1. Giriş
4054
sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un “Yerinde İnceleme” başlıklı 15.
maddesi, Rekabet Kurulu’na, Kanun’la kendisine tevdi edilen görevleri yerine
getirirken gerekli gördüğü durumlarda teşebbüsler ve teşebbüs birlikleri
nezdinde yerinde inceleme gerçekleştirme yetkisi tanımaktadır. Anılan düzenleme
uyarınca Kurul; teşebbüslerin veya teşebbüs birliklerinin defter ve
belgelerini, fiziki ya da elektronik ortamda ve bilişim sistemlerinde tutulan
her türlü veri ve dokümanı inceleyebilmekte; bunların kopyalarını ve fiziki
örneklerini alabilmekte; belirli hususlarda yazılı veya sözlü açıklama talep
edebilmekte ve teşebbüslerin malvarlığı unsurları üzerinde yerinde inceleme
yapabilmektedir. İncelemeler, Kurul bünyesinde görev yapan uzmanlar eliyle yürütülmekte
olup, bu kişiler incelemenin konusu ve amacını, ayrıca yanlış ya da yanıltıcı
bilgi verilmesi halinde idari para cezası uygulanacağını gösteren yetki
belgelerini ibraz etmek suretiyle hareket etmektedir.
Teşebbüsler
ise talep edilen bilgi ve belgelerin suretlerini sunmakla yükümlüdür. Yerinde
incelemenin fiilen engellenmesi ya da engellenme ihtimalinin ortaya çıkması
halinde ise, incelemenin sulh ceza hâkimi kararıyla gerçekleştirilmesi
öngörülmüştür.
Bu
çerçevede Kanun, kural olarak Kurul’a, herhangi bir hâkim kararına veya ön
onaya ihtiyaç olmaksızın, kendi kararıyla teşebbüslerin malvarlığı unsurlarına
ilişkin mahallinde inceleme yapabilme imkânı tanımaktadır. Ayrıca Kurul,
incelemenin zorlaştırılması veya engellenmesi durumunda idari para cezası
uygulama yetkisine de sahiptir.
Öte
yandan, Anayasa’nın 21. maddesi, konut dokunulmazlığını güvence altına almakta;
millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve
ahlâkın korunması ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması gibi
sebepler dışında ve usulüne uygun verilmiş bir hâkim kararı bulunmaksızın
konuta girilemeyeceğini, arama yapılamayacağını ve eşyaya el konulamayacağını
hükme bağlamaktadır. Gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde yetkili merciin
yazılı emriyle işlem yapılabilmekte; ancak bu kararın yirmi dört saat içinde
hâkim onayına sunulması ve hâkimin kırk sekiz saat içinde kararını açıklaması
gerekmektedir; aksi halde el koyma kendiliğinden hükümsüz hale gelmektedir.
Her ne
kadar söz konusu hüküm “konut dokunulmazlığı” başlığını taşımakta ise de, temel
hak ve özgürlükler rejimi içerisinde değerlendirildiğinde, bu güvencenin
yalnızca konutla sınırlı olmadığı; işyerlerinin de dokunulmazlık kapsamında
anayasal korumadan yararlanabileceği kabul edilmektedir. Halihazırda Anayasa Mahkemesine
“Ford Otosan” kararı ile konu edilen yerinde inceleme yetkisi bu sefer Danıştay
13. Dairesi ile Ankara 11. İdare Mahkemesi’nin, Kurul tarafından verilen idari
para cezalarına karşı açılan davalarda yaptıkları itiraz başvuruları üzerine
AYM’ye taşınmıştır.
2.
