez alınmasıdır. Üçüncüsü, klinik organizasyonu alanında (personelin niteliği, yeterli sayıda personel bulundurulması, hekimlerin birbiriyle işbirliği (Konsültasyon)dir. Bu üç alandaki kusuru, sırasıyla uygulama kusuru(tedavide hata), aydınlatma kusuru ve organizasyon kusuru olarak değerlendirmek mümkündür. Bu üç kusura "Tıbbi Uygulama Hatası" (Malpraktis) adı verilmektedir.
Bu noktada tıbbi standart kavramına açıklık getirilmelidir. Tıbbi standart kavramı ile, tıp ilminin genel olarak tanınıp kabul edilmiş meslek kuralları kastedilmektedir. Tıbbi standart ihlali değişik şekillerde gerçekleşebilir; teşhis, tedavi (endikasyon eksikliği, yanlış tedavi yönteminin seçimi) ve müdahale sonrası bakım yönetimi bunlardan bazılarıdır.
Komplikasyon; Komplikasyon ise, tıbbi girişim sırasında öngörülmeyen, öngörülse bile önlenemeyen durum, istenmeyen sonuçtur; ancak bunun bilgi ve beceri eksikliği sonucu olmaması gerekir. Bu tanıma göre, hekimin tıbben kabul ettiği normal risk ve sapmalar çerçevesinde davranarak gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen ortaya çıkan istenmeyen sonuçlardan yasal olarak sorumlu olmayacağı belirtilmektedir. Hasta tıbbi uygulama sırasında ve sonrasında kusur olmadan da oluşabilecek istenmeyen sonuçları, komplikasyonları bilirse ve uygulamaya onay verirse tıbbi müdahale hukuka uygun olur. Hastada oluşan zararlı sonuç öngörülemiyor ve önlenemiyorsa veya öngörülebilse bile (hastanın yeterince aydınlatılmış, onayı alınmış olması ve uygulamada kusur olmaması şartı ile) önlenemiyorsa bu durumun komplikasyon olarak kabulü gerekmektedir. Yine bu noktada, tıbbi standartlardan sapılmaması, mesleki tecrübe kurallarına riayet edilmiş olması gereklidir. Yine meydana gelen komplikasyon sonrası süreçte de uygulanan teşhis ve tedavinin de tıp kurallarına uygun olması gerekmektedir. Bu noktada komplikasyon sonrası yönetim süreci de hizmet kusurunun varlığını tespit etme adına önem arzetmektedir.”
[4]

 4. Kamu ve Özel Sektörde Çalışan Doktorların Sorumluluğu

Tıbbi müdahalenin hatalı uygulandığı yani malpraktis iddiasının olması halinde, Kamu sağlık kuruluşlarında görev alan doktorlar ile özel sağlık kuruluşu veya serbest çalışan doktorların sorumluluğuna gidilmesi için belirli usuller mevcuttur.

a. Kamu sağlık kuruluşlarında görev alan doktorların sorumluluğu

Kamu sağlık kuruluşlarına bağlı olarak görev alan doktorların gerçekleştirmiş olduğu faaliyetler idari faaliyet kapsamındadır. İdare tarafından yürütülen kamu hizmetleri görülürken, bu kamu hizmetini ifa eden personellerin vermiş olduğu çeşitli zararlardan dolayı idarenin sorumluluğuna gidilebilecektir.  Kamu kuruluşlarında, doktorlar tarafından verilen sağlık hizmeti de bunlardan biridir. Bu sebeple kamu kuruluşlarında çalışan doktorların da vermiş olduğu zararlardan dolayı idarenin sorumluluğu bulunmaktadır.  Bu sorumluluk anayasanın 125. Maddesinden doğmaktadır.

“Madde 125 – İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır. “

Kamu kuruluşunda hizmet veren doktor hakkında malpraktis iddiasının bulunması halinde doktorun görevi dışında kalan kişisel bir kusuruna dayanılmadığında, eylemin görev sırasında ve görevle ilgili olmasında ve hizmet kusuru niteliğinde bulunmasında açılacak davada muhatap, doktorun bağlı bulunduğu idari kuruluş olacaktır. İşbu uyuşmazlık idari yargıda çözümlenebilecektir.

