Özgün Law Firm

Özgün Law Firm

SÖZLEŞMENİN FESHİ HALİNDE İFAYA EKLENEN CEZAİ ŞART

SÖZLEŞMENİN FESHİ HALİNDE İFAYA EKLENEN CEZAİ ŞART

1. Giriş

 

Hukuki işlemlerde tarafların edimlerini gereği gibi ve zamanında ifa etmemeleri, hukuki ilişkin devamını çoğu zaman katlanılamaz hâle getirmektedir. Bu hallerde kural olarak TBK m. 112 ve devamında yer alan yaptırımlar uygulama alanı bulmaktadır.

 

Sözleşmelerde tarafların üzerlerine düşen borçları tam ve gereği gibi ifa etmemeleri alacaklı tarafı sözleşmenin feshi yoluna sevk etmektedir. Özellikle bedel ödeme borcunun ihlali gibi sözleşmenin temelini sarsan durumlarda ise fesih sonrasında alacaklının hangi talepleri ileri sürebileceği hususu uygulamada önem kazanmaktadır.

 

Bu noktada borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi halinde borçlu, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlü ise de sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumu için bir ceza kararlaştırılmışsa, TBK m. 179-182 hükümleri uyarınca alacaklının cezai şart talep hakkı da gündeme gelmektedir.

 

Ne var ki, özellikle ifaya eklenen cezai şart bakımından, sözleşmenin feshedilmesi hâlinde bu talep hakkının devam edip etmeyeceği hususu, öğretide olduğu kadar Yargıtay kararlarında da tartışmalı bir mesele olarak ortaya çıkmaktadır. Zira bir yandan cezai şart, borca aykırılığın yaptırımı olarak değerlendirilmekte; diğer yandan fesih ile birlikte asıl edimin ifa borcunun sona ermesi, ifa ile bağlantılı cezai şartın talep edilebilirliğini tartışmalı hâle getirmektedir. Bu nedenle cezai şartın hukuki niteliği ile feshin sözleşme ilişkisi üzerindeki sonuçlarının birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.

 

2. Cezai Şart Kavramı

 

Cezai şart borçlunun, asıl borcunu ilerde, hiç veya gereği gibi ifa etmediği takdirde alacaklıya karşı ifa etmeyi önceden taahhüt ettiği edime denir. Bu nedenle cezai şart, asıl borca bağlı olarak ve ancak bu borcun ihlâli ile doğabilecek olan fer'î bir edimdir. Borçlu cezai şart ödemeyi taahhüt etmişse, artık alacaklı herhangi bir zarara uğradığını iddia etmek veya zararının şümulünü ispat etmek zorunda kalmadan, tazminat elde etme imkânını bulacaktır. Cezai şartın kararlaştırılabilmesi için asıl borcun mahiyeti önemli değildir; bir verme borcu kadar, yapma veya yapmama borçlarında da cezai şart kararlaştırılabilir. [1]

 

Cezai şartın kararlaştırılabilmesi için asıl borcun türü önem taşımamakta; verme, yapma veya yapmama borçları bakımından cezai şart öngörülebilmektedir. Ancak cezai şartın varlığı ve talep edilebilirliği, kural olarak sözleşmede bu yönde açık bir hükmün bulunmasına bağlıdır.

 

Türk Borçlar Kanunu’nun 179. maddesinde cezai şart; seçimlik cezai şart, ifaya eklenen cezai şart ve ifa yerine cezai şart (dönme/fesih cezası) olmak üzere üç farklı türde düzenlenmiştir. Bu ayrım, cezai şartın hangi hâllerde ve hangi kapsamda talep edilebileceğinin belirlenmesi bakımından önem taşımaktadır.

 

Türk Borçlar Kanunu’nun 179. maddesi;

 

“Bir sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumu için bir ceza kararlaştırılmışsa, aksi sözleşmeden anlaşılmadıkça alacaklı, ya borcun ya da cezanın ifasını isteyebilir.

Ceza, borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir.

Borçlunun, kararlaştırılan cezayı ifa ederek sözleşmeyi, dönme veya fesih suretiyle sona erdirmeye yetkili olduğunu ispat etme hakkı saklıdır.” düzenlemesini içermektedir.

 

Maddenin birinci bendinde seçimlik cezai şart düzenlenmiştir.