Kararın İncelenmesi
Anayasa
Mahkemesi, 6 Kasım 2025 tarihli ve E.2023/174, K.2025/224 sayılı kararıyla, 17
Şubat 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren hükmü
çerçevesinde, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 15. maddesinde
düzenlenen yerinde inceleme yetkisinin Anayasa’ya aykırı olmadığı sonucuna
oyçokluğuyla ulaşmıştır. Söz konusu karar, yukarıda yer verildiği üzere Mahkeme’nin
2023 yılında Ford Otomotiv Sanayi A.Ş.’nin bireysel başvurusu üzerine verdiği
ve uygulamada “Ford Otosan kararı” olarak anılan içtihadından sonra, aynı kanun
hükmünün bu kez somut norm denetimi kapsamında ele alınmış olması bakımından
önem arz etmektedir. Anılan bireysel başvuru kararında Mahkeme, yerinde
incelemelerin uygulanış biçiminin Anayasa’nın 21. maddesinde güvence altına
alınan konut dokunulmazlığı hakkı yönünden sorun doğurabileceğine ve hâkim
kararı olmaksızın gerçekleştirilen incelemelerin anayasal güvencelerle
bağdaşmayabileceğine işaret etmişti. İtiraz yoluna başvuran mahkemeler,
Danıştay 13. Dairesi ile Ankara 11. İdare Mahkemesi’dir. Başvurularda, RKHK m.
15’te yer alan iki ayrı düzenlemenin Anayasa’ya uygunluğu tartışılmıştır. Bunlardan
ilki, Rekabet Kurulu’na “gerekli gördüğü hâllerde” teşebbüsler ve teşebbüs
birlikleri nezdinde yerinde inceleme yapma yetkisi tanıyan birinci fıkradır.
İkincisi ise, incelemenin engellenmesi ya da engellenme ihtimalinin bulunması
durumunda sulh ceza hâkimi kararıyla yerinde inceleme yapılabileceğini öngören
üçüncü fıkradır. Mahkeme, bu iki hükmü ayrı değerlendirmiş; üçüncü fıkra
bakımından usule, birinci fıkra bakımından ise esasa ilişkin inceleme
yapmıştır.
AYM,
itiraza konu davaların, 15. maddenin üçüncü fıkrası uyarınca alınmış bir hâkim
kararına dayalı işlemlerden değil; 16. madde kapsamında uygulanan idari para
cezalarından kaynaklandığını tespit etmiştir. Bu nedenle, üçüncü fıkranın somut
uyuşmazlıklarda uygulanabilir nitelikte olmadığı sonucuna ulaşılmış ve
başvurular yetkisizlik gerekçesiyle usulden reddedilmiştir.
Mahkeme,
birinci fıkrayı Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devleti ilkesi ile
167. maddede Devlet’e yüklenen rekabeti koruma ve piyasaların düzenli
işlemesini sağlama ödevleri çerçevesinde incelemiştir. Kararda, yerinde
inceleme yetkisinin, Anayasa m. 167 kapsamında Devlet’e verilen rekabet
düzenini tesis etme amacına hizmet ettiği belirtilmiştir. Hukuk devleti ilkesi
bakımından ise normların belirli ve öngörülebilir olması gerektiği vurgulanmış;
“gerekli gördüğü hâllerde” ibaresinin Kurul’a sınırsız ve keyfî bir yetki
tanımadığı, aksine Kanun’da öngörülen görev alanı ve rekabet ihlallerinin
ortaya çıkarılması amacıyla sınırlı olduğu ifade edilmiştir. Ayrıca, yerinde
incelemelerin yetkili uzmanlar tarafından ve yetki belgesi ibraz edilerek
gerçekleştirildiği; fiziksel müdahale veya zor kullanmanın ise ancak sulh ceza
hâkimi kararıyla mümkün olduğu belirtilmiştir. Bu çerçevede Kurum’un
kendiliğinden zor kullanma yetkisine sahip olmadığına dikkat çekilmiştir. Mahkeme,
rekabet ihlallerinin çok çeşitli ve öngörülmesi güç şekillerde ortaya
çıkabileceğini, bu nedenle kanun koyucunun her ihtimali ayrıntılı biçimde
düzenlemesinin mümkün olmadığını değerlendirmiştir. Yerinde inceleme yapılıp
yapılmayacağının somut olayın şartlarına göre belirlenmesi, yasama organına
tanınan takdir yetkisinin bir uzantısı olarak görülmüştür.
