Özgün Law Firm

Özgün Law Firm

USULSÜZ TEBLİGATTA YARGITAY UYGULAMALARI

USULSÜZ TEBLİGATTA YARGITAY UYGULAMALARI

GİRİŞ

Hukuki yargılamada tarafların usulüne uygun şekilde bilgilendirilmesi, adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından birini oluşturmaktadır. Bu bağlamda tebligat, yargısal işlemlerin taraflara bildirilmesini sağlar ve usul hukukunun en önemli araçlarından biri olarak kabul edilir. Nitekim tebligatın usulüne uygun şekilde yapılması, tarafların savunma haklarını etkin biçimde kullanabilmeleri açısından zorunludur.

Bununla birlikte uygulamada sıklıkla karşılaşılan usulsüz tebligat halleri, yargılamanın sağlıklı ilerlemesini engelleyebilmekte ve hak kayıplarına yol açabilmektedir. Tebligatın kanunda öngörülen şekil ve usullere aykırı olarak gerçekleştirilmesi, tebligatın geçerliliği ve buna bağlı olarak sürelerin başlangıcı gibi önemli hukuki sonuçlar doğurmaktadır. Bu yönüyle usulsüz tebligat, yalnızca şekli bir eksiklik olarak değil, aynı zamanda yargılamanın adilliğini doğrudan etkileyen bir sorun alanı olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bu çalışmada, usulsüz tebligat kavramının hukuki niteliği ve sonuçları yargıtay kararları ışığında incelenecektir.

TEBLİGATIN USULSÜZLÜĞÜ VE BU KONUDAKİ YARGITAY KARARLARI

Tebliğin kime ve nasıl yapılacağı Tebligat Kanunu’nda belirlenmiştir. Tebligat normal şartlarda asıl muhataba yapılır ancak muhataba ulaşılamayan durumlarda tebligatın kimlere yapılabileceği 13, 14, 16, 17 ve 18 inci maddelerde belirtilmiştir.  Tebligat Kanunu 20. maddede ise “13, 14, 16, 17 ve 18 inci maddelerde yazılı şahıslar, kendisine tebliğ yapılacak kimsenin muvakkaten başka yere gittiğini belirtirlerse; keyfiyet ve beyanda bulunanın adı ve soyadı tebliğ mazbatasına yazılarak altı beyan yapan tarafından imzalanır ve tebliğ memuru tebliğ evrakını bu kişilere verir. Bu kişiler tebliğ evrakını kabule mecburdurlar. Kendisine tebliğ yapılacak kimsenin muvakkaten başka bir yere gittiğini belirten kimse, beyanını imzadan imtina ederse, tebliğ eden bu beyanı şerh ve imza eder. Bu durumda ve tebliğ evrakının kabulden çekinme halinde tebligat, 21 inci maddeye göre yapılır.” denilmekte olup, belirlenen bu usullere uygun yapılmayan tebligat usulsüz tebligat sayılır.

Usulsüz tebligat ise Tebligat Kanunu’nun 21’inci maddesinde de düzenlenmektedir.

Kendisine tebligat yapılacak kimse veya muhatabın yokluğunda tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbiri gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza karşılığında teslim eder ve tesellüm edenin adresini içeren ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama halinde tebliğ olunacak şahsa durumun haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirilir. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır. Bu maddeye göre:

1.    Muhatabın bilinen en son adresine çıkartılan tebligatın muhatap ya da onun adına tebellüğe yetkili kimselerin adreste bulunmamaları ya da tebellüğden imtina etmeleri,

2.    Tebligatın muhtar, ihtiyar heyeti azası ya da zabıta imzasına teslim edilmiş olması,

3.    Gerçekleşen tüm bu hususların (adreste bulunamama nedeni, haber verilenin sıfatı ile ismini, tebligatın teslim edildiği makam ile haber verilen kişinin kim olduğu) hem tebligatı içeren belgeye hem de kapıya yapıştırılacak ihbarnameye anlaşılır bir şekilde yazılmış olması

4.    En yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya tebligatı alacak şahsa haber vermesi hususunun bildirilmesi,

5.    Muhatabın kapısına ihbarname yapıştırılmış olması.

Bu unsurlardan herhangi biri doğru şekilde gerçekleştirilemez ise Tebligat Kanunu 21/1’e göre usulsüz tebligat halleri oluşacaktır.

Önemle dikkat etmek gerekir ki tebliğ memuru kişinin adreste neden bulunmadığını veya geçici süreli olarak mı bulunmadığını araştırmakla yükümlüdür. Bu hususlar gözetilmeden yapılan tebligatlar usulsüz sayılır.