 

Seçimlik cezai şarta ilişkin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 12.10.2021 tarihli 2017/2736 E. 2021/1218 K. sayılı ilamında; Sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi hâlinde ödenmek üzere cezai şart vaad edilmiş ve aksi de sözleşmede öngörülmemiş ise, alacaklı ya sözleşmenin ifasını ya da cezai şartın ödenmesini isteyebilir. Seçimlik cezai şartta alacaklı seçimlik bir yetkiye sahiptir. Buna göre o şartın gerçekleşmesi yani borçlunun asıl edimi hiç veya gereği gibi ifa etmemesi durumunda ya asıl edimin ifasını ister ya da bundan vazgeçerek cezai şartın ödenmesini talep eder. Seçimlik cezai şartta alacaklı hem asıl edimin ifasını hem de cezai şartın ödenmesini isteyemeyecektir. Örneğin, satıcının sattığı malı teslim etmemesi hâlinde alıcının mal yerine 100.000TL ceza koşulu isteyebileceği kararlaştırılmışsa, alıcı ister malın teslimini, isterse ceza koşulunu isteyebilir. Görüldüğü üzere burada seçimlik bir hak söz konusu olup, alacaklı ancak ya asıl borcun ifasını ya da ceza koşulunun ödenmesini isteyebilir; alacaklı aynı anda hem asıl borcun ifasını hem de ceza koşulunun ödenmesini kural olarak isteyemez. Ancak hemen belirtmek gerekir ki, asıl borcun sonraki imkânsızlık nedeniyle ifâ imkânının ortadan kalkması hâlinde, alacaklıya tanınmış olan bu seçim hakkı bir anlam ifade etmez. Asıl borcun ifası imkânsız olduğunda, alacaklı koşulları varsa yalnızca tazminat isteme hakkına sahip olur. Buna göre alacaklı, ya zararının tazmin edilmesini ya da ceza koşulunun ödenmesini ister.”  şeklinde değerlendirme yapılmıştır.

 

Buna göre, seçimlik cezai şart, borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi hâlinde uygulanmak üzere kararlaştırılan ve alacaklıya, asıl borcun ifası ile cezai şartın ödenmesi arasında bir seçim yapma imkânı tanıyan cezai şart türüdür. TBK m. 179/1 uyarınca, aksi sözleşmeden anlaşılmadıkça alacaklı, ya borcun ifasını ya da cezai şartın ödenmesini talep edebilir.

 

Bu tür cezai şartta, alacaklı aynı anda hem asıl borcun ifasını hem de cezai şartın ödenmesini isteyemez. Buradaki seçim yetkisi borçluya değil, alacaklıya aittir. Borçlu, borca aykırı davranarak cezai şartı ödemek suretiyle borçtan kurtulma hakkına sahip değildir; alacaklı asıl borcun ifasını talep etmeye devam edebilir.

 

Maddenin ikinci bendinde ifaya eklenen cezai şart düzenlenmiştir.

 

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 7.7.2021 tarihli 2017/3169 E. 2021/948 K. sayılı ilamında; “Ceza, borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir denilmek suretiyle ifaya ekli cezai şart düzenlenmiştir. Bu cezaya, gecikme cezası da denmektedir.

Anılan hükme göre borçlunun borca aykırı davranışı hâlinde, alacaklı hem aynen ifayı, hem de kararlaştırılan cezanın ödenmesini talep edebilecektir. Bu nedenle, burada ceza koşulunun aynen ifaya ilave olarak (kümülatif) talep edilebilmesi olanaklıdır.

Borçlunun borca aykırı davranışı hâlinde alacaklının ifaya ek olarak talep ettiği alacak bir ceza koşulu alacağı ise, zarar koşulunu gerektirmez. Alacaklı borçlunun borca aykırı davranışı nedeniyle zarara uğramasa dahi kararlaştırılan ceza koşulunu talep edebilir.

İfaya ekli cezai şartın istenebilmesi için sözleşmede açıkça kararlaştırılmış olmadıkça gecikmiş ifanın çekincesiz olarak kabul edilmemesi gerekir. Aksi hâlde cezai şartı isteme hakkı düşer. Gecikmiş ifadan önce keşide edilen ihtarla gecikme cezası isteme hakkı saklı tutulmuş, sözleşmede cezai şart talep edebilmek için ihtirazı kayda gerek olmadığı kararlaştırılmış ya da ifadan önce alacaklının bu hakkını saklı tuttuğu anlamına gelecek davranışları mevcut ise sonradan yapılan teslimde çekince konulmamış olsa dahi cezai şart isteme hakkı düşmez, talep edilebilir.” şeklinde değerlendirme yapılmıştır.

