1. GİRİŞ
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 531. maddesi ile
anonim şirketlerde azınlık pay sahiplerine, haklı sebeplerin varlığı halinde
şirketin feshini talep etme imkânı tanınmıştır. Anılan düzenleme ile şirket
çoğunluğunun yönetim gücünü kötüye kullanması, azınlığın şirket
faaliyetlerinden sistematik şekilde dışlanması veya ortaklık ilişkisinin
çekilmez hale gelmesi gibi durumlarda azınlık pay sahiplerinin korunması
amaçlanmıştır.
Bununla birlikte uygulamada, haklı sebeple fesih talepleri
ile birlikte davacı pay sahipleri tarafından sıklıkla şirket yönetimine
müdahale edilmesini sağlayacak geçici hukuki koruma taleplerinin de ileri
sürüldüğü görülmektedir. Bu kapsamda özellikle anonim şirkete kayyım atanması,
şirket yönetiminin denetlenmesi amacıyla denetim kayyımı görevlendirilmesi veya
şirket malvarlığının devrinin engellenmesine yönelik ihtiyati tedbir kararları
verilmesi talep edilmektedir.
İşbu çalışmada öncelikle anonim şirketlerde haklı sebeple
fesih davasının hukuki niteliği ve mahkemenin müdahale sınırları incelenecek;
akabinde haklı sebeple fesih davalarında kayyım atanması talepleri Türk Medeni
Kanunu hükümleri, doktrindeki görüşler ve yargı kararları ışığında
değerlendirilecektir. Son olarak ise şirket malvarlığı üzerine ihtiyati tedbir
konulmasına ilişkin talepler, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici hukuki
korumalara ilişkin hükümleri çerçevesinde ele alınacaktır.
2. HAKLI SEBEPLE FESİH DAVASININ HUKUKİ NİTELİĞİ VE
MAHKEMENİN MÜDAHALE SINIRLARI
TTK m. 531 hükmü ile anonim şirketlerde belirli bir sermaye
oranını temsil eden azınlık pay sahiplerine, haklı sebeplerin varlığı halinde
şirketin feshini talep etme hakkı tanınmıştır. Buna göre sermayenin en az onda
birini, halka açık şirketlerde ise yirmide birini temsil eden pay sahipleri,
haklı sebeplerin varlığı halinde şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye
ticaret mahkemesinden şirketin feshini isteyebilecektir.
Bununla birlikte TTK m. 531 hükmünün amacı her uyuşmazlıkta
şirketin feshini sağlamak değildir. Nitekim madde metninde mahkemeye, fesih
yerine davacı pay sahiplerinin paylarının karar tarihine en yakın tarihteki
gerçek değerlerinin ödenerek şirketten çıkarılmaları veya duruma uygun ve kabul
edilebilir başka bir çözüme karar verilmesi hususunda geniş bir takdir yetkisi
tanınmıştır.
Doktrinde de haklı sebeple fesih davasının istisnai nitelikte
olduğu ve şirketin feshinin son çare (ultima ratio) olarak değerlendirilmesi
gerektiği kabul edilmektedir. Bu nedenle mahkeme tarafından öncelikle
uyuşmazlığı giderebilecek daha hafif tedbirlerin veya alternatif çözüm
yollarının bulunup bulunmadığı araştırılmalı, şirketin devamını sağlayacak
makul çözümler mevcut ise feshe ancak son aşamada başvurulmalıdır.
Haklı sebeple fesih davasının söz konusu niteliği, mahkemenin
şirket yönetimine müdahale yetkisinin sınırlarının belirlenmesi bakımından da
önem taşımaktadır. Zira anonim şirketlerde yönetim kurulu ve genel kurul, kanun
tarafından öngörülmüş zorunlu organlar olup bunların görev ve yetkileri
doğrudan kanundan kaynaklanmaktadır. Şirket yönetiminin nasıl yürütüleceği,
yönetim kurulu üyelerinin seçimi veya görevden alınması, şirket politikalarının
belirlenmesi ve kâr dağıtımı gibi hususlar kural olarak şirket içi organların
yetki alanında bulunmaktadır.
Bu nedenle haklı sebeple fesih davası açılmış olması,
mahkemeye şirket yönetiminin yerine geçme veya şirket faaliyetlerini
yönlendirme yetkisi vermez. Mahkemenin görevi, ileri sürülen haklı sebeplerin
varlığını değerlendirmek ve uyuşmazlığın çözümü bakımından kanunun öngördüğü
tedbirlere hükmetmekten ibarettir. Aksi yöndeki bir yaklaşım, anonim
şirketlerin temelini oluşturan organlar sisteminin zedelenmesi sonucunu
doğuracaktır.