Nitekim bu konuda

Yargıtay 12.HD 2022/13402 E 2023/5752 K. numaralı kararında

“Muhatabın adresten geçici mi yoksa sürekli mi ayrıldığının, adreste bulunmama sebebinin tevziat saatlerinden sonra tebligat adresine dönüp dönmeyeceğinin Tebligat Yönetmeliği'nin 35. maddesi gereğince, aynı Yönetmeliğin 30. maddesinde sayılan kişilerden sorularak tespit edilmediği, yine tebligatta haber verilen komşunun imzasının alınmadığı, imzadan imtina edilmiş ise bu hususun tespit ve tevsik edilmediği, bu hali ile tebliğ işle minin Tebligat Kanunu'nun 21/1. ve 23/7. maddeleri ile Tebligat Yönetmeliği'nin 30. ve 35. maddeleri hükümlerine uygun olarak yapılmaması nedeniyle usulsüz olduğu,

yönündeki Bölge Adliye Mahkemesi kararı onanmıştır.

Yine Yargıtay 12.HD yukarıda belirtilen 3.madde ile alakalı 2022/10122 E 2023/2877 K numaralı kararında

“Haber bırakılan komşu isminin tebligat mazbatasına yazılmadığından Tebligat Kanun'unun 21. maddesi ve Yönetmeliğin 30. maddesine uygun tebligat çıkartılmadığından borçlulara çıkartılan tebligatların usulsüz olduğu gerekçesiyle, inceleme konusu karar usul ve yasaya uygun olup, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK’nun 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine “

şeklindeki Bölge Adliyesi Mahkemesi Kararı onanmıştır

Ayrıca Tebligat Kanunu 35.maddede de adres değişikliği halinde tebligatın nasıl yapılması gerektiği belirtilmiş olup, söz konusu maddede

“Kendisine veya adresine kanunun gösterdiği usullere göre tebliğ yapılmış olan kimse, adresini değiştirirse, yenisini hemen tebliği yaptırmış olan kaza merciine bildirmeye mecburdur. Bu takdirde bundan sonraki tebliğler bildirilen yeni adrese yapılır.” denilmektedir, yine bu husus da usulsüz tebligat konusunda oldukça önemli olup, bu konuda;

Yargıtay 12.HD. 2023/3554E 2023/4395K

“Alacaklı, borçlunun mersis adresinin UYAP sisteminden alındığını, bu adrese çıkartılan tebligatın iade gelmesi üzerine aynı adrese Tebligat Kanununun 35. maddesine göre tebligat yapıldığını, borçlu aleyhine açılan diğer davalarda da bu adrese tebligat yapıldığını, borçlunun süresi içinde cevap dilekçesi sunduğunu, adres değişikliğine ilişkin bir beyan sunmadığını, mersis kayıtlarının güncel tutulması yükümlülüğünün borçluda olduğunu, şikayet tarihinden sonra mersis adresinin güncellendiğini, borçlunun başlatılan icra takibinden, alacaklı olduğu dosyaya 20.05.2021 tarihinde haciz konulması sebebiyle haberdar olduğunu, tebligatların usulüne uygun olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını talep etmiş olup. Tebligat tarihinde borçlunun ticaret silinde kayıtlı adresinin tebliğ adresinden farklı olduğu, bu adrese TK'nın 35. maddesine göre 15.04.2021 ve 20.05.2021 tarihlerinde yapılan tebligatların usulüne uygun olmadığı, sicilde kayıt adresinin esas alınması gerektiğinden mersis adresinin esas alındığına yönelik iddiasının esasa etkili olmadığı gerekçesi ile alacaklının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.”

şeklinde bir yargıtay kararı da mevcuttur.

Usulsüz tebligatı daha iyi kavrayabilmemiz için farklı konulardaki birkaç Yargıtay kararını incelememiz gerekirse;

Yargıtay 12. HD. 2023/7558 E 2023/5536 K.

“Tebliğ mazbatasında, ...'ın okuma yazma bilmediğini beyan ettiğine dair herhangi bir ibare bulunmadığı, bu hususun aksini ispata yarar herhangi bir somut bilgi, belge ya da tanık beyanı olmadığı, tebliğ işleminin usulüne uygun olduğu, usulsüz tebliğ şikayeti reddedildiğinden ödeme emrinin tebliğ tarihi itibariyle borçlunun borca, faize ve ferilerine itirazının da süresinde olmadığı gerekçesi ile borçlunun istinaf başvurusunu esastan reddine karar verilmiştir.”

Yargıtay 12 HD.2022/12590 E 2023/4264 K

“Tebliği alan kişinin şirketin yetkilisinden sonra gelen kimse veya evrak müdürü gibi esasen bu kabil işlerle vazifelendirilmiş kişi olup olmadığı araştırılmaksızın doğrudan daimi çalışanına yapıldığını, tebliğ işleminin usulsüz olduğunu, öğrenme tarihi olarak bildirilen 29.06.2021 tarihinden itibaren yasal süresi içerisinde ileri sürülen tebligat usulsüzlüğü şikayetinin kabulüne karar verilmesinin yerinde olduğu gerekçeleriyle, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılarak, davalı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.”

