I. GİRİŞ
Yargıtay içtihatlarında tasarrufun iptali davası, borçlunun alacaklısını zarara uğratmak kastıyla malvarlığından çıkarmış olduğu mal ve hakların veya bunların yerine geçen değerlerin, tasarruftan zarar gören alacaklı tarafından alacağını elde etmek amacıyla dava açılması ile tekrar borçlunun malvarlığına geçmesini sağlayan bir dava türü olarak tanımlanmaktadır [1]. Tasarrufun iptali davasının dinlenebilmesi için genel dava şartlarının yanında birtakım özel dava şartlarının da gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Bu şartların biri borçlu hakkında kesinleşmiş bir icra takibinin bulunmasıdır. Tasarrufun iptali davalarında, kesinleşmiş icra takibi dava şartının eksikliği, yargılama sürecinde giderilebilir bir eksikliktir. Bununla birlikte, bu tür davalar icra takibine bağlı davalar olduğundan, dava devam ederken borcun ödenmiş olması ya da borçlu hakkında yapılan icra takibinin işlemden kaldırılması halinde dava konusuz kalacaktır [2].
Uygulamada; ilamlı icra takiplerinde, takip dayanağı ilamın istinaf veya temyiz incelemesi sonucunda kaldırılması ya da bozulması halinde, bu durumun tasarrufun iptali davasına etkisinin ne olacağı hususunda tereddütler yaşanmaktadır. Zaman zaman, ilk derece mahkemesi kararlarında hatalı hukuki değerlendirme yapılarak, dayanak ilamın bozulduğu gerekçesiyle artık kesinleşmiş takip şartının ortadan kalktığı kabul edilmekte ve tasarrufun iptali davaları dava şartı yokluğu nedeniyle reddedilmektedir. Ne var ki, ilamlı icra takibinde dayanak ilamın kaldırılması veya bozulması icra takibini ortadan kaldırmamakta, yalnızca takip işlemleri olduğu yerde durmaktadır. Dolayısıyla, bu durumlarda icra takibi hukuki varlığını korumakta ve tasarrufun iptali davası konusuz kalkmamaktadır.
Bu çalışma kapsamında; öncelikle tasarrufun iptali davalarında kesinleşmiş takip şartı incelenecek, ardından ilamlı icra takibinde dayanak ilamın kaldırılması veya bozulmasının icra takibine etkisi İİK m. 40 çerçevesinde değerlendirilecek ve son olarak Yargıtay içtihatları doğrultusunda icra takibinin durmasının tasarrufun iptali davasına etkisi ele alınacaktır.
II. TASARRUFUN İPTALİ DAVALARINDA DAVA ŞARTI OLARAK KESİNLEŞMİŞ TAKİP
Tasarrufun iptali davası, İcra ve İflas Kanunu’nun 277 ve devamı maddelerinde düzenlenmektedir. Bu davanın amacı, borçlunun alacaklıdan mal kaçırma kastıyla gerçekleştirdiği tasarrufların, davacı alacaklı bakımından hükümsüz hale getirilmesini sağlamaktır. Bu yönüyle tasarrufun iptali davası, maddi hukuka ilişkin mutlak bir hükümsüzlük sonucu doğurmamakta; yalnızca davacı alacaklıya, tasarruf konusu mal veya hak üzerinde cebri icra yetkisi tanımaktadır.
Tasarrufun iptali davasının dinlenebilmesi için birtakım özel dava şartlarının bulunması gerekmektedir. Yerleşik Yargıtay içtihatlarında, tasarrufun iptali davası özel şartları; gerçek bir alacağın var olması, borçlu hakkında kesinleşmiş bir icra takibinin bulunması ve iptal konusu tasarrufun borcun doğumundan sonra yapılmış olması şeklindedir:
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu - 2022/58 E. , 2022/1818 K. , 21.12.2022 T.
