Özgün Law Firm

Özgün Law Firm

ŞİRKETLERDE STOK AFFI UYGULAMASI

ŞİRKETLERDE STOK AFFI UYGULAMASI

GİRİŞ

Şirketlerde stok affı hukuki veya teknik bir terimden çok, vergi mevzuatında kullanılan bir düzeltme ve kayıt altına alma imkanı anlamına gelir. Stok affı, işletmelerin fiili (gerçek) stokları ile muhasebe kayıtlarında görünen stoklar arasındaki farkları ceza ve ağır yaptırımlara maruz kalmadan düzeltmelerine imkân tanıyan bir vergi düzenlemesidir. Genellikle devlet tarafından çıkarılan “yapılandırma/af kanunları” içinde yer alır.

İşletmelerde zamanla şu sorunlar ortaya çıkabilir:

-Kayıtlarda var görünüp gerçekte olmayan mallar

-Gerçekte var olup kayıtlarda yer almayan mallar

-Yanlış değerlenmiş stoklar

Stok affı, işte bu uyumsuzlukları resmileştirerek düzeltme fırsatı verir.

STOK AFFININ KAPSAMI

Stok affı uygulaması genellikle iki temel durumu kapsar:

 Kayıtlarda Yer Aldığı Halde Fiilen Bulunmayan Stoklar

İşletmelerin muhasebe kayıtlarında görünen ancak gerçekte mevcut olmayan mallar bu kapsamdadır. Bu durumda mükellefler, söz konusu malları kayıtlarından çıkararak belirli oranlarda vergi öderler.

 Fiilen Mevcut Olduğu Halde Kayıtlarda Yer Almayan Stoklar

İşletmede mevcut olmasına rağmen kayıtlara hiç alınmamış mallar ise rayiç bedel üzerinden kayıtlara dahil edilir. Bu işlem sırasında da belirli bir KDV ödenmesi söz konusu olur.

Stok affından yararlanmak isteyen mükellefler, ilgili kanunda belirtilen süreler içinde vergi idaresine başvuruda bulunur. Uygulama süreci genel olarak şu adımlardan oluşur:

-Fiili envanter ile kayıtların karşılaştırılması

-Farkların tespit edilmesi

-Beyanname verilmesi

-Hesaplanan verginin ödenmesi

-Muhasebe kayıtlarının düzeltilmesi

Bu süreç sonunda işletmenin stok kayıtları fiili durumu yansıtır hale gelir.

İşletme kayıtlarına intikal ettirilecek olan stoklar, bildirim tarihindeki rayiç bedelle değerlenmek suretiyle envanter listesinde gösterilmelidir. Rayiç bedel, o kıymetin değerleme günü itibarıyla normal alım satım bedelidir. Bu bedeli işletme yöneticileri de belirleyebilecektir. Bunun için ayrıca bir değerleme raporu zorunluluğu yoktur.

MUHASABELEŞTİRME SÜRECİ

Stok affı beyan edildiğinde, beyan edilen emtianın bedeli üzerinden ilgili vergi dairesine KDV ödenir. Muhasebe kayıtlarında ise bu işlem genellikle şu şekilde karşılık bulur:

-Aktif tarafta: Beyan edilen stok tutarı Stoklar hesabına giriş yapılır.

-Pasif tarafta: Bu stokların karşılığı olarak 525 Kayda Alınan Emtia Karşılığı (veya benzeri bir özel fon hesabı) açılır. [1]

Bu hesap, işletmenin öz kaynakları içerisinde yer alan özel bir fon hesabıdır. Amacı, kayıtsız olan ancak sonradan resmileşen bu varlığın öz sermaye içerisindeki yerini tanımlamaktır.

ORTAKLARA DAĞITILABİLİR Mİ?

Bu konu, stok affının en kritik hukuki ayrımıdır. Bir görüşe göre stok affı veya bir başka adıyla Emtia stok beyanı düzenlemesi, beyanda bulunan şirketlerin ortaklarına büyük bir avantaj sağlıyor. Bu beyan nedeniyle özel fon hesabında izlenen tutarların ortaklara dağıtılması, kar payı dağıtımı sayılmadığından, stopaj dahil hiçbir vergiye tabi bulunmuyor. Gerçek kişi ortaklar bu şekilde kendilerine aktarılan tutarlar için yıllık gelir vergisi beyannamesi vermiyorlar, başka gelirleri nedeniyle yıllık gelir vergisi beyannamesi veriyorlarsa bu tutarları beyanlarına dahil etmiyorlar ve vergilendirmiyorlar. Ortakların tüzel kişi olduğu durumlarda da sonuç değişmiyor. Emtia stok beyanında bulunan şirketler tarafından bu şekilde ortakları olan şirketlere aktarılan söz konusu tutarlar ilgili dönem kurum kazancına dahil edilmiyor ve kurumlar vergisine tabi tutulmuyor. [2]

Vergi Usul Kanunu (VUK) perspektifinden bakıldığında durum böyledir. Çünkü Vergi Kanunu burada sadece "Vergi Alacağı" perspektifinden bakar. Devlet der ki: "Bu para zaten senin malındı, kayda aldın. Bunu ortağına verirsen ben bunu bir 'gelir' veya 'kazanç' olarak görmem, dolayısıyla benden vergi kaçırmış sayılmazsın, stopaj da istemem. “Ancak VUK sadece işin devlete ödenecek vergi kısmıyla ilgilenir. Paranın şirketten çıkıp çıkamayacağına VUK karar vermez, buna TTK karar verir. TTK açısından bakıldığında ise;

 TTK Madde 462 (İç Kaynaklardan Sermaye Artırımı): Bu madde, bilançoda yer alan ve mevzuatın izin verdiği fonların sermayeye eklenebileceğini söyler. Stok affı fonu, işletme içi bir kaynak haline geldiği için sermayeye ilave edilebilir.