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2016/9795 E. ,2017/1346 K.

“Şikayete konu ödeme emri tebliğ evrakı üzerinde; tebligat mazbatasını çıkaran mercii tarafından TK’nun 23/1-8. ve Yönetmeliğin 16/2. maddesi kapsamında bir şerh verilmediği anlaşılmakta olup; dağıtıcının kendiliğinden ödeme emri tebliğ işlemini TK’nun 21/2. maddesi uyarınca yapması yukarıda değinilen yasa ve yönetmelik hükümlerine aykırıdır. Bu nedenle, sözü edilen tebligatın usulüne uygun yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur.”

Yargıtay 12.HD  2022/8938 E. 2023/2189 K

 “Tebligat Kanununun 21/1. maddesi gereğince yapılan tebliğ işlemlerinde yönetmelikte belirtilen muhatabın nerede olduğu, tevziat saatinden sonra adrese dönüp dönmeyeceği hususları gerçek kişiler için aranan şartlar olduğundan mahkemece bu nedenle tebligatın usulsüz kabul edilmesi de doğru görülmemiş ancak; tebliğ belgesinin incelenmesinde tebliğin konusunun açıklandığı kısımda "7/7 dayanak belge" ibaresinin yer aldığı, tebliğ edilen hususun ödeme emri olduğunun belirtilmemesi nedeniyle alacaklının istinaf nedenleri yerinde değil ise de, mahkemece açıklanan nedenle şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile sonuca gidilmesi isabetli görülmemiş ve sonuç itibariyle şikayet kabul edildiğinden gerekçesi düzeltilmek üzere İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, tebligat usulsüzlüğü şikayetinin kabulü “

Yargıtay 12.HD. 2023/7143E 2023/7976K

7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun “Aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçiye tebligat” başlıklı 16. maddesinde; “Kendisine tebliğ yapılacak şahıs adresinde bulunmazsa tebliğ, kendisi ile aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılır”, Tebligat Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 25. maddesinde ise; “Kendisine tebligat yapılacak kişi adresinde bulunmazsa tebliğ, kendisi ile aynı konutta oturan kişilere veya hizmetçilerinden birine yapılır” hükümleri yer almaktadır.

Öte yandan; Tebligat Kanunu’nun 39. maddesinde; “Bu kanun hükümlerine göre kendilerine tebliğ yapılması caiz olan kimselerin o davada hasım olarak alakaları varsa muhatap namına kendilerine tebliğ yapılamaz” hükmüne yer verilmiştir.

Somut olayda, Tebligat Kanunu'nun 16. maddesi gereğince borçlu adına tebligatı alan diğer borçlu K2'ün aynı icra takibinde borçlu olması nedeniyle şikayetçi borçlu adına kendisine yapılan tebligat, hasma tebliğ yasağına ilişkin Tebligat Kanunu'nun 39. maddesi hükmüne aykırı olduğundan satış ilanı tebliği usulsüzdür.

O halde, İlk Derece Mahkemesince, borçlunun şikayetinin kabulü ile taşınmaz ihalelerinin feshine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.

Yukarıda belirtilen kararlardan da anlaşılacağı üzere usulsüz tebligat tek bir sebebe bağlı olarak değil birçok sebeple gerçekleşebilir. Bu nedenle bir tebligatı incelerken tüm bu sebepleri göz önünde bulundurmak, elimizdeki tebligatın usulsüz bir tebligat olup olmadığını anlamamız açısından oldukça önemlidir.

Usulsüz tebligatı iyice kavradıktan sonra akıllara şu soru gelecektir. Peki her usulsüz tebligat geçersiz midir?

USULSÜZ TEBLİGATIN GEÇERLİLİĞİ

Eğer muhatap usulsüz yapılmış olsa dahi tebligatı bir şekilde öğrenmişse tebligat geçerli olacaktır. Muhatabın usulsüz tebligatın içeriğini öğrendiğini beyan ettiği tarih tebliğ tarihi olacaktır. (Tebligat Kanunu m32/3)

Muhatabın usulsüz tebliği öğrendiğini sözlü olarak ifade etmesinin haricinde bazen de hal ve hareketlerinden tebliği öğrendiği anlaşılabilir. Muhatap beyan etmemesine rağmen tebliğ konusuyla ilgili bir işlem yapmışsa tebliği öğrenmiş sayılmalıdır.