 

Buna göre, ifaya eklenen cezai şart, borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi gibi hâller için kararlaştırılan ve alacaklıya, asıl borçla birlikte cezai şartın da talep edilmesi imkânını tanıyan cezai şart türüdür. TBK m. 179/2 hükmü uyarınca, alacaklı açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezai şartın ödenmesini isteyebilir.

 

Bu tür cezai şartta, cezai şart aynen ifaya ek (kümülatif) olarak talep edilebilmektedir. Alacaklının cezai şart talep edebilmesi için zarara uğramış olması şart değildir. Borcun geç veya eksik ifa edilmesi, cezai şartın talep edilebilirliği bakımından yeterlidir.

 

Maddenin üçüncü bendinde ifa yerine cezai şart (dönme/fesih cezası) düzenlenmiştir.

 

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 29.6.2021 tarihli 2017/2245 E. 2021/880 K. sayılı ilamında; Dönme (fesih) cezası olarak da adlandırılan ifayı engelleyen cezai şart ise maddenin üçüncü bendinde hükme bağlanmıştır. Burada borçlunun cezai şartı ödemek suretiyle tek taraflı olarak sözleşmeden dönme hakkına sahip olduğunu ispat yetkisi saklı tutulmuştur. Böylece borçlu alacaklı ile yaptığı anlaşmada dilerse sözleşmeden dönmeyi ve alacaklıya sadece cezai şart ödemeyi kararlaştırabilir. Bu tür cezai şartta borçlu cezayı ödemek suretiyle sözleşmeden dönebileceği gibi, alacaklı da sadece cezai şartın ödenmesini talep edebilir. Bu durumda artık alacaklı borçludan asıl edimin ifasını isteyemeyecektir.

Seçimlik ve ifaya eklenen ceza koşulu, borçlunun borcunu ihlal etmesine karşı alacaklıya bir talep hakkı sağlarken, dönme cezası borcun ihlali koşulu aranmaksızın, belirli bir meblağı ödemek suretiyle borçluya sözleşmeyi sona erdirme imkânı verir. Borçlu, borca aykırı davranışı bulunmasa bile, ceza koşulunu ödeyerek sözleşmeyi ortadan kaldırabilir. Burada asıl borcun ifasının yerini dönme (fesih) cezası almaktadır. Bundan dolayı dönme cezasının, asıl borcun alacaklı lehine ifasını teminat altına almak gibi bir işlevinin bulunmadığı, aksine onu zayıflatıcı rol oynadığı söylenebilir.” şeklinde değerlendirme yapılmıştır.

 

Buna göre, ifa yerine cezai şart, borçluya cezai şartı ödemek suretiyle sözleşmeyi tek taraflı olarak sona erdirme imkânı tanıyan cezai şart türüdür. TBK m. 179/3 hükmü uyarınca, borçlu kararlaştırılan cezayı ödeyerek sözleşmeden dönme veya sözleşmeyi feshetme yetkisine sahiptir.

 

Bu tür cezai şartta, cezai şart asıl borcun ifasının yerini almaktadır. Borçlu, borca aykırı davranmaksızın dahi cezai şartı ödeyerek sözleşme ilişkisinden çıkabilmektedir. Bu nedenle dönme (fesih) cezasının, ifaya eklenen veya seçimlik cezai şarttan farklı olarak, asıl borcun ifasını güvence altına alan bir işlevi bulunmamaktadır.