Bu çerçevede uygulamada sıklıkla karşılaşılan kayyım atanması
taleplerinin de, anonim şirketlerde mahkeme müdahalesinin sınırları gözetilerek
ve yalnızca kanunda öngörülen istisnai koşulların varlığı halinde
değerlendirilmesi gerekmektedir.
3. HAKLI SEBEPLE FESİH DAVALARINDA KAYYIM ATANMASI
TALEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Haklı sebeple fesih davalarında sıklıkla karşılaşılan
taleplerden biri, davalı anonim şirkete tedbiren kayyım atanmasıdır. Özellikle
azınlık pay sahipleri tarafından açılan davalarda, şirket yönetiminin kötü
yönetildiği, şirket malvarlığının zarara uğratıldığı veya yönetim kurulunun
görev süresinin sona erdiği gerekçeleriyle mahkemeden yönetim ve temsil kayyımı
ya da denetim kayyımı atanması talep edilmektedir.
Bu noktada belirtmek gerekir ki, Türk Ticaret Kanunu'nda
anonim şirketlere kayyım atanmasına ilişkin özel bir düzenleme bulunmamaktadır.
Bu nedenle anonim şirketlere kayyım atanmasına ilişkin taleplerin
değerlendirilmesinde Türk Medeni Kanunu'nun ("TMK") kayyımlığa
ilişkin hükümlerinin dikkate alınması gerekmektedir.
TMK’nın 403. maddesinin ikinci fıkrasında kayyımın belirli
işleri görmek veya malvarlığını yönetmek amacıyla atanacağı düzenlenmiştir. TMK
m.426’da vesayet makamının, maddede yazılı olan veya kanunda gösterilen diğer
hallerde ilgilisinin isteği üzerine veya re'sen temsil kayyımı atayacağı,
kayyım atamasının yasal temsilcinin görevini yerine getirmesine bir engel
olmayacağı; m.427’de ise bir tüzel kişi gerekli organlardan yoksun kalmış ve
yönetimi başka yoldan sağlanamamışsa kayyım atanacağına ilişkin düzenlemeler
yapılmıştır.
Özellikle TMK m. 427/4 hükmü uyarınca, bir tüzel kişinin
gerekli organlardan yoksun kalması ve yönetimin başka yoldan sağlanamaması
halinde kayyım atanabileceği kabul edilmektedir.
Bu çerçevede anonim şirketlerde kayyım atanabilmesi için
öncelikle şirketin zorunlu organlardan yoksun kalmış olması veya mevcut
organların hukuken ya da fiilen işlevsiz hale gelmesi gerekmektedir. Diğer bir
ifadeyle, şirket yönetiminin olağan mekanizmalarla sürdürülemediği ve ortaya
çıkan yönetim boşluğunun başka bir yöntemle giderilemediği durumlarda kayyım
atanması gündeme gelebilecektir.
Nitekim Yargıtay. 11. Hukuk Dairesi’nin 08/03/2018 Tarih ve
2016/7714 E-2018/1804 K. sayılı kararında da “Yönetim kayyımı
atanabilmesi için şirketin yönetim kurulunun bir şekilde oluşturulmasının
mümkün olmaması ve bu boşluğun başkaca hukuki yollarla giderilmemiş olması
şarttır. Şirketin seçilmiş yönetim kurulu bulunduğu takdirde organ yokluğundan
söz etmek mümkün olmadığı gibi, mevcut yönetim kurulunun, çalışamaz halde
olması da TTK'nın sistematiği içinde giderilmesi her zaman mümkün bir durumdur.”
şeklinde değerlendirme yapılmıştır.
TTK’da, mahkemeye anonim ortaklık yönetim kurulu üyelerini
(gerekçe ne olursa olsun) görevden alma ve yerlerine yenilerini atama yetkisi
tanımamıştır; bu yetki genel kurula aittir. Bu nedenle mahkemenin yönetim
kurulu üyelerini yönetim ve temsil yetkilerinin ellerinden alması sonucunu
doğuran yönetim kayyımı atanması kararını ancak bu yetkilerin hukuken veya
fiilen kullanılamadığı hallere özgü olarak verilebilmesi gerekir.
Bununla birlikte şirket yönetiminin kötü olduğu, yönetim
kurulunun hatalı kararlar aldığı veya azınlık pay sahiplerinin şirket
politikalarını benimsemediği yönündeki iddialar tek başına kayyım atanmasını
haklı kılmaz.
Nitekim Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi'nin
2025/996 E. 2025/895 K. sayılı ve 11.09.2025 tarihli kararında da “Şu halde hakim,
şirketin iyi yönetilmediği gerekçesiyle yönetim kayyımı atayamaz; diğer bir
anlatımla, hakim şirket yönetiminde "yerindelik" denetimi yapamaz.