 TTK Madde 507 ve 509 (Kar Payı): Bu maddeler, sadece net dönem kârı ve serbest yedek akçelerin kâr payı olarak dağıtılabileceğini hükme bağlar. Stok affından doğan fonlar bir "faaliyet kârı" değildir; bir "düzeltme kaydı"dır. Bu nedenle teknik olarak "dağıtılabilir kâr" niteliği taşımazlar.

Dağıtım Kısıtlaması

Hesapta takip edilen bu tutarlar, işletmeden çekilemez ve ortaklara dağıtılamaz. Eğer bu tutar ortaklara kar payı gibi dağıtılmaya kalkışılırsa aşağıda bahsedeceğimiz yükümlülüklerin ortaya çıkacağı söylenebilir.

1. Kurumlar Vergisi: Dağıtılan tutar, o dönemin kazancı sayılarak kurumlar vergisine tabi tutulur.

2.Stopaj: Kar dağıtımına bağlı vergi kesintisi (stopaj) yükümlülüğü doğar.

TTK Açısından Engel: "Dağıtılabilir Kar" Meselesi

VUK "ben vergi almam" dese de Türk Ticaret Kanunu (TTK) devreye girer. Bir paranın ortaklara "kar payı" olarak dağıtılabilmesi için o paranın TTK 507. ve 509. maddeleri uyarınca:

1. Dönem kârından,

2. Veya serbest yedek akçelerden gelmesi gerekir.

Burada Stok affı fonu bir kâr mıdır sorusu karşımıza çıkar. Kısaca stok affının bir kar sayılamayacağını belirtmek çıkar. Bu fon, bilançonun aktifindeki (stok) artışa karşılık pasifte açılan bir "düzeltme veya denkleştirme" hesabıdır niteliğindedir.

 Sermaye Azaltımı Sayılması İhtimali

Eğer bu fon ortaklara dağıtılırsa Maliye ve TTK bunu bir "Sermaye Azaltımı" olarak nitelendirebilir.

-VUK açısından: Maddede "vergilendirilmez" yazsa da bu fonun işletmeden nakit olarak çekilmesi, şirketin özkaynaklarını azaltır.

-TTK Madde 473-475 (Sermaye Azaltımı): Şirketten dışarıya sermaye niteliğinde bir çıkış yapılıyorsa, alacaklılara çağrı yapılması ve sermaye azaltım prosedürlerinin uygulanması gerekir. Bu prosedürleri işletmeden "kar dağıtımı" adı altında para çekilirse, usulsüzlük yapılmış olur.

Sermayeye İlave

Peki bu fon ne yapılabilir diye düşünecek olursak sermayeye ilave edilmesi bir seçenek olarak görünmektedir. Bu fon tutarı sermayeye eklendiğinde, işletme dışına bir kaynak çıkışı olmadığı için ortaklar açısından bir gelir vergisi doğmaz ve şirket için stopaj yükümlülüğü oluşmaz. Sermayeye eklendikten sonra, ileride bir sermaye azaltımı yapılması durumunda ise "öncelikli olarak bu fonların dağıtıldığı" varsayılarak vergi tarhiyatı yapılabilir. Kanunda bu fonun sermayeye eklenmesi için belirlenmiş katı bir süre sınırının olmadığını söyleyebiliriz, ancak fonun işletmeden çekilmemesi (başka bir hesaba aktarılmaması) gerekir. Stok affı fonunu sermayeye ilave etmek hem özkaynak yapısını güçlendirmek hem de bu parayı vergisiz bir şekilde kayıtlı sermaye içine dahil etmek için en iyi yoldur. Ancak bu para artık "sermaye" haline geldiği için, nakit olarak dışarı çıkarılması vergiye tabi hale gelecektir.

SONUÇ

Özetle, yukarıda bahsettiğimiz sermayeye ilave durumunu bir yana bırakacak olursak stok affından gelen kaynağın direkt olarak ortaklara dağıtılamayacağı sonucuna ulaşılabilir. Neden dağıtılamayacağını kısaca özetlersek;

-VUK Açısından: Bu fonun işletmeden çekilmesi, "vergisiz bir kazancın ortaklara aktarılması" olarak görülür. Kanun koyucu, bu fonun sadece işletme bünyesinde (özellikle sermaye içinde) kalması şartıyla vergi avantajı tanır.

-TTK Açısından: Dağıtılan her kuruşun kaynağının ticari kâr niteliğinde olması gerekir. Stok affı fonu ise ticari bir kâr değil, bilançonun aktif ve pasifini eşitlemek için kullanılan bir "fiktif (itibari) karşılık"tır. Dağıtılması, teknik olarak sermayenin iadesi anlamına gelir ki bu da alacaklıların korunması ilkesine aykırıdır.

Stj. Av. Ahmet Berke Baştuğ

 

Kaynakça:

1. Ersan Karaca, Stok Affı ve Öz Sermaye Enflasyon Farklarının Ortaklara Dağıtımı Sorunu

2. Abdullah Tolu, Ekonomim.com, 25.09.2023

MAKALEYİ PAYLAŞIN
MAKALEYİ YAZDIRIN