 

Bu çerçevede cezai şart, Türk Borçlar Kanunu sistematiğinde, borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesine bağlanan sözleşmesel bir yaptırım olarak karşımıza çıkmakta; ancak türüne göre asıl borç ile kurduğu ilişki farklılık göstermektedir. Seçimlik cezai şartta alacaklıya asıl edim ile cezai şart arasında bir tercih imkânı tanınırken, ifaya eklenen cezai şartta asıl edimin ifası ile birlikte cezai şartın da talep edilebilmesi mümkün olmakta; ifa yerine cezai şartta ise cezai şart, asıl borcun ifasının yerini almaktadır. Bu ayrım, cezai şartın hangi hâllerde ve hangi kapsamda talep edilebileceğinin belirlenmesi bakımından olduğu kadar, sözleşmenin feshi hâlinde cezai şartın akıbetinin tespiti açısından da belirleyici nitelik taşımaktadır. Nitekim özellikle ifaya eklenen cezai şart bakımından, sözleşmenin feshedilmesi hâlinde bu talep hakkının devam edip etmeyeceği hususu, cezai şartın hukuki niteliği ile feshin sonuçlarının birlikte değerlendirilmesini gerektirmektedir.

 

3. Sözleşmenin Feshi Halinde İfaya Eklenen Cezai Şart

 

İfaya eklenen cezai şart, borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi gibi hâller için öngörülen ve alacaklıya, asıl edimle birlikte cezai şartın da talep edilmesi imkânını tanıyan bir yaptırım niteliği taşımaktadır. Bu yönüyle ifaya eklenen cezai şart, esas itibarıyla ifa ilişkisinin devam ettiği ve borcun gecikmeli veya eksik de olsa yerine getirildiği hâllerde uygulama alanı bulmaktadır. Ne var ki, sözleşmenin feshedilmesi, ifaya eklenen cezai şartın talep edilebilirliği bakımından farklı bir hukuki değerlendirmeyi gerekli kılmaktadır.

 

Sözleşmenin feshi, sözleşmeyi ileriye etkili olarak sona erdiren ve kural olarak tarafları asıl edimin ifası borcundan kurtaran bir yenilik doğuran haktır. Bu nedenle fesih hâlinde artık asıl edimin ifası talep edilemeyeceği gibi, ifa ile birlikte talep edilebilen hakların akıbeti de tartışmalı hâle gelmektedir. Bu bağlamda, ifaya eklenen cezai şartın, fesih sonrası talep edilip edilemeyeceği sorusu, cezai şartın asıl edime sıkı sıkıya bağlı fer’î niteliği ile borca aykırılığın yaptırımı olma özelliği arasındaki denge çerçevesinde ele alınmalıdır.

 

Öğretide ağırlıklı olarak kabul edilen görüşe göre de, ifaya eklenen cezai şartın fesih hâlinde talep edilebilmesi mümkün değildir. Bu görüşe göre, fesih ile birlikte ifa borcu sona erdiğinden, ifa ile birlikte talep edilebilen bir cezai şartın hukuki dayanağı da ortadan kalkmaktadır. Bu nedenle fesih sonrası ifaya eklenen cezai şartın talep edilmesi, cezai şartın fonksiyonuna ve TBK m. 179/2 hükmünün sistematiğine aykırılık teşkil eder.

 

Yargıtay uygulaması da esas itibarıyla bu yaklaşımı destekler niteliktedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 26.2.2016 tarihli 2014/524 E. 2016/192 K. sayılı ilamında; “Sözleşmeye aykırı davranılması halinde, diğer bir deyişle, sözleşme hiç yerine getirilmediğinde veya eksik yerine getirildiğinde ödenmek üzere kararlaştırılmış ise, bu seçimlik ceza niteliğindedir (818 s. BK. m.158/1; 6098 s. TBK. m. 179/1). Seçimlik cezanın istenebilmesi, asıl borcun muaccel olması koşuluna bağlıdır. Borçlu, asıl borcu ifa etmemiş veya eksik ifa etmişse, sözleşmeyi feshetmeyen alacaklı, aksi kararlaştırılmamışsa borçludan sözleşmeye dayanarak ya akdin ifasını veya seçimlik cezanın ödenmesini isteyebilir. Fakat sözleşmede akdin ifası ile cezai şartın ödenmesinin birlikte istenebileceği kararlaştırılabilir.

818 s. BK'nın 158/2.fıkrasında (6098 s. TBK. m. 179/2) düzenlenen ceza, ifaya eklenen cezai şarttır. Burada ceza, asıl borcun belirli zamanda veya yerde yerine getirilmemesi halinde kabul edilmiştir. Alacaklı, kusuru ile temerrüde düşen borçlunun mevcut durumdaki ifasını kabul etmekte ve ancak ifa zamanında ve yerinde yapılmadığından, sözleşmede kararlaştırılan cezayı talep etme hakkını kazanmaktadır. İfaya eklenen cezai şart, özellikle borcun geç ifa edilmesi halinde uygulanır ve uygulamada en çok rastlanan cezai şart türüdür.