Sonuç
itibarıyla AYM, 15. maddenin birinci fıkrasında yer alan ibarenin belirsizlik
içermediği ve hukuk devleti ilkesine aykırılık teşkil etmediği kanaatine
varmış; düzenlemenin Anayasa’nın 2. ve 167. maddelerine uygun olduğuna
hükmetmiştir.
Kararda
dikkat çeken bir diğer husus, Mahkeme’nin incelemesini Anayasa’nın 13.
maddesinde düzenlenen temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması rejimi ile
21. maddede güvence altına alınan konut dokunulmazlığı hakkı çerçevesinde
yapmamış olmasıdır. Ayrıca, önceki bireysel başvuru kararına açık bir gönderme
de yer almamıştır.
3. Karşı
Oylar
Yukarıda
değinildiği üzere karar oy çokluğu ile alınmıştır. Karşı oy gerekçelerinde ise
temel olarak Ford Otosan kararı ve içeriğinden bahsedilmekte, itiraz konusu
düzenlemenin Anayasa’nın 21. maddesinde güvence altına alınan konut
dokunulmazlığı çerçevesinde ele alınması gerektiğini belirtilmektedir. Karşı
oylara göre, Kurul kararıyla yetkilendirilen görevlilere, hâkim kararı
olmaksızın denetim kapsamındaki işyerlerinin konut niteliği taşıyan bölümlerine
girme, burada bulunan kayıt ve verileri inceleme ve örnek alma imkânı
tanınmaktadır. Ancak bu yetki, yalnızca gecikmesinde sakınca bulunan durumlarla
sınırlandırılmamış; genel ve sürekli biçimde kullanılabilecek bir yetki olarak
düzenlenmiştir. Hâkim kararının ise ancak ilgililerin denetime rıza göstermemesi
halinde devreye girdiği, dolayısıyla anayasal güvencenin istisnai bir aşamaya
bağlandığı belirtilmiştir. Ayrıca, işlem sonrasında anayasal anlamda bir hâkim
denetimi mekanizmasının açıkça öngörülmediği de vurgulanmıştır. Bu
gerekçelerle, kuralın Anayasa’nın 13. ve 21. maddelerinde yer alan güvencelerle
bağdaşmadığı ve iptal edilmesi gerektiği kanaatini ortaya koymuştur.
Yine bir
diğer karşı oy yazısında “gerekli gördüğü hâllerde” ifadesinin, temel haklara
müdahale yetkisini bütünüyle idarenin takdirine bıraktığını belirtilmiştir. Söz
konusu ibarenin, gecikmesinde sakınca bulunan durumları tanımlamadığı, nesnel
ölçütler içermediği ve hangi hâllerde hâkim kararına başvurulacağını açık
biçimde ortaya koymadığı ifade edilmiştir. Bu belirsizliğin, Anayasa’nın 2. ve
13. maddelerinde yer alan kanunilik, belirlilik ve keyfîliğin önlenmesi
ilkeleriyle bağdaşmadığı ileri sürülmüştür.
Ayrıca,
yerinde incelemenin engellenmesi ya da engellenme ihtimalinde sulh ceza hâkimi
kararına başvurulmasını öngören düzenlemenin de somut uyuşmazlık bakımından
uygulanabilir olduğu ve konut dokunulmazlığına müdahale rejiminin ayrılmaz bir
parçasını oluşturduğu belirtilmiştir. karşı oylara göre, hem “gerekli gördüğü
hâllerde” ibaresi hem de hâkim kararına ilişkin hüküm, müdahaleyi yalnızca
gecikmesinde sakınca bulunan durumlarla sınırlamamakta ve hâkim denetimini
istisnai bir aşamaya bağlamaktadır. Bu yönüyle düzenlemenin, Anayasa’nın 21.
maddesiyle güvence altına alınan konut dokunulmazlığını yeterli düzeyde
korumadığı ifade edilmiştir. Karşı oy sahipleri, söz konusu hükümlerin aynı
zamanda kanunilik ve ölçülülük ilkeleri bakımından da Anayasa’nın 13. ve 21.
maddelerine aykırı olduğu sonucuna ulaşmıştır.
