Özgün Law Firm

Özgün Law Firm

TBK M.158 KAPSAMINDA DAVANIN REDDİNDE EK SÜRE VE YARGITAY UYGULAMASI

TBK M.158 KAPSAMINDA DAVANIN REDDİNDE EK SÜRE VE YARGITAY UYGULAMASI

1. Giriş

 

Maddî hukukta süreler zamanaşımı ve hak düşürücü süreler olmak üzere ikiye ayrılır. İşbu süreler, hukuk düzeninde hukuki güvenliğin ve istikrarın sağlanmasına hizmet eden temel kurumlardır. Bu süreler sayesinde borçlu, süresiz bir dava tehdidi altında kalmaktan korunmakta; uyuşmazlıkların makul bir zaman dilimi içinde çözümlenmesi amaçlanmaktadır.

 

Bununla birlikte, söz konusu sürelerin katı ve şekli biçimde uygulanması, bazı durumlarda maddi hakkın esası incelenmeksizin ortadan kalkmasına yol açabilmektedir. Özellikle davanın sırf usule ilişkin nedenlerle reddedilmesi ve bu süreçte zamanaşımı veya hak düşürücü sürenin dolması, hak arama özgürlüğü bakımından ciddi bir sorun ortaya çıkarmaktadır.

 

Türk Borçlar Kanunu’nun 158. maddesi, bu tür durumlar için öngörülmüş istisnai bir koruma mekanizmasıdır. Hükme göre davanın maddede sayılan nedenlerle reddedilmiş olması hâlinde bu sırada zamanaşımı veya hak düşürücü süre dolmuşsa, alacaklı altmış günlük ek süre içinde hakkını yeniden ileri sürebilecektir. İşbu madde ile kanun koyucu, usulî bir ret kararının maddi hakkı kesin biçimde ortadan kaldırmasını engellemeyi amaçlamıştır.

 

Bu çalışmada, TBK m.158 hükmü ele alınacak; öncelikle hükmün uygulama alanı incelenecek, ardından işbu hüküm Yargıtay kararları ışığında değerlendirilecektir.

 

2. Türk Borçlar Kanunu’nun 158. Maddesinin Uygulama Alanı

 

Türk Borçlar Kanunu’nun “Davanın reddinde ek süre” başlıklı 158. maddesi uyarınca; “Dava veya def’i; mahkemenin yetkili veya görevli olmaması ya da düzeltilebilecek bir yanlışlık yapılması yahut vaktinden önce açılmış olması nedeniyle reddedilmiş olup da o arada zamanaşımı veya hak düşürücü süre dolmuşsa, alacaklı altmış günlük ek süre içinde haklarını kullanabilir.”

Davanın görevsiz veya yetkisiz mahkemede açılması hâlinde, davanın giderilebilecek bir usûli eksikliğin varlığı sebebiyle reddinde yahut davanın vaktinden önce açılması sebebiyle usûlden reddinde bu hüküm uygulanacaktır.

 

Bu kapsamda işbu hükmün uygulama alanı bulabilmesi için öncelikle bir davanın açılıp da reddedilmiş olması veya görülen bir davanın içerisinde ileri sürülen def’inin reddedilmiş olması gerekir. Hüküm yalnızca dava açılması hâlinde değil, bir davada def’i ileri sürülmesi durumunda da uygulama alanı bulur. Burada önem arz eden talebin yargı mercii önüne taşınmış olmasıdır.

 

Bunun yanında hükmün uygulanabilmesi için davanın esastan değil, maddede sınırlı olarak sayılan sebeplerden biriyle reddedilmiş olması gerekir. Bu sebepler; mahkemenin görevli olmaması, mahkemenin yetkili olmaması, düzeltilebilecek bir yanlışlık yapılmış olması ve davanın vaktinden önce açılmış olmasıdır. Bu sebepler sınırlı sayıda olup davanın esastan reddedilmesi, ispat edilememesi, husumet yokluğu gibi maddede yer almayan sebeplerle verilen ret kararları TBK m.158 kapsamında değerlendirilemez.

 

Yine hükmün uygulanabilmesi için ret kararı verildiği sırada zamanaşımı veya hak düşürücü sürenin dolmuş olması gerekir. Burada önem taşıyan husus, sürenin ret süreci içerisinde dolmuş olmasıdır.

