Özgün Law Firm

Özgün Law Firm

TERDİTLİ DAVALARDA USUL

TERDİTLİ DAVALARDA USUL

1. GİRİŞ

 

Öncelikle “terdit” kelimesinin ne anlama geldiği irdelenmelidir. Terdit kelimesi Arapça kökenli bir kelimedir. İki ihtimalle fikir anlatma anlamına gelmektedir. Medeni usul hukuku bakımından da terdit kavramı ile esasen anlatılmak istenen budur. Terditli davada terdit ilişkisinden bahsedebilmek için aynı yargılama içerisinde ileri sürülmüş birden fazla talep olmalı ve bu taleplerden ilk talebin (asli) mahkemece ret veya kabul edilmesine bağlı olarak diğer talebin incelenmesi gerekmektedir.

 

2. TERDİTLİ DAVA NEDİR?

 

Terditli dava, hukukumuzda Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 111. maddesinde düzenlenmiştir. Bu madde aynen şöyledir;

 

“(1) Davacı, aynı davalıya karşı birden fazla talebini, aralarında aslilik-ferilik ilişkisi kurmak suretiyle, aynı dava dilekçesinde ileri sürebilir. Bunun için, talepler arasında hukuki veya ekonomik bir bağlantının bulunması şarttır.

(2) Mahkeme, davacının asli talebinin esastan reddine karar vermedikçe, fer’i talebini inceleyemez ve hükme bağlayamaz.”

 

Bu maddeye göre terditli dava açmak için aynı davalıya karşı birden fazla talep olması gerekmektedir. Ancak terditli olarak ileri sürülen vakıalar birbirleriyle çelişik olmamalıdır. [1] Aynı zamanda bu talepler arasında aslilik- ferilik ilişkisi bulunmalıdır. Bu ilişkiye göre önce asli taleplerde bulunulmalı daha sonra ise feri taleplerde bulunulmalıdır. Birden fazla talep ileri sürülürken bu talepler arasında ekonomik veya hukuki bağın bulunup bulunmadığı irdelenmelidir. Talepler arasında mutlaka ya ekonomik ya da hukuki bir bağ olmalıdır. Bu şartların sağlanmasıyla davacı tek bir dava dilekçesinde birden fazla  talebini ileri sürebilmektedir.

 

Terditli davalarda, davacı taleplerini genelde aynı vakıaya ya da aynı hukuki sebebe dayandırır. Farklı vakıa ya da hukuki sebebe dayandırsa da önemli olan bu talepler arasında ekonomik veya hukuki bir bağlantının olmasıdır. Yani taleplerin aynı amacı gütmesi beklenir. Taleplerin dayandığı vakıalar ya da hukukî sebepler farklı olsa da terditli olarak talep edilebilir. Zira burada tek değişen vakıalar ve bunların hukukî sebebidir. Ama mutlaka bağlantı olmalıdır, çünkü birbirine yabancı taleplerin terditli talep edilmesi mümkün değildir; yoksa mahkemenin ayrılık kararı vermesi gerekir. [2]

 

Terditli davayı şarta bağlı dava olarak değerlendirmemek gerekir. Zira şarta bağlı hüküm de verilemez. Davacı taleplerini bu dava yoluyla sıraya koymaktadır. Davacı öncelikli olarak asıl talebini belirtir. Asıl talep esas yönünden reddedilmediği sürece fer’i talep incelenmez ve bu fer’i talep hükme bağlanmaz. Yani fer’i talep hakkında inceleme yapılmaz ve fer’i talep bakımından karar verilmez. Aslında buradaki fer’i talep, yardımcı bir talep gibidir. Yani asıl talebin reddedilme ihtimaline karşı yapılır. Ayrıca mahkemenin asıl talep ile fer’i talebin yerlerini değiştirerek önce yardımcı talep hakkında karar verebilmesi de mümkün değildir.[2]

 

Yargıtay’ın verdiği kararlarda da; terditli olarak açılan bir davada mahkemenin öncelikli olarak davacının asli talebi hakkında mahkemenin olumlu veya olumsuz bir karar vermesi aranmaktadır. Yani asıl talebi olumsuz olarak (reddetmesi durumunda) değerlendirmesi durumunda fer’i talepler değerlendirilmelidir. Her talep için ayrı ayrı hüküm kurulmaz. Ya asli talep üzerinden hüküm kurulur ya da asli talebin reddedilmesinden dolayı fer’i talep üzerinden bir hüküm kurulur. Hâkim taleple bağlılık ilkesi gereği, her iki talebi hüküm altına almaz, talepten başka bir şeye karar vermez. Hâkim sadece asıl talebi ya da bunun reddi halinde fer’i talebi değerlendirip bir sonuca varmaktadır. Yani ortada aslî ya da fer’i talebe bağlı olan tek bir hüküm söz konusu olur. 