818 s. BK'nın 158/1 ve 2.fıkralarında (6098 s. TBK. m. 179/1-2) düzenlenen cezanın istenebilmesi için asıl borca ilişkin sözleşmenin fesih olunmaması (veya sözleşmeden dönülmemesi) gerekir. Başka bir anlatımla, sözleşmenin yürürlükte olması gerekir. Zira, sözleşmeden dönen (veya sözleşmeyi fesheden) taraf, döndüğü veya feshettiği yani ortadan kaldırdığı sözleşmenin artık yürürlükten kalkmış olan hükümlerine dayanarak ceza isteyemez.” şeklinde hüküm kurulmuştur.

 

Bu karar doğrultusunda, ifaya eklenen cezai şartın talep edilebilirliğinin, sözleşmenin yürürlükte olmasına ve asıl edimin ifa sürecinin devam etmesine bağlı olduğu açıkça ortaya konulmaktadır. Nitekim ifaya eklenen cezai şart, borçlunun edimi geç veya gereği gibi ifa etmesine rağmen alacaklının ifayı kabul ettiği hâllerde, gecikmeden veya eksik ifadan kaynaklanan ihlalin yaptırımı olarak öngörülmektedir. Bu yönüyle söz konusu cezai şart türü, fesih gibi sözleşmeyi sona erdiren bir yenilik doğuran hakkın kullanılmasıyla birlikte işlevini yitirmektedir.

 

Bununla birlikte, sözleşmede cezai şartın fesih hâlinde de uygulanacağına ilişkin açık ve tereddüde yer vermeyecek bir düzenleme bulunması durumunda, cezai şartın hukuki niteliğinin yeniden değerlendirilmesi gerekecektir. Zira tarafların iradesiyle, başlangıçta ifaya eklenen cezai şart olarak adlandırılan bir yaptırımın, fesih sonrasında da uygulanabilir kılınması hâlinde, bu cezai şartın artık ifaya eklenen cezai şart değil, mahiyeti itibarıyla feshe bağlanan bir cezai şart, diğer bir ifadeyle fesih cezası niteliği taşıdığı kabul edilmelidir. Bu durumda cezai şartın talep edilebilirliği, ifaya eklenen cezai şart hükümleri çerçevesinde değil, sözleşmenin sona ermesine bağlanan bağımsız bir yaptırım olarak değerlendirilmelidir.

 

Nitekim Yargıtay bazı kararlarında, sözleşmenin feshinden önce muaccel olup olmadığına bakmaksızın, sözleşmenin feshi durumunda ceza koşulunun talep edilemeyeceğini; ancak tarafların anlaşmasıyla aksinin kabul edilebileceğini ifade etmiştir. (Yargıtay 15. HD. T. 13.11.2017, E. 2016/1632, K. 2017/3919)

 

Bu çerçevede, sözleşmenin feshi hâlinde ifaya eklenen cezai şartın talep edilebilirliğinin tamamen ortadan kalktığını söylemek her durumda mümkün değildir. Zira fesih, sözleşmeyi ileriye etkili olarak sona erdiren bir hukuki işlem olup, fesih anına kadar sözleşme hüküm ve sonuçlarını doğurmaya devam etmektedir. Bu nedenle fesih tarihine kadar gerçekleşen borca aykırılıklar bakımından, sözleşmede öngörülen cezai şartın doğmuş olması hâlinde, bu alacağın korunmaya devam ettiği kabul edilmelidir.

 

Nitekim Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin 04.04.2011 tarihli 2010/7438 E. 2011/2040 K. sayılı ilamında da; “Dairemizin yerleşik içtihat ve uygulamalarına göre fesih halinde sözleşmede kararlaştırılan BK'nın 158/II. maddesine uygun ifaya ekli gecikme cezası ya da müspet zarar kapsamındaki gecikme tazminatının talep edilmesi mümkün değil ise de; sözleşmedeki cezai şart gecikme halinde fesih edilemeyen süreyle ilgili olarak kararlaştırılmış olduğundan, bu hüküm gereğince yüklenici temerrüdü gerçekleşse dahi belirtilen süre geçinceye kadar arsa sahibinin sözleşmeyi fesih etmesi mümkün değildir. Bu halde davacı arsa sahibi daha sonra fesih hakkını kullansa dahi fesih edilemeyen cezalı süreyle sınırlı olarak gecikme cezası ya da tazminatını isteyebilir.” şeklinde hüküm kurulmuştur.