 

Bahse konu tüm şartlar sağlandığında maddede öngörülen altmış günlük süre içerisinde dava yeniden açılmalı veya def’i yeniden ileri sürülmelidir. Bu süre, istisnai ve sınırlı bir imkân tanımakta olup sürenin geçirilmesi hâlinde TBK m.158’e dayanılması mümkün değildir.

 

3. Davanın Düzeltilebilecek Bir Yanlışlık ile Reddi

 

TBK m. 158 hükmü, birçok başlığı içermektedir. Şöyle ki, davanın görevsiz veya yetkisiz mahkemede açılması hâlinde, davanın giderilebilecek bir usûli eksikliğin varlığı sebebiyle reddinde yahut davanın vaktinden önce açılması sebebiyle usûlden reddinde bu hüküm uygulanacaktır. Davanın giderilebilecek bir eksiklik sebebiyle reddiyle kastedilen, davanın açılırken tam olması gereken unsurlarında eksiklik olması sebebiyle reddedilmesidir. Bunun en önemli örneği dava şartlarında eksiklik bulunmasıdır. [1]

 

Davacı, davasını Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.114’te öngörülen dava şartlarını yerine getirmeksizin açmışsa iki farklı ihtimal ortaya çıkar. Eksik olan dava şartı sonradan tamamlanabilir nitelikte ise mahkeme davacıya süre vererek eksikliğin giderilmesini ister; bu süre içinde eksiklik tamamlanırsa yargılamaya devam edilir. Buna karşılık davacı verilen süre içinde eksikliği gidermediği takdirde dava usûlden reddedilir. İşte bu durumda, diğer şartların da varlığı hâlinde TBK m.158 hükmü uygulama alanı bulur.

 

Yargıtay kararlarından TBK Madde 158’in uygulanmasına dair örnekler incelendiğinde düzeltilebilecek hatanın dar yorumlanmadığı tespit edilmektedir. Çeşitli kararlarda, aktif dava husumeti ehliyeti bakımından davanın yetkili şirket murakıplarınca açılmaması nedeni ile ret kararı verilmesi (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2.6.1975, 5185/3636), dava dilekçesindeki eksikliğin giderilmemesi nedeni ile davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi (Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E. 2015/3454 K. 2015/5769 T. 25.5.2015), harç yatırılmadan açılan davanın kesinleşmesi (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi E. 2011/7947 K. 2011/8288 T. 13.7.2011), karşılık davanın cevap süresi içinde açılmadığı için reddedilmesi (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 11.4.1983, E 1983/3638, K 1983/3538), durumlarında 60 günlük ek sürenin uygulanabileceğine hükmedildiği görülmektedir. Aktif dava husumeti eksikliği halinde bile ek sürenin uygulanabilirliğine karar verilmesi, “düzeltilebilecek bir yanlışlık” kavramının geniş yorumlandığını göstermesi bakımından önemlidir. [2]

 

Bu kararlar birlikte değerlendirildiğinde, “düzeltilebilecek yanlışlık” kavramının yalnızca şekli eksikliklerle sınırlı dar bir çerçevede ele alınmadığı; davanın esasına girilmesini engelleyen ve sonradan giderilmesi mümkün olan usûlî eksiklikleri kapsayacak şekilde yorumlandığı anlaşılmaktadır. Bununla birlikte, söz konusu yanlışlığın esasa ilişkin olmaması ve eksikliğin giderilmesi hâlinde davanın esasının incelenebilir hâle gelmesi belirleyici ölçüt olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla TBK m.158’in amacı, usûlî eksiklikler nedeniyle maddi hakkın ortadan kalkmasını önlemek olup; bu hüküm, hak arama özgürlüğünü koruyan istisnai bir güvence işlevi görmektedir. Bu çerçevede, davanın giderilebilir bir usûl eksikliği sebebiyle reddedildiği durumlarda, zamanaşımı veya hak düşürücü sürenin dolmuş olması hâlinde alacaklıya tanınan altmış günlük ek süre, maddi hakkın ileri sürülebilmesi bakımından önemli bir tamamlayıcı koruma mekanizması niteliğindedir.

 

4. Yargıtay Kararları Işığında TBK m.158’in Uygulaması

 

TBK m.158’in uygulanma koşulları ve özellikle düzeltilebilir nitelikteki usûlî eksikliklerin kapsamı, Yargıtay kararları ile somutlaştırılmaktadır. Yargıtay kararları incelendiğinde, hükmün amacının usûlî sebeplerle ortaya çıkabilecek hak kayıplarını önlemek olduğu ve bu nedenle ek sürenin uygulanıp uygulanmayacağı hususunda mahkemelerce değerlendirme yapılması gerektiği vurgulanmaktadır.