"Tasarrufun iptali davasının dinlenebilmesi için HMK’nın 114. maddesinde düzenlenen ve bütün davalar için geçerlilik taşıyan genel dava şartları yanında bir takım özel dava şartlarının varlığı da aranmaktadır. Bu özel şartlar, Hukuk Genel Kurulunun 23.10.2013 tarihli ve 2013/17-224 E., 2013/1478 K.; 30.03.2016 tarihli ve 2014/17-843 E., 2016/433 K.; 15.11.2017 tarihli ve 2017/17-2361 E., 2017/1371 K. sayılı kararlarında da belirtildiği gibi davacının gerçek bir alacağının olması, borçlu hakkında kesinleşmiş bir icra takibinin bulunması ve iptal konusu tasarrufun borcun doğumundan sonra yapılmış olmasıdır." [3]
Anılan içtihat uyarınca, borçlu hakkında kesinleşmiş bir icra takibinin mevcut olması gerekmektedir. Zira tasarrufun iptali davası, bağımsız bir alacak davası olmayıp icra takibine bağlı bir dava türüdür.
Bununla birlikte; kesinleşmiş icra takibinin varlığının dava şartı niteliğinde olması, bu şartın tasarrufun iptali davasından önce var olması gerektiği ve yargılama sürecinde şart eksikliğinin giderilemez olduğu anlamına gelmemektedir. Yargılama aşamasında kesinleşmiş olması şartıyla, icra takibine tasarrufun iptali davasından sonra bile başlanabileceği Yargıtay içtihatlarında kabul edilmiştir. Dolayısıyla, tasarrufun iptali davası açıldığı anda, icra takibinin kesinleşmiş olmaması ve dahası icra takibine başlanılmamış olması davanın reddi sebebi değildir [4].
Nitekim Yargıtay içtihatlarında, kesinleşmiş bir icra takibinin mevcut olması dava şartı 6100 sayılı HMK m.115/2 kapsamında sonradan giderilmesi mümkün bir noksanlık olarak kabul edilmektedir:
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu - 2014/843 E. , 2016/433 K. , 30.03.2016 T.
“Ancak HMK’nin 115. maddesinin 2. fıkrasında da ifade edildiği gibi giderilmesi mümkün bir dava şartı noksanlığının bulunması halinde dava hemen reddedilmeyip giderilmesi için süre verilmesi gerekmektedir. İşte giderilebilecek nitelikte bir dava şartının varlığı halinde öncelikle dava şartının tamamlanması için süre verilmesi, bu süre içerisinde eksikliğin giderilmesi halinde davanın esasına girilerek karar verilmesi, aksi halde ise davanın usulden reddine karar verilmesi sözkonusu olabilecektir.
Uygulama ve doktrin tarafından yukarıda da
belirtildiği gibi tasarrufun iptali davasında borçlu hakkında kesinleşmiş bir
icra takibinin bulunması dava şartı olarak kabul edilmekte olup bu niteliğinden
ötürü sözkonusu dava şartı noksanlığının giderilmesi iptal davasına ilişkin
yargılama aşamasında da mümkündür. “ [5]
Görüldüğü üzere, kesinleşmiş icra takibinin mevcut olması dava şartı olarak kabul edilmekle birlikte, bu şartın yargılama sırasında tamamlanabilmesi mümkündür.
III. İLAMLI İCRA TAKİBİNDE DAYANAK İLAMIN KALDIRILMASI VEYA BOZULMASININ İCRA TAKİBİNE ETKİSİ
İlamlı icra takibi, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 24 ile 41. maddeleri arasında düzenlenmiş olup mahkeme ilamına veya ilam niteliğindeki belgelere dayanılarak başlatılan takip türüdür. Bu takip türünde alacak, mahkeme kararıyla tespit edilmiş olduğundan borçlunun borca itiraz etme imkanı bulunmamaktadır.
İlamlı icraya başvurabilmek için kural olarak hükmün kesinleşmiş olması şart değildir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) Geçici 3. maddesinin atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) 443. maddesi gereğince kural olarak temyiz edilmiş olması da (icranın geri bırakılması -tehiri icra- kararı getirilmedikçe) ilamın icrasını durdurmamaktadır. [6]
İlamlı icraya konu ilamın kesinleşmeden icraya konulmasının ardından takibe dayanak teşkil edene ilamın istinaf veya temyiz incelemesi sonucunda kaldırılması ya da bozulması söz konusu olabilmektedir. Bu durumda İİK m. 40 hükmünün uygulanması gerekmektedir.
İİK m. 40/1: Bir ilâmın bölge adliye mahkemesince kaldırılması veya temyizen bozulması icra muamelelerini olduğu yerde durdurur.