 

Mahkeme incelemesini öncelikle aslî talep üzerinden yapar ve onun esastan reddine karar verirse fer’i talebi inceleyip hükme bağlar. Ancak terditli davada asli talep reddedilmesine rağmen, fer’î talep incelenmeyerek olumlu veya olumsuz bir karar verilmemesi durumunda fer’î talep yönünden bir eksiklik oluşur. Mahkemenin kararındaki eksiklik, bir karar boşluğu olarak nitelendirilir. Bu durumda fer’î talep hükmün tamamlanması başvurusuna konu yapılabilir.[3] Davacı, fer’i talep bakımından hükmün yeterince açık olmadığı ve icrasında tereddüt uyandırdığı sebebiyle hükmün tamamlanması yoluna gidebilir.

 

Oluşacak yargılama giderleri bakımından; Asli talep kısmen veya tamamen reddedilirse fer’i talebin değerlendirilmesine geçilir. Bu durumda Yargıtay, terditli davada reddedilen talebe ilişkin davanın kısmen reddinin söz konusu olmadığına ve bu nedenle karşı tarafa bir ücret ödenmesine gerek kalmadığına karar vermektedir. [4] Kademeli olarak açılmış bir dava bulunmaktadır ve bu davada talepler belirli bir sırayla incelenmektedir. HMK’nın 111. maddesi gereğince asli talep reddedilmesi durumunda fer’i talep incelenir. Fer’i talep kabul edilirse reddedilen asli talep bakımından karşı taraf lehine vekalet ücretine hükmedilmemelidir. Yargıtay 6.HD, 06/10/2022 T., 2021/5570 E., 2022/4606 K. sayılı ilamında “[…] iddia edilen taleplerin biri veya birkaçının reddedilmiş olması tüm kademeli talepler reddedilmedikçe karşı taraf lehine avukatlık ücreti takdirini gerektirmez.” şeklinde karar verilmiştir.

 

Yargıtay uygulamalarında terditli dava kurumunun en önemli yönlerinden biri, hâkimin talepler arasındaki sıralamaya müdahale edememesidir. Nitekim yüksek mahkeme kararlarında hâkimin davacı tarafından belirlenen taleplerin öncelik sırasını değiştiremeyeceği ve davacının asli talebi hakkında karar vermeden doğrudan fer’i talebi değerlendiremeyeceği vurgulanmaktadır. Aksi bir uygulama, HMK’nın 26. maddesinde düzenlenen taleple bağlılık ilkesine aykırılık oluşturacaktır. Bu sebeple hâkimin, talepler arasındaki kademeli sistemi gözetmesi zorunludur.

 

Ayrıca belirtmek gerekir ki; terditli dava açıldığı anda hem asli talep için hem de fer’i talep için zamanaşımı süresi durur. Asli ve fer’i talep de derdest hale gelir. Terditli davalarda harçlandırma ise değeri daha yüksek olan talep üzerinden yapılır.

 

Terditli davalarda zamanaşımının etkisi uygulamada önem arz etmektedir. Zira davacının asli talebinin reddedilmesi halinde ileri sürülen fer’i talebin zamanaşımına uğrayıp uğramadığı hususu tartışma konusu olabilmektedir. Öğretide ve uygulamada kabul edilen görüşe göre, terditli dava açılmasıyla birlikte hem asli hem de fer’i talep bakımından zamanaşımı kesilmekte ve her iki talep de derdest hale gelmektedir. Aksi durumun kabulü halinde, davacının ihtimale binaen ileri sürdüğü ikinci talep bakımından hak kaybı yaşaması söz konusu olabilecektir. Bu nedenle HMK m.111 hükmünün amacı, davacıya taleplerini hukuki güvenlik içerisinde ileri sürme imkanı sağlamaktır.