MK’nin 427/4.maddesinin amacı şirketi daha iyi bir yönetime kavuşturmak
değildir; bu olgu şirketin iç sorunudur. Şirket yönetiminin izlemek ve
değerlendirmek yetkisi münhasıran genel kurula aittir. Yönetimi beğenmeyen ve
yerinde bulmayan genel kurul, yönetim kurulu üyelerine görevden alabilir,
tekrar seçmeyebilir; ibra etmeyebilir ve haklarında sorumluluk davası
açılmasına karar verebilir.” şeklinde değerlendirme yapılmıştır.
Gerçekten de Yönetim kurulu üyelerinin şirketi özensiz
yönettiği, hatta görev ve yetkilerini kötüye kullandıkları iddiaları
da kayyım atanması yoluyla çözümlenemez. Ortaklar bu iddiaları genel
kurula taşıyıp orada sorunlara çözüm arayabilirler. Bu konuda TTK’nin 37.
maddedeki bilgi alma ve inceleme, 438. maddedeki özel denetim isteme, 553
vd.'da ki yönetim kurulu üyeleri aleyhine sorumluluk davası açma, 445 ve 447
uyarınca genel kurul ve yönetim kurulu kararları aleyhine iptal ve butlan
davaları açma ve (azlık olarak) 531. maddeye göre şirketin haklı sebeple
feshini dava etme haklarından yararlanabilirler. Kısaca ortaklar bütün bu
konulardaki ihlal iddialarını ve azınlığın çoğunluk tarafından ezildiği
yakınmalarına TTK’nin tanıdığı bireysel ya da azlık hakları ile çözüm aramak
zorundadırlar. Bu yolda gitmeyerek anılan gerekçelerle mahkemeden şirkete
yönetim kayyımı atanmasını istemek mümkün değildir. [1]
Sonuç itibariyle, anonim şirketlerde kayyım atanması, şirket
yönetiminin beğenilmemesi, yönetim kurulu kararlarının yerinde bulunmaması veya
azınlık pay sahiplerinin çoğunluk ile yaşadığı uyuşmazlıkların çözümü amacıyla
başvurulabilecek bir kurum değildir. Kayyım atanabilmesi ancak şirketin zorunlu
organlardan yoksun kalması ve yönetimin başka suretle sağlanamaması gibi
istisnai koşulların varlığı halinde mümkündür.
4. HAKLI SEBEPLE FESİH DAVALARINDA İHTİYATİ TEDBİR
TALEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Haklı sebeple fesih davalarında davacı pay sahipleri
tarafından sıklıkla ileri sürülen bir diğer talep ise şirket malvarlığı üzerine
ihtiyati tedbir konulmasıdır. Uygulamada özellikle şirket taşınmazlarının,
araçlarının, iştirak paylarının veya diğer malvarlığı unsurlarının üçüncü
kişilere devrinin önlenmesi amacıyla ihtiyati tedbir kararı verilmesi talep
edilmektedir.
Öncelikle belirtmek gerekir ki, ihtiyati tedbir kurumu, 6100
sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 389 ve devamı maddelerinde
düzenlenmiş olup, mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişiklik nedeniyle
hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından, tamamen imkânsız hale
geleceğinden veya gecikme sebebiyle ciddi bir zararın doğacağından endişe
edilmesi halinde başvurulabilen geçici hukuki koruma tedbirlerinden biridir.
HMK m.389 hükmü uyarınca ihtiyati tedbir kararı verilebilmesi
için, talepte bulunan tarafın korunmaya değer bir hakkının bulunması yeterli
olmayıp aynı zamanda bu hakkın derhal korunmasını gerekli kılan somut bir
tehlikenin de mevcut olması gerekir. Bunun yanında HMK m.390/3 hükmü gereğince
ihtiyati tedbir talep eden taraf, dayandığı hakkın varlığını ve tedbir sebebini
yaklaşık ispat ölçüsünde ortaya koymakla yükümlüdür.
Nitekim İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi'nin
2023/1950 E., 2023/1788 K. sayılı ve 02.11.2023 tarihli kararında da “Diğer
yandan soyut olarak şirketin mal varlığı üzerinde fiktif ve muvazaalı işlemler
yapılarak şirket ortaklar ve alacaklıların zarara uğratılacağı belirtilmiş ise
de buna ilişkin herhangi bir kanıt sunulmamıştır. Fesih talep edilmesiyle
şirketin mal varlığının olaylı şekilde dava konusu olması nedeniyle taşınmaza
yönelik tedbirin reddedilme gerekçesi yerinde olmamakla birlikte, yönetim
kurulu üyesinin şirket mal varlığını azaltıcı bir işlem yaptığı veya şirketi
zarara uğrattığına, şirket menfaatlerine aykırı şekilde taşınmazı elden
çıkarmaya çalıştığına ilişkin yaklaşık ispat ölçüsünde herhangi bir kanıt
sunulmaması nedeniyle, mahkemece tedbir talebinin reddine karar verilmesi
sonucu itibariyle doğrudur.” şeklinde değerlendirme yapılmıştır.