Madde lafzından açıkça anlaşılacağı üzere, bozma veya kaldırma kararı ilamlı icra takibini ortadan kaldırmamakta; yalnızca icra işlemlerini olduğu yerde durdurmaktadır. Başka bir anlatımla, bozma kararı geçmişe etkili biçimde takibi hükümsüz hale getirmemekte; yalnızca takip işlemlerinin ilerlemesini geçici olarak engellemektedir. Nitekim Yargıtay içtihatlarında da, dayanak ilamın bozulmasının ilamlı icra takibinin iptali sonucu doğurmadığı açıkça ifade edilmektedir:
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi - 2018/7067 E. , 2018/12270 K. , 27.11.2018 T.
“İcra işlemleri devam ederken ilamın bozulması halinde, icra işlemleri olduğu yerde durur (İ.İ.K m.40/1). Bu hükme göre, ilamın bozulması ile, ilamın icrası sadece olduğu yerde durur; ilamlı icra takibi iptal edilmez.” Hükmün kısmen bozulması ve kısmen onanması halinde, bozulan kısmı için icra işlemleri olduğu yerde durur, hükmün onanan kısmı için ise icra işlemlerine devam edilir. Bir başka yönüyle, mahkeme bozma kararına uyarak yeni bir karar verirse, alacaklı bu yeni ilamın da kesinleşmeden icrasını isteyebilir. Alacaklı, bu yeni ilamın icrasını derdest icra takibi dosyasında isteyebileceği gibi, yeni bir ilamlı icra takibi yapmasına da engel yoktur. Mahkemece bozma kararına karşı direnme kararı verilmesi halinde ise, bununla bozma kararı hükümsüz kalır ve bu nedenle bozma ile icranın durması sonucu da ortadan kalkar. Alacaklı, direnme kararına dayanarak, bozma ile durmuş bulunan ilamlı icra takibine aynı dosyada devam edilmesini isteyebilir. Bozma kararına uyan mahkeme, nitelik ve miktar itibariyle bozulan karara uygun yeni bir karar verirse, alacaklının bu yeni ilamın icrasını derdest icra takibi dosyasında istemesi halinde, borçluya yeniden icra emri gönderilmesine gerek yoktur. Aksi halde, bozma ilamına uyan mahkemece bozmadan sonra verilen yeni ilamda müddeabih ve eklentilerinin değiştirilmesi durumunda, derdest icra takibi dosyasında borçluya ilk icra emri kapsamı dışında yeni bir icra emri gönderilmesi zorunludur.” [7]
Anılan kararda, bozma kararının; icra takibini sona erdirmediği, yalnızca durdurduğu ve takibin hukuki varlığını koruduğu açıkça ifade edilmektedir. Ayrıca kararda, bozma kararı sonrasında takibin ne şekilde devam etmesi gerektiği ihtimalli olarak açıklanmaktadır.
Dolayısıyla, İİK m. 40 hükmü ve Yargıtay içtihatları doğrultusunda, ilamlı icra takibinde dayanak ilamın kaldırılması veya bozulmasının, takibin kesinleşmemesi veya iptal edildiği şeklinde yorumlanması mümkün değildir. Bu durumda, takip yalnızca durmakta; bozma sonrası yapılacak yargılama neticesinde verilecek karara göre hukuki sonuç doğurmaya devam etmektedir.
IV. İLAMLI İCRA TAKİBİNİN DURMASININ TASARRUFUN İPTALİ DAVASINA ETKİSİ
Tasarrufun iptali davasında, kesinleşmiş icra takibi dava şartı yönünden belirleyici olan husus, mevcut ve kesinleşmiş icra takibinin varlığıdır. Zira takip varlığını sürdürdüğü sürece tasarrufun iptali davasının özel dava şartı sağlanmaktadır. Kaldı ki, kesinleşmiş icra takibi dava şartının HMK m.115/2 kapsamında sonradan giderilebilir bir noksanlık olması sebebiyle, kesinleşmiş icra takibi mevcut olmasa dahi bu eksiklik yargılama sürecinde giderilebilmektedir.
Bu sebeplerle, ilamlı icra takibine dayanak ilamın bozulması veya kaldırılması halinde icra takibinin durması, tasarrufun iptali davasının özel dava şartı olan “kesinleşmiş icra takibi” şartını ortadan kaldırmamakta, davanın konusuz kalması söz konusu olmamaktadır.