“…Öte yandan, kamu görevlisinin, hizmet içinde veya hizmetle ilgili olmak üzere tutum ve davranışının suç oluşturması ya da hizmeti yürütürken ağır kusur işlemesi veya düşmanlık, siyasal kin gibi kötü niyetle bir kişiye zarar vermesi halinde dahi bu durum, aynı zamanda yönetimin gözetim ve iyi eleman seçme yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle hizmet kusuru da sayılmalı ve bu nedenle açılacak dava idareye yöneltilmelidir

Hal böyle olunca, davalının görevi dışında kalan kişisel kusuruna dayanılmadığına, eylemin görev sırasında ve görevle ilgili olmasına ve hizmet kusuru niteliğinde bulunmasına göre, eldeki davada husumet kamu görevlisine değil, idareye düşmektedir. Öyle ise, dava idare aleyhine açılıp, husumetin de idareye yöneltilmesi gerekir...” [5]

b. Özel sağlık kuruluşu veya serbest çalışan doktorların sorumluluğu

Özel sağlık kuruluşu veya serbest çalışan doktorların sorumluluğunda ise çoğu zaman doktor ile hasta arasındaki ilişki sözleşmesel bir ilişkidir. Bu sebeple doktorun sorumluluğu çoğunlukla Türk Borçlar Kanunu kapsamındadır. Davanın muhatabı burada doktor veya çalışmış olduğu sağlık kuruluşu olabilecektir. Burada ise uyuşmazlık adli yargıda çözümlenebilecektir.

Yargıtay 13. HD., E. 2009/15373 K. 2010/5157 T. 15.4.2010

“Hususi Hastaneler Kanununda tanımlanan özel hastenelerde, hasta hastane işleticisiyle sözleşme ilişkisine girdiğinden hekimin sözleşmeden doğan sorumluluğu gündeme gelmez. Hekim hastane işleticisine bağlı olarak çalışmaktadır. Bu nedenle sorumluluk hastane işleticine aittir. Hasta ile hastane arasındaki hataneye kabul sözleşmesinin yorumunda vekalet akdinin hükümleri kıyas yoluyla uygulanır. Tam hastaneye kabul sözleşmesinde hastane işleteni sağlık yardımlarının tümünü kendine bağlı çalışanlara eliyle yerine getirir. Tüm hizmetler hastane işleticisi tarafından yerine getirilir. Burada hasta ile hekim arasında sözleşme ilişkisi bulunmadağından sorumluluk hastane işleticisine aittir.” [6]

Yargıtay 15. HD., E. 2008/969 K. 2008/6813 T. 14.11.2008

“Davacılar ile davalı doktor arasındaki ilişki BK’nın 355 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesi ilişkisidir. Taraflar arasındaki uyuşmazlığın eser sözleşmesi hükümlerine göre çözümlenmesi gerekir. Davacılar iş sahibi, davalı doktor yüklenici konumundadır. Davalı doktor davacılardan K1’nın burun ve göğüs, K2’ın ise burun ameliyatlarını yapmayı üstlenmiştir. Bu ameliyatların tamamı estetik amaçlıdır. Davalı doktorun yükümlülükleri BK’nın 356 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Davalının en önemli yükümlülüğü davacıların istedikleri şekilde estetik ameliyatların gerçekleştirilmesidir. Davacıların istedikleri şekilde estetik ameliyatlarının gerçekleştirilmesi mümkün değilse, davalı doktorun bu konuda öncelikle davacıları uyarma yükümlülüğü bulunmaktadır. Uyarı yapıldığı davalı tarafından ispatlanamamıştır. Davacı K1’nın X1 Hastanesi’nde yeniden aynı nitelikte estetik ameliyat geçirmesinden, diğer davacı K2 hakkında Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu tarafından verilen 27.11.2006 günlü rapor içeriğinden davalı doktorun yükümlülüklerini tam olarak yerine getirmediği sonucuna varılmaktadır. Davalı doktorun mesleki kusurunun varlığının kabulü gerekir. Bu durumda davalının BK’nın 96. maddesi uyarınca sorumlu tutulmasında zorunluluk vardır.” [7]


5. Doktorların Soruşturma İznine Tabi Olması

Kamu görevlisi olan sağlık çalışanları için oluşturulan şikayet ve ihbarlar hakkında doğrudan soruşturma açılamamaktadır. 27 Mayıs 2022 tarihli resmi gazetede yayınlanan değişiklikle birlikte kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşları ve vakıf üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle yapılan soruşturmalar hakkında 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümleri uygulanacaktır.