Nitekim bu konuda Yargıtay 12.HD. 2019/11629 E. 2020/3376 K. numaralı kararında

“Somut olayda, borçlulardan ...'ye gönderilen ve 20.03.2018 tarihinde tebliğ edilen ödeme emri tebliğ mazbatasının incelenmesinde; haber bırakılan komşunun kim olduğuna dair hiçbir bilgi bulunmamaktadır. Söz konusu tebligat bu hali ile 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 21/1. maddesi ile Tebligat Yönetmeliği hükümlerine uygun yapılmadığından usulsüzdür. UYAP sorgu sisteminden yapılan incelemede ise; borçlu vekili Av. ...’ın 04.05.2018 tarihinde takip dosyasına vekaletname sunduğu, vekaletnameyi aynı tarihte harçlandırdığı, icra müdürlüğü tarafından vekaletnamenin 07.05.2018 tarihinde onaylandığı, bu tarihten itibaren borçlu vekilinin Uyap sorgu sisteminde bulunan tüm evraklara erişim imkanı elde ettiği, itirazın ise yasal 7 günlük itiraz süresinden sonra, yani 11.06.2018 tarihinde yapıldığı görülmektedir.
O halde, bölge adliye mahkemesince, ıttıla tarihinin, borçlu vekili tarafından sunulan vekaletnamenin onaylanma tarihi olan 07.05.2018 olarak kabulü ile ödeme emri tebliğ işleminin usulsüz olduğuna yönelik 11.06.2018 tarihli şikayetin süreden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
SONUÇ : Alacaklının temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 371. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HMK'nun 373/2. maddesi gereğince dosyanın ... Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 01/06/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.”
[1]

yönünde hüküm kurulmuştur. Karardan da anlaşılacağı üzere tebligat usulsüz olsa bile borçlu vekili dosyaya vekalet sunmuşsa tebligatı öğrenmiş sayılır, vekâletnamesinin onaylandığı tarih öğrenme tarihi kabul edilir.

SONUÇ

Usulsüz tebligat, yalnızca şekli bir eksiklik olmayıp, tarafların hukuki dinlenilme hakkını doğrudan etkileyen ve yargılamanın sıhhatini zedeleyen önemli bir usul problemidir. Tebligatın kanunda öngörülen şekil şartlarına uygun yapılmaması halinde, kural olarak tebligat usulsüz sayılmakta ve yargılama aşamasını doğrudan etkileyerek önemli hak kayıplarına sebep olmaktadır.

Yargıtay kararları incelendiğinde; usulsüzlüğün çoğunlukla tebligatın kime yapıldığı, ihbarname düzenlenmesi, komşuya haber verilmesi, tebliğ mazbatasındaki eksiklikler ve muhatabın adreste bulunmama sebebinin araştırılmaması gibi hususlardan kaynaklandığı görülmektedir. Bu durum, tebligat işleminin şekli unsurlarının titizlikle yerine getirilmesi gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. 

Öte yandan, usulsüz tebligatın varlığı halinde dahi, muhatabın tebligat içeriğini öğrenmesi ile sürelerin işlemeye başlayacağı ve bu hususun özellikle icra takipleri bakımından hak kaybına yol açabileceği göz ardı edilmemelidir.

Bu kapsamda, uygulayıcıların tebligat işlemlerini hem şekli hem de maddi unsurlarıyla birlikte değerlendirmeleri; usulsüzlük iddialarında ise öğrenme tarihinin tespiti, ispatı ve buna bağlı sürelerin doğru hesaplanması büyük önem arz etmektedir.

Sonuç olarak tebligat; hukuki dinlenilme hakkının ilk unsurunu oluşturan bilgilenme hakkı bakımından önemlidir. Kişinin hukuki bir işlemde uyuşmazlığı anlayıp itirazlarını ileri sürebilmesi ve kendini ifade edebilmesinin yolu usulüne uygun bir şekilde bilgilendirilmesinden geçer. Bu nedenle usulüne uygun olmayan bir tebligat, hukuki dinlenilme hakkının ihlali sayılabilecek niteliktedir. Dolayısıyla hukuki işlemin tüm tarafları açısından usulüne uygun tebligat hususun iyi bilinip işlemlerin buna göre yürütülmesi oldukça önemlidir.

Stj. Av. Ahmet Berke Baştuğ


Kaynakça:

1. Yargıtay 12.HD nin 2022/13402 E 2023/5752 K, 2022/10122 E 2023/2877 K, 2023/3554E 2023/4395K, 2023/7558 E 2023/5536 K, 2022/12590 E 2023/4264 K, 2016/9795 E. 2017/1346 K, 2022/8938 E. 2023/2189 K, 2023/7143E 2023/7976K, 2019/11629 E. 2020/3376 K numaralı kararları

MAKALEYİ PAYLAŞIN
MAKALEYİ YAZDIRIN