Nitekim, bu hususta Yargıtay uygulaması istikrarlıdır. Yargıtay’a göre, ilamın bozulması takibi ortadan kaldırmamakta; yalnızca İİK m. 40 uyarınca icra işlemlerini durdurmaktadır. Dolayısıyla, ilamlı icra takibinin konusu ilamın kaldırılması veya bozulması nedeniyle kesinleşmiş takip şartının ortadan kalktığından söz edilemeyeceğinden, aksi yönde kabul ile davanın reddi şekline hüküm tesis edilmesi hukuka aykırıdır:
Yargıtay 17. Hukuk Dairesi - 2015/3577 E. , 2017/11571K. ,12.12.2017 T.
“Somut olayda, takip konusu borç ... Asliye
Ticaret mahkemesinin 2011/10 Esas ve 2011/84 karar sayılı ilamındaki, bu
davanın davacıları lehine hükmedilen vekalet ücreti alacağına ilişkin olup
ilamlı icra şeklinde takibe geçilmiştir. Takip İİK hükümlerine göre kesinleşmiş
ve borçlu adresinde 19.03.2012 tarihinde yapılan hacizde hacze kabil mal
bulunamamıştır. Mahkemece ... Asliye Ticaret mahkemesinin 2011/10 Esas ve
2011/84 karar sayılı ilamının bozulduğu bu hali ile takibin kesinleşmediğinden
gerekçesi ile dava red edilmiştir. Oysa ilamlı takipte takip dayanağı
ilamın bozulması halinde takibin kesinleşmemesi veya iptali söz konusu olmayıp
İİK'nun 40.maddesine göre sadece takip durur, bozma doğrultusunda karar
kesinleşir ve alacaklının bir alacağı olmadığı sabit olursa bu halde takip
sırasında borçludan tahsil edilen şeyler iade edilir. Kaldı ki dosya
içeriği ve UYAP kayıtlarına göre de, takip dayanağı ... Asliye Ticaret
mahkemesinin 2011/10 Esas ve 2011/84 karar sayılı ilamı Yargıtay 11.Hukuk
dairesinin 2012/2238 sayıl kararı ile görevli mahkemesinin İş mahkemesi olduğu
gerekçesi ile görev yönünden bozulmuş, bozma sonrasında ... İş Mahkemesinin
2014/796 Esas 2015/22 Karar sayılı ilamı ile dava maddi tazminat kısmen kabul
edilerek yine davacılar lehine red edilen kısım yönünden vekalet ücretine
hükmedilmiş, bu karar da Yargıtay 9.hukuk Dairesinin 2015/9903 Esas 2017/950
Karar sayılı ilamı ile manevi tazminat istemi yönünden bozulmuş ancak maddi
tazminat yani davacıların alacaklarının doğduğu tazminat yönünden temyiz istemi
red edilmiş ve bu karar aleyhine yapılan karar düzeltme isteği de red olmuştur.
Bu durumda davacıların vekalet ücreti alacakları bulunduğu da sabit olmuştur.
Mahkemece, ön koşulları mevcut olan davanın esası hakkında inceleme yapılarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, İİK'nun 40.maddesi ve diğer olgular dikkate alınmadan yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.”
Bununla birlikte, uygulamada takip dayanağı ilamın akıbetinin HMK m. 165 kapsamında bekletici mesele yapılması gerektiği kabul edilmektedir:
İzmir BAM, 5. HD. - 2019/1440 E. , 2020/1747 K. , 11.12.2020 T.
“Bu tür davaların görülebilmesi için, diğer
dava koşullarının yanında borçlu hakkındaki takibin kesinleşmiş olması
gerekmektedir.