Türk Ceza Kanunu Ve Bazı Kanunlarda Değişiklik yapılmasına Dair Kanun:

“EK MADDE 18- Yükseköğretim Kanununun 53 üncü maddesinde yer alan soruşturma usulüne tabi olanlar hariç olmak üzere, kamu veya özel sağlık kurum ve kuruluşları ve vakıf üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yaptıkları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle yapılan soruşturmalar hakkında 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. Soruşturma izni, Sağlık Bakanlığı bünyesinde kurulan Mesleki Sorumluluk Kurulu tarafından verilir. Mesleki Sorumluluk Kurulu, özel sağlık kurum ve kuruluşları ve vakıf üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensupları bakımından il sağlık müdürlüklerinde görevli başkan veya yardımcılarını da ön inceleme yapmak üzere görevlendirebilir. Soruşturma izni verilmesine ilişkin 4483 sayılı Kanunun 7 nci maddesindeki süreler, iki kat olarak uygulanır. Mesleki Sorumluluk Kurulunun kararlarına karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesine itiraz edilebilir.”

Soruşturma açılabilmesi için İdari merciden izin alınması gerekir. Tazminat davalarında doğrudan dava açılabilmektedir. Doktorların görevleri ile alakalı olmayan suçlar bu prosedüre tabi değildir.

Ön inceleme talebi mesleki sorumluluk kuruluna iletilmelidir. Soruşturmaya izin vermeye yetkili makam mesleki sorumluluk kuruludur. Kurul ön incelemeyi bizzat yapar veya yetkilendirdiği kişiler (müfettişler, il sağlık müdürlüğü yetkilileri vb.) aracılığıyla yaptırır. Bu makam ön inceleme yaparak sonucunda çıkan Ön inceleme raporuna göre soruşturma izni verilmesine veya verilmemesine gerekçeli olarak karar verir. Karara karşı 10 gün içinde Ankara Bölge İdare Mahkemesine itiraz edilebilecektir.

Soruşturma izni olmaksızın, kanunen soruşturma iznine tabi olan doktorlar hakkında ceza soruşturması başlatılamayacaktır.

6.          Kusur, İlliyet Bağı ve İspat Yükü

Tıbbi uygulama hatasına dayalı sorumluluğun doğabilmesi için genel sorumluluk hukuku ilkeleri gereğince kusur, zarar ve illiyet bağının birlikte bulunması gerekmektedir. Malpraktis davalarında en kritik unsur çoğu zaman illiyet bağının kurulmasıdır. Zira hastada meydana gelen zararın, doğrudan hekimin kusurlu eyleminden kaynaklandığının ortaya konulması gerekmektedir.

Bu kapsamda:

-Hekimin tıbbi standartlara aykırı davranışı (kusur)

-Hastada meydana gelen zarar

-Bu zarar ile hekimin eylemi arasında uygun illiyet bağı

birlikte değerlendirilmelidir.

Yargıtay uygulamasında da kabul edildiği üzere, komplikasyon ile malpraktisin ayrımında belirleyici unsur, zararın kaçınılmaz bir risk mi yoksa özen yükümlülüğünün ihlali sonucu mu ortaya çıktığıdır. İspat yükü kural olarak davacı hastaya ait olmakla birlikte, özellikle teknik ve uzmanlık gerektiren bu tür uyuşmazlıklarda bilirkişi raporları belirleyici rol oynamaktadır.

Bununla birlikte, aydınlatma yükümlülüğünün ihlali halinde, yerleşik içtihatlar doğrultusunda ispat yükünün yer değiştirdiği ve hekimin, hastayı yeterince aydınlattığını ispat etmesi gerektiği kabul edilmektedir.

7.          Zamanaşımı Süreleri Bakımından Değerlendirme

Tıbbi uygulama hatasına dayalı olarak açılacak davalarda zamanaşımı süreleri, uyuşmazlığın hukuki niteliğine ve davanın hangi yargı kolunda açıldığına göre farklılık göstermektedir.

a. Özel Hukuk Kapsamında Açılacak Davalarda Zamanaşımı

Özel sağlık kuruluşları veya serbest çalışan hekimlere karşı açılacak davalarda, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin niteliğine göre Türk Borçlar Kanunu hükümleri uygulanmaktadır.

Hekim ile hasta arasındaki ilişkinin vekâlet sözleşmesi veya bazı durumlarda eser sözleşmesi olarak nitelendirildiği hallerde zamanaşımı süresi kural olarak:

 - 10 yıl (TBK m.146)

olarak uygulanmaktadır.