 

Nitekim Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 13.09.2018 tarihli, 2018/4346 E., 2018/8508 K. sayılı kararında; itirazın iptali davasının görev yönünden reddedilmesinin ardından davacının farklı mercilere başvuruda bulunduğu, ancak açılan son davanın hak düşürücü süreden sonra açıldığı görülmesine rağmen, mahkemece TBK m.158 uyarınca altmış günlük ek sürenin uygulanıp uygulanmadığı araştırılmadan esasa girilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu belirtilmiştir. Daire, öncelikle davanın ek süre içerisinde açılıp açılmadığının tespit edilmesi gerektiğini vurgulayarak kararı bozmuştur. Bu karar, görev veya yetki yönünden verilen ret kararlarından sonra açılan davalarda TBK m.158’in re’sen değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

 

Benzer şekilde, (kapatılan) Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 07.12.2020 tarihli, 2016/18207 E., 2020/8130 K. sayılı kararında, hasım eksikliği nedeniyle usûlden reddedilen davanın ardından altmış günlük süre içinde yeniden açılan davanın TBK m.158 kapsamında olduğu kabul edilmiştir. Kararda, davanın esası incelenmeden giderilebilir bir usûl eksikliği sebebiyle sona ermesi ve bu süreçte sürenin dolması hâlinde, alacaklıya ek süre tanınmasının hükmün amacının doğal bir sonucu olduğu ifade edilmiştir.

 

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 25.01.2024 tarihli, 2023/16578 E., 2024/1424 K. sayılı kararında da TBK m.158’in uygulanma amacı açık biçimde ortaya konulmuştur. Daire, hukuk sisteminde davanın usûlden reddi sebebiyle zamanaşımı veya hak düşürücü sürenin dolması sonucu doğabilecek mağduriyetlerin önlenmesi amacıyla TBK m.158’te alacaklıya 60 günlük ek süre tanındığını vurgulamıştır. Somut olayda, davalı işçinin icra takibine yaptığı itiraz üzerine açılan itirazın iptali davasının, arabuluculuk dava şartı yokluğu nedeniyle usûlden reddedildiği; kararın kesinleşmesinden sonra davacının arabulucuya başvurduğu ve anlaşmazlık tutanağının düzenlenmesini takiben davayı yeniden açtığı tespit edilmiştir. Yargıtay, yeni davanın önceki ret kararının kesinleşmesinden itibaren TBK m.158 uyarınca öngörülen altmış günlük süre içinde açıldığını belirterek, Bölge Adliye Mahkemesince esasa girilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesini hatalı bulmuş ve kararı bozmuştur. Bu karar, arabuluculuk dava şartı yokluğu nedeniyle verilen usûlî ret kararlarının da, diğer şartların varlığı hâlinde, TBK m.158 kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini göstermesi bakımından önem taşımaktadır.

 

Benzer şekilde Yargıtay 22. Hukuk Dairesi’nin 24.10.2019 tarihli, 2019/7815 E., 2019/19996 K. sayılı kararında da “düzeltilebilir yanlışlık” kavramının kapsamı geniş yorumlanmıştır. Somut olayda, işçilik alacaklarına ilişkin açılan davanın belirsiz alacak davası olarak açılamayacağı gerekçesiyle hukuki yarar yokluğu sebebiyle usûlden reddedildiği; ret kararının onanmasının ardından davacının TBK m.158’te öngörülen altmış günlük süre içinde yeniden dava açtığı anlaşılmıştır. Daire, hukuki yarar yokluğu sebebiyle verilen ret kararının, giderilebilir bir usûlî eksiklik niteliğinde olduğunu ve bu nedenle TBK m.158 kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir. Bu doğrultuda, ek süre içinde açılan davada zamanaşımının ilk dava tarihine göre değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiş; aksi yöndeki değerlendirme bozma sebebi sayılmıştır. Karar, hukuki yarar yokluğu sebebiyle verilen ret kararlarının kesin hüküm oluşturmadığını ve aynı taleplerle yeniden açılan davada ek süreden yararlanılabileceğini vurgulaması bakımından TBK m.158’in hak arama özgürlüğünü koruyucu işlevini güçlendiren önemli bir içtihat niteliğindedir.