 

Bu bağlamda, ifaya eklenen cezai şartın talep edilebilirliği bakımından belirleyici olan husus, cezai şartın hangi döneme ilişkin olarak kararlaştırıldığı ve borca aykırılığın fesih öncesinde mi yoksa fesih sonrasında mı gerçekleştiğidir. Sözleşmenin feshi halinde fesih zamanına kadar sözleşme hüküm ve sonuçlarını doğurduğu için, bu ana kadar gerçekleşen ihlale dayanarak ceza koşulu talep edilebilir.

 

Bu nedenle, sözleşmenin feshi hâlinde ifaya eklenen cezai şartın talep edilebilirliği bakımından mutlak bir yasak söz konusu olmayıp, cezai şartın fesih öncesine mi yoksa fesih sonrasına mı ilişkin olduğu yönünde bir ayrım yapılması gerekmektedir. Fesih anına kadar sözleşmenin yürürlükte olması sebebiyle bu süre içerisinde gerçekleşen temerrüt veya borca aykırılık hâllerine bağlanan cezai şart alacaklarının doğduğu ve talep edilebilirliğini koruduğu kabul edilmelidir. Buna karşılık, fesih sonrasına ilişkin dönem bakımından, ifa borcu sona erdiğinden, ifaya eklenen cezai şartın talep edilmesi mümkün değildir.

 

Bu çerçevede, ifaya eklenen cezai şartın sözleşmenin feshi hâlindeki hukuki akıbetinin belirlenmesinde; fesih türü, cezai şartın sözleşmedeki işlevi, hangi döneme ilişkin olarak kararlaştırıldığı ve borca aykırılığın zamanı gibi hususlar birlikte değerlendirilmelidir.

 

Bu noktadan hareketle, sözleşmenin feshi hâlinde alacaklının, ifaya eklenen cezai şart dışında hangi tazminat taleplerini ileri sürebileceği ve fesih sonrası zararların hangi kapsamda talep edilebileceği hususu ayrıca ele alınmalıdır. Zira cezai şartın fesih nedeniyle talep edilemediği veya sınırlı olarak talep edilebildiği hâllerde, alacaklının uğradığı zararların giderimi bakımından tazminat hükümleri önem kazanmaktadır.

 

4. İfaya Eklenen Cezai Şartın Fesih Sonrası Tazminat Talepleri Bakımından Değerlendirilmesi

Yargıtay’ın yerleşik içtihatları bağlamında, ifaya eklenen cezai şartın, sözleşmenin feshi hâlinde kural olarak talep edilemeyeceğinin kabul edilmesi, alacaklının fesih sonrası tamamen korumasız kaldığı anlamına gelmemektedir. Zira cezai şart, borca aykırılığın sözleşmesel bir yaptırımı olup, fesih sonrasında devre dışı kalması, borçlunun hukuka aykırı davranışının sonuçsuz kalacağı şeklinde yorumlanamaz.

 

Nitekim ifaya eklenen cezai şartın talep edilememesi, yalnızca bu yaptırımın sözleşmeye özgü ve ifaya bağlı niteliğinden kaynaklanmaktadır. Bu durumda alacaklının, borçlunun sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle uğradığı zararları, genel hükümler çerçevesinde talep edebilmesi mümkündür. Başka bir ifadeyle, Yargıtay’ın yerleşik içtihatları bağlamında, fesih hâlinde ifaya eklenen cezai şart devre dışı kalsa dahi, borca aykırılığın hukuki sonuçları tamamen ortadan kalkmaz.

 

Bu çerçevede, sözleşmenin feshi sonrasında alacaklının ileri sürebileceği taleplerin hukuki dayanağı artık cezai şart hükümleri değil, borca aykırılıktan doğan genel tazminat sorumluluğudur. Ancak bu durumda, cezai şarttan farklı olarak, alacaklının uğradığı zararı ve zarar ile borca aykırı davranış arasındaki illiyet bağını ispat etmesi gerekecektir.