Karşı
oyda, çoğunluğun bu içtihattan uzaklaşmasının temel hakların korunması
bakımından geriye gidiş anlamına geldiği ve Mahkeme’nin önceki kararlarıyla
çelişki oluşturduğu ileri sürülmüştür. Sonuç olarak, çoğunluğun yaklaşımının
hem gerekçeli karar ilkesine hem de Anayasa’nın temel hak ve özgürlükleri
güvence altına alma işlevine uygun düşmediği değerlendirmesinde bulunulmuştur.
4. Sonuç
Karşı oy
gerekçelerinde ortaya konulan tespitlerin, anayasal güvenceler bakımından güçlü
ve tutarlı bir çerçeve sunduğu kanaati tarafımca ağır basmaktadır. Zira idareye
tanınan yerinde inceleme yetkisi, niteliği itibarıyla doğrudan doğruya temel
hak alanına temas etmektedir. Bu ölçüde geniş ve fiilî müdahale imkânı içeren
bir yetkinin, anayasal hak ve özgürlüklerden yalıtılmış biçimde ele alınması
mümkün değildir. Özellikle işyerlerinin de Anayasa’nın 21. maddesi kapsamında
korunan mekânlar arasında yer aldığı dikkate alındığında, yerinde inceleme
yetkisinin konut dokunulmazlığı güvencesinden bağımsız değerlendirilmesi
anayasal sistematikle bağdaşmamaktadır. Müdahalenin kapsamı, uygulanma usulü ve
hâkim denetiminin hangi aşamada devreye girdiği hususları, doğrudan doğruya bu
güvencenin özüne ilişkindir. Ayrıca, Anayasa Mahkemesi’nin daha önce verdiği
Ford Otosan kararında aynı norm bağlamında konut dokunulmazlığı yönünden
yaptığı değerlendirme göz önünde bulundurulduğunda, somut norm denetiminde bu
içtihattan tamamen bağımsız bir yaklaşım benimsenmesi hukuki öngörülebilirlik
ve içtihat tutarlılığı bakımından soru işaretleri doğurmaktadır. Anayasal
denetimde yöntem farklılıkları mümkün olmakla birlikte, temel haklara temas
eden bir yetkinin önceki içtihattan kopuk biçimde incelenmesi, anayasal güvence
sisteminin bütünlüğü açısından ikna edici görünmemektedir.
Bu
çerçevede, yerinde inceleme yetkisine ilişkin düzenlemenin; hukuk devleti,
kanunilik ve ölçülülük ilkeleri yanında, konut dokunulmazlığı güvencesi
ışığında değerlendirilmesi gerektiği yönündeki karşı oy görüşlerinin anayasal
hakların korunması bakımından daha güçlü bir temele dayandığı söylenebilir.
Temel haklara müdahale potansiyeli taşıyan idari yetkilerin, anayasal
güvencelerden ve yerleşik içtihattan bağımsız biçimde yorumlanması, hak eksenli
anayasa anlayışıyla bağdaşmamaktadır.
Av. Melda
İz
Kaynakça:
1. Anayasa
Mahkemesinin 6/11/2025 Tarihli ve E: 2023/174, K: 2025/224 Sayılı Kararı
https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/02/20260217-7.pdf
2. 23/3/2023 Tarihli, Ford Otomotiv Sanayi
Anonim Şirketi (B. No: 2019/40991) Anayasa Mahkemesi Başvurusu