 

Bu kararlar birlikte değerlendirildiğinde, Yargıtay’ın TBK m.158 uygulamasında şu ilkeleri benimsediği görülmektedir:

 

  • Ret kararı, davanın esasına ilişkin değil usûlî nitelikte olmalıdır.
  • Ret sebebi giderilebilir nitelikte bulunmalıdır.
  • Zamanaşımı veya hak düşürücü süre ret süreci içerisinde dolmuş olmalıdır.
  • Yeni dava, ret kararının kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde açılmalıdır.
  • Mahkeme, ek sürenin uygulanma şartlarını re’sen araştırmalıdır.

 

Görüldüğü üzere Yargıtay uygulaması, TBK m.158 hükmünü dar ve şekli bir yaklaşımla değil, hak arama özgürlüğünü koruyacak şekilde amacına uygun yorumlama eğilimindedir. Özellikle giderilebilir usûl eksiklikleri nedeniyle davanın sona ermesi hâlinde, alacaklının maddi hakkını ileri sürebilmesine imkân tanınması gerektiği istikrarlı biçimde kabul edilmektedir.

 

5. Sonuç

 

Türk Borçlar Kanunu’nun 158. maddesi, davanın usûlî nedenlerle reddedilmesi ve bu süreçte zamanaşımı veya hak düşürücü sürenin dolması sebebiyle ortaya çıkabilecek hak kayıplarını önlemeyi amaçlayan istisnai bir koruma mekanizmasıdır.

 

Hükmün uygulanabilmesi için davanın veya def’inin görev ya da yetki yönünden reddedilmiş olması, düzeltilebilecek bir usûlî yanlışlık bulunması veya davanın vaktinden önce açılmış olması gerekir. Bunun yanında ret süreci içerisinde zamanaşımı veya hak düşürücü sürenin dolmuş olması ve alacaklının ret kararının kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde yeniden dava açması zorunludur. Bu süre, yeni bir hak tanımaktan ziyade mevcut hakkın ileri sürülebilmesini sağlayan tamamlayıcı bir imkân niteliği taşımaktadır.

 

Özellikle “düzeltilebilecek yanlışlık” kavramı uygulamada belirleyici ve tartışmalı bir alan oluşturmaktadır. Yargıtay içtihatları, bu kavramın dar ve şekli bir yaklaşımla değil, davanın esasının incelenmesini engelleyen ve sonradan giderilmesi mümkün olan usûlî eksiklikleri kapsayacak şekilde geniş yorumlandığını ortaya koymaktadır. Dava şartı eksiklikleri, harç yatırılmaması, hasım eksikliği, arabuluculuk dava şartı yokluğu veya hukuki yarar yokluğu gibi durumlarda ek sürenin uygulanabileceğinin kabul edilmesi, hükmün hak arama özgürlüğünü koruyucu işlevini güçlendirmektedir.

 

Yargıtay kararları ayrıca TBK m.158’in uygulanmasının hâkim tarafından re’sen değerlendirilmesi gerektiğini ve ek sürenin uygulanıp uygulanmayacağının somut olayın özellikleri çerçevesinde titizlikle incelenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Bu yaklaşım, usûlî eksiklikler nedeniyle ortaya çıkabilecek adaletsiz sonuçların önüne geçilmesi bakımından önem taşımaktadır.

 

Sonuç olarak TBK m.158, usul hukukunun katı şekilciliğini dengeleyen ve maddi hakkın korunmasını amaçlayan önemli bir güvencedir. Uygulamada hükmün amacına uygun şekilde yorumlanması; ret sebebinin niteliğinin doğru tespit edilmesi ve eksikliğin giderilebilir olup olmadığının somut olay bazında değerlendirilmesi, hak kayıplarının önlenmesi bakımından belirleyici rol oynamaktadır.

 

Av. Ezgi Karpınar

 

Kaynakça:

1. Makbule Serra Korkut, “Türk Borçlar Kanunu’nun 158. Maddesinin Medenî Usûl Hukuku Bakımından Değerlendirilmesi”, TAÜHFD, 2021, C.3, S.1, s.116.

2. Mustafa Alp, “Belirsiz Alacak Davasının Usulden Reddi Üzerine TBK Madde 158 Uyarınca Ek Süre İçinde Dava Açılabilmesi – Yargıtay Karar İncelemesi –”, Sicil İş Hukuku Dergisi, 2021, S.45, s.220.

MAKALEYİ PAYLAŞIN
MAKALEYİ YAZDIRIN