Bununla birlikte, tıbbi müdahalenin haksız fiil niteliği taşıdığı durumlarda ise zamanaşımı:

-Zararın ve failin öğrenildiği tarihten itibaren 2 yıl

-Her hâlükârda fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren 10 yıl (TBK m.72)

olarak uygulanmaktadır. Bu nedenle, somut olayda taraflar arasındaki ilişkinin sözleşmesel mi yoksa haksız fiil mi olduğunun doğru tespiti, uygulanacak zamanaşımı süresinin belirlenmesi açısından önem arz etmektedir.

b. Kamu Sağlık Kuruluşlarına Karşı Açılacak Davalarda Zamanaşımı

Kamu hastanelerinde gerçekleştirilen tıbbi müdahaleler nedeniyle açılacak davalar, idarenin hizmet kusuruna dayandığından idari yargıda görülmektedir.

Bu kapsamda 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesi uyarınca:

-Zararın öğrenildiği tarihten itibaren 1 yıl içinde

-Her hâlükârda eylem tarihinden itibaren 5 yıl içinde

idareye başvuru yapılması gerekmektedir. İdareye yapılan başvurunun reddi veya zımnen reddi üzerine, dava açma süresi içinde idari yargıda tam yargı davası açılabilecektir.

c. Zamanaşımının Uygulamadaki Önemi

Malpraktis davalarında zamanaşımı, davanın esasına girilmeden reddine yol açabilecek nitelikte olup, uygulamada sıklıkla karşılaşılan bir usuli itirazdır.

Özellikle:

-Zararı öğrenme tarihinin tespiti

-Komplikasyon ile malpraktis ayrımının yapılması

-Tıbbi sürecin ne zaman tamamlandığının belirlenmesi

zamanaşımı başlangıcının belirlenmesi bakımından önem taşımaktadır. Bu nedenle, her somut olayda zamanaşımı süresi dikkatle değerlendirilerek dava stratejisinin buna göre belirlenmesi gerekmektedir.

SONUÇ

Tıbbi müdahalenin hukuka uygunluğu; yetkili kişi tarafından gerçekleştirilmesi, tıbbi standartlara uygunluk, endikasyon bulunması ve hastanın aydınlatılmış rızasının alınması şartlarına bağlıdır. Bu şartların varlığı halinde ortaya çıkan olumsuz sonuçlar kural olarak komplikasyon kapsamında değerlendirilmekte ve hekimin sorumluluğuna gidilememektedir.

Buna karşılık, tıbbi standartlara aykırı davranılması, gerekli dikkat ve özen yükümlülüğünün ihlal edilmesi ve bu ihlal ile meydana gelen zarar arasında illiyet bağının kurulması halinde malpraktis söz konusu olacak ve hekimin hukuki sorumluluğu doğacaktır.

Hekimin kamu veya özel sağlık kuruluşunda görev yapmasına göre sorumluluğun yöneltileceği merci ve uygulanacak yargı yolu değişiklik göstermektedir. Ayrıca 2022 yılında yapılan yasal düzenleme ile sağlık meslek mensuplarına ilişkin ceza soruşturmalarının izin sistemine bağlanması, uygulamada önemli bir koruma mekanizması oluşturmuştur.

Bu çerçevede, malpraktis davalarının değerlendirilmesinde yalnızca zararın varlığı değil, zararın niteliği, tıbbi standartlara uygunluk ve illiyet bağı birlikte ele alınmalıdır.

Av. Şeymanur Elmas

Kaynakça:

1. Hakeri, Tıp Ceza Hukuku, s. 31

2. Hasta Hakları Yönetmeliği (Resmî Gazete Tarihi: 01.08.1998 Resmî Gazete Sayısı: 23420)

3. Yargıtay 3. HD., E. 2025/3862 K. 2025/4767 T. 13.10.2025

4. T.C. D A N I Ş T A Y ONBEŞİNCİ DAİRE Esas No: 2015/6119 Karar No: 2015/5733

5. Yargıtay HGK., E. 2014/77 K. 2015/1712 T. 19.6.2015

6. Yargıtay 13. HD., E. 2009/15373 K. 2010/5157 T. 15.4.2010

7. Yargıtay 15. HD., E. 2008/969 K. 2008/6813 T. 14.11.2008

MAKALEYİ PAYLAŞIN
MAKALEYİ YAZDIRIN