Yerleşik yargı içtihatları uyarınca, davacı pay sahiplerinin, şirket malvarlığının ileride
kaçırılabileceği, muvazaalı işlemlere konu edilebileceği veya şirket
yöneticilerinin şirketi zarara uğratabileceği yönündeki soyut endişeleri, tek
başına ihtiyati tedbir kararı verilmesi için yeterli değildir.
Sonuç olarak, haklı sebeple fesih davasının açılmış olması
tek başına ihtiyati tedbir kararı verilmesini gerektirmez. Davacı pay
sahiplerinin, şirket malvarlığının azaltılmasına veya dava sonunda elde
edilmesi muhtemel hakkın ciddi şekilde tehlikeye düşmesine yol açabilecek somut
vakıaları ortaya koymaları ve bu vakıaları yaklaşık ispat ölçüsünde
desteklemeleri zorunludur. Aksi yöndeki bir yaklaşım, ihtiyati tedbir kurumunun
amacını aşarak şirket faaliyetlerinin gereksiz şekilde kısıtlanmasına ve anonim
şirketlerin kurumsal işleyişine ölçüsüz müdahalelere yol açabilecektir.
5. SONUÇ
Anonim şirketlerde haklı sebeple fesih davası, azınlık pay
sahiplerinin korunmasını amaçlayan önemli bir hukuki mekanizma olmakla
birlikte, şirketin sona erdirilmesine kadar uzanabilen sonuçları nedeniyle
istisnai nitelikte bir dava türüdür. Bu nedenle gerek TTK m. 531 hükmü gerek
doktrinde hâkim olan görüşler uyarınca şirketin feshi son çare olarak
değerlendirilmeli; şirketin devamını sağlayabilecek alternatif çözümler
öncelikle göz önünde bulundurulmalıdır.
Haklı sebeple fesih davalarında sıklıkla ileri sürülen kayyım
atanması talepleri bakımından da aynı yaklaşım geçerlidir. Türk Ticaret
Kanunu'nda anonim şirketlere kayyım atanmasına ilişkin özel bir düzenleme
bulunmamakta olup, bu taleplerin Türk Medeni Kanunu'nun kayyımlığa ilişkin
hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Buna göre kayyım
atanabilmesi ancak şirketin zorunlu organlardan yoksun kalması ve yönetimin
başka şekilde sağlanamaması gibi istisnai koşulların varlığı halinde mümkün olabilecektir.
Şirket yönetiminin kötü olduğu, yönetim kurulu kararlarının yerinde bulunmadığı
veya azınlık pay sahiplerinin yönetim politikalarını benimsemediği yönündeki
iddialar ise tek başına kayyım atanmasını haklı kılmamaktadır.
Benzer şekilde, şirket malvarlığı üzerine ihtiyati tedbir
konulmasına yönelik taleplerin de HMK m. 389 ve devamı hükümlerinde düzenlenen
şartlar çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir. İhtiyati tedbir kararı
verilebilmesi için davacının yalnızca bir hak iddiasında bulunması yeterli
olmayıp, aynı zamanda hakkın elde edilmesinin ciddi şekilde tehlikeye
düşeceğini gösteren somut vakıaların mevcut olması ve bu hususların yaklaşık
ispat ölçüsünde ortaya konulması gerekmektedir. Şirket malvarlığının ileride kaçırılabileceği
veya yöneticilerin şirkete zarar verebileceği yönündeki soyut iddialar ise
ihtiyati tedbir kararı verilmesi bakımından yeterli kabul edilmemelidir.
Nihayetinde, haklı sebeple fesih davalarında ileri sürülen
kayyım atanması ve ihtiyati tedbir talepleri, şirket yönetimine doğrudan
müdahale sonucunu doğurabilecek nitelikte geçici hukuki koruma talepleridir. Bu
nedenle mahkemeler tarafından söz konusu talepler değerlendirilirken anonim
şirketlerin organlar sistemi, şirketlerin faaliyet özgürlüğü, çoğunluk ilkesi
ve ölçülülük prensibi gözetilmeli; geçici hukuki koruma kurumlarının şirket içi
uyuşmazlıkların çözümünde bir baskı veya müdahale aracına dönüşmesine izin
verilmemelidir.
Av. Ezgi Karpınar
Kaynakça:
1.
Prof. Dr.
Ersin Çamoğlu, Anonim Ortaklığa Yönetim Kayyımı Atanması, İstanbul Barosu
Dergisi, Cilt 91, Sayı 5, Yıl 2017, sahife 17,24 ve 25.