 

Dolayısıyla fesih sonrası dönemde, ifaya eklenen cezai şartın yerine geçecek otomatik bir yaptırımdan söz etmek mümkün değildir. Alacaklının korunması, ancak genel hükümlere göre açılacak tazminat talepleriyle sağlanabilir. Bu durum, ifaya eklenen cezai şart ile fesih arasındaki ilişkinin, cezai şartın fer’î ve ifaya bağlı karakterinin doğal bir sonucu olduğunu göstermektedir.

 

Bu bağlamda, Yargıtay’ın yerleşik içtihatları bağlamında, sözleşmenin feshi hâlinde ifaya eklenen cezai şartın talep edilemeyeceği yönündeki kabul, borca aykırılığın sonuçlarını ortadan kaldırmamakta; yalnızca tarafların sözleşme ile öngördükleri özel yaptırımın uygulanma alanını sona erdirmektedir.

 

5. Sonuç

 

Sözleşmelerde cezai şart, borcun hiç veya gereği gibi ifa edilmemesine bağlanan sözleşmesel bir yaptırım olarak alacaklı lehine önemli bir güvence işlevi görmektedir. Ancak cezai şartın türüne göre asıl borç ile kurduğu ilişki farklılık göstermekte; bu durum özellikle sözleşmenin feshi hâlinde cezai şartın akıbetinin belirlenmesi bakımından önem arz etmektedir.

 

Türk Borçlar Kanunu’nun 179. maddesi kapsamında düzenlenen ifaya eklenen cezai şart, niteliği gereği asıl edimin ifasıyla birlikte talep edilebilen, ifa sürecine bağlı ve fer’î bir yaptırımdır. Bu nedenle sözleşmenin feshi hâlinde, kural olarak ifaya eklenen cezai şartın talep edilmesi mümkün değildir. Zira fesih ile birlikte asıl edimin ifa borcu sona ermekte; ifa ile bağlantılı olan cezai şart da hukuki dayanağını kaybetmektedir.

 

Bununla birlikte, sözleşmenin feshi ileriye etkili sonuç doğurduğundan, fesih anına kadar sözleşme hüküm ve sonuçlarını doğurmaya devam etmektedir. Bu sebeple, fesih tarihine kadar gerçekleşen borca aykırılıklar bakımından, cezai şartın doğmuş olması hâlinde bu alacağın talep edilebilirliğini koruduğu kabul edilmelidir. Nitekim Yargıtay uygulaması da, cezai şartın hangi döneme ilişkin olarak kararlaştırıldığı ve borca aykırılığın zamanını esas alan bir değerlendirme yapılması gerektiğini ortaya koymaktadır.

 

Öte yandan, sözleşmede cezai şartın fesih hâlinde de uygulanacağına ilişkin açık bir düzenleme bulunması durumunda, bu yaptırımın artık ifaya eklenen cezai şart olarak değil, mahiyeti itibarıyla feshe bağlanan bağımsız bir cezai şart olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu hâlde cezai şartın talep edilebilirliği, ifaya eklenen cezai şart hükümleri çerçevesinde değil, taraf iradesi doğrultusunda belirlenen fesih cezası hükümleri kapsamında ele alınmalıdır.

 

Son olarak, ifaya eklenen cezai şartın fesih nedeniyle talep edilemediği veya sınırlı olarak talep edilebildiği hâllerde, alacaklının borçlunun sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle uğradığı zararları genel hükümlere göre tazminat talebiyle ileri sürebileceği kabul edilmelidir. Bu durum, cezai şartın devre dışı kalmasının borca aykırılığın hukuki sonuçlarını tamamen ortadan kaldırmadığını; yalnızca sözleşme ile öngörülen özel yaptırımın uygulanma alanını sona erdirdiğini göstermektedir.

 

Neticeten, sözleşmenin feshi hâlinde ifaya eklenen cezai şartın talep edilebilirliği, cezai şartın niteliği, hangi döneme ilişkin olarak kararlaştırıldığı ve borca aykırılığın fesih öncesinde mi yoksa fesih sonrasında mı gerçekleştiği hususları birlikte değerlendirilmek suretiyle belirlenmelidir.

 

Av. Ezgi Karpınar


 

Kaynakça:

1. Akman S./Burcuoğlu H./Altop A./ Tekinay, S.S.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, ... 1993, s. 358-359

MAKALEYİ PAYLAŞIN
MAKALEYİ YAZDIRIN