Somut olayda, takip konusu borç, İzmir 1.Asliye Ticaret mahkemesinin 2014/498 Esas ve 2015/1089 Karar sayılı ilamındaki alacağa ilişkin olup, ilamlı icra şeklinde takibe geçilmiştir. Takip, İİK hükümlerine göre kesinleşmiştir. Mahkemece takip dayanağı ilamın bozulduğu bu hali ile takibin kesinleşmediğinden gerekçesi ile dava red edilmiştir. Oysa ilamlı takipte takip dayanağı ilamın bozulması halinde takibin kesinleşmemesi veya iptali söz konusu olmayıp İİK'nun 40.maddesine göre sadece takip durur, bozma doğrultusunda karar kesinleşir ve alacaklının bir alacağı olmadığı sabit olursa bu halde takip sırasında borçludan tahsil edilen şeyler iade edilir. Bu durumda, anılan dosyanın bekletici mesele yapılarak yargılama sonunda tahsili gereken bir alacağının varlığının saptanması halinde, davanın esasına girilerek İİK'nun 277 ve devamı maddelerine göre inceleme yapılması gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. (Yargıtay 17.HD'nin 2014/21254 E, 2017/2725 K).”
Anılan kararlar birlikte değerlendirildiğinde; bozma veya kaldırma kararının tasarrufun iptali davasındaki kesinleşmiş takip şartını ortadan kaldırmadığı açıkça görülmektedir. Bu durumlarda mahkemece yapılması gereken, icra takibine konu ilama ilişkin yargılamayı bekletici mesele yapmak ve tahsili gereken bir alacağın varlığının tespit edilmesi halinde davanın esası hakkında hüküm kurmaktır.
Şayet bozma sonrası yapılacak yargılama neticesinde alacağın mevcut olmadığı kesin biçimde ortaya çıkarsa, artık icranın iadesi söz konusu olacak ve tasarrufun iptali davası konusuz kalacaktır. Buna karşılık, yargılama sonucunda alacaklının alacağı sabit olursa tasarrufun iptali davasının esasına girilerek karar tesis edilmesi gerekmektedir.
Dolayısıyla, sırf takip dayanağı ilamın bozulmuş olması gerekçesiyle kesinleşmiş takip şartının ortadan kalktığının kabulü ile davanın reddine karar verilmesi; İİK m. 40 hükmüne, HMK m. 115/2 hükmüne ve Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına açıkça aykırılık teşkil etmektedir.
V. SONUÇ
Tasarrufun iptali davası, borçlunun alacaklıyı zarara uğratmak kastıyla gerçekleştirdiği tasarrufların, alacaklı yönünden hükümsüz kılınmasını sağlayan bir dava türüdür. Bu davanın dinlenebilmesi için aranan “borçlu hakkında kesinleşmiş icra takibi bulunması” şeklinde özel dava şartı, Yargıtay içtihatlarında da kabul edildiği üzere dava açıldığı anda mevcut olmasa dahi yargılama sürecinde tamamlanabilir niteliktedir.
Bununla birlikte, ilamlı icra takibinde dayanak ilamın kaldırılması veya bozulması, İİK m. 40 hükmü gereğince icra takibini ortadan kaldırmamakta; yalnızca icra işlemlerini olduğu yerde durdurmaktadır. Bu nedenle, icra takibine konu ilam hakkında bozma veya kaldırma kararı verilmiş olması, işbu icra takibine dayanılarak açılan tasarrufun iptali davası yönünden kesinleşmiş icra takibi dava şartının ortadan kaldırmamaktadır.
Yargıtay içtihatlarına göre, ilamlı takipte dayanak ilamın bozulması halinde, mahkemece yapılması gereken; bozulan/kaldırılan ilama ilişkin yargılamanın bekletici mesele yapılması ve alacağın varlığının sabit olması halinde esasa ilişkin hüküm kurulmasıdır.
Stj. Av. Osman Serhat Demirci
Kaynakça:
1. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2004/15-666 E. , 2005/1 K. ,
02.02.2005 T.
2. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2018/3166 E. , 2020/2971 K. ,
01.06.2020 T.
3. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2022/58 E. , 2022/1818 K. ,
21.12.2022 T.
4. Sertkaya Şehabettin Abdulkadir /Kul Süleyman,
“Tasarrufun İptali Davaları” , 2016,
Adalet Yayınevi, Ankara.
5. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2014/843 E. , 2016/433 K.,
30.03.2016 T.
6.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2018/1000 E. , 2022/373 K. 24.03.2022 T.
7. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi - 2015/3577 E. ,
2017/11571K. ,12.12.2017 T.
8. İzmir BAM 5. HD., 2019/1440 E. , 2020/1747 K. , 11.12.2020 T.