 

3. TERDİTLİ DAVANIN BENZER DAVA TÜRLERİNDEN FARKI

 

Terditli dava, uygulamada sıklıkla objektif dava birleşmesi, seçimlik dava ve seçimlik borç kavramları ile karıştırılabilmektedir. Ancak bu kurumlar arasında önemli farklılıklar bulunmaktadır.

 

Objektif dava birleşmesinde davacı aynı davalıya karşı birden fazla bağımsız talebini aynı dava içerisinde ileri sürmekte ve mahkeme her bir talep hakkında ayrı ayrı değerlendirme yapmaktadır. Terditli davada ise talepler arasında bir öncelik-sonralık ilişkisi mevcut olup, mahkeme yalnızca asli talep reddedildiğinde fer’i talebi inceleyebilmektedir.

 

Seçimlik davada ise davacı birden fazla talepten herhangi birini seçme hakkına sahipken terditli davada talepler sıraya konulmaktadır. Bu nedenle terditli davanın özünü, talepler arasında kurulan kademeli inceleme sistemi oluşturmaktadır.

 

4. TERDİTLİ DAVALARDA UYGULAMADA KARŞILAŞILAN SORUNLAR

 

Terditli davalarda uygulamada karşılaşılan sorunların başında, talepler arasındaki ilişkinin yanlış kurulması gelmektedir. Davacılar zaman zaman birbirleriyle hukuki veya ekonomik bağlantısı bulunmayan talepleri aynı dava içerisinde terditli şekilde ileri sürebilmektedirler. Bu durumda mahkeme tarafından taleplerin ayrılması veya usulden değerlendirme yapılması gündeme gelebilmektedir.

 

Bunun yanında mahkemelerin asli talebi açıkça reddetmeden fer’i talep hakkında değerlendirme yapmaları da uygulamada bozma sebeplerinden birini oluşturmaktadır. Dolayısıyla terditli davada talepler arasındaki ilişkinin doğru kurulması, usul ekonomisi bakımından önem taşımaktadır.

 

5. SONUÇ

Terditli dava, HMK’nın 111. maddesinde düzenlenen ve davacının birden fazla talebini kademeli şekilde ileri sürebilmesine imkân sağlayan özel bir dava türüdür. Bu dava türünde talepler arasında asli-fer’i ilişki kurulmakta ve mahkeme tarafından öncelikle asli talep değerlendirilmektedir. Asli talebin reddedilmesi halinde ise fer’i talep incelenmektedir. Böylelikle davacı aynı hukuki uyuşmazlık içerisinde birden fazla ihtimali güvence altına alabilmektedir. Terditli dava kurumu, usul ekonomisi ilkesine hizmet etmekte ve gereksiz dava açılmasının önüne geçmektedir. Ancak bu kurumun doğru uygulanabilmesi için talepler arasında hukuki veya ekonomik bağlantının bulunması, taleplerin doğru sıralanması ve hâkimin taleple bağlılık ilkesine uygun hareket etmesi gerekmektedir. Yargıtay kararları da terditli davanın bu özelliklerini istikrarlı biçimde korumaktadır. Bu nedenle terditli dava, hem tarafların hak kayıplarını önleyen hem de yargılamanın etkin şekilde yürütülmesini sağlayan önemli bir usul hukuku kurumudur.

 

Stj. Av. Fatma Şengün

 

Kaynakça:

 

1. Dr. Meltem ERCAN ÖZLER, Medeni Usul Hukuku’nda Dava Konusu, Aralık 2019, s.359

2. Dr. Meltem ERCAN ÖZLER, Medeni Usul Hukuku’nda Dava Konusu, Aralık 2019, s.360

3. Burcu Çavuş, Medeni Usul Hukukunda Hükmün Tamamlanması, Eylül 2022, s.190

4. Dr. Meltem ERCAN ÖZLER, Medeni Usul Hukuku’nda Dava Konusu, Aralık 2019, s.362

5. Yargıtay 6.HD, 06/10/2022 T., 2021/5570 E., 2022/4606 K. Sayılı İlamı

MAKALEYİ PAYLAŞIN
MAKALEYİ YAZDIRIN