GİRİŞ
İş hukuku, işçi ile işveren
arasındaki ekonomik ve sosyal güç dengesizliğini dikkate alan, işçiyi koruyucu
nitelikte emredici hükümler içeren özel bir hukuk dalıdır. Bu koruyucu yapı
sebebiyle tarafların sözleşme özgürlüğü mutlak değildir. Özellikle işçinin
temel haklarını, çalışma koşullarını ve ekonomik menfaatlerini doğrudan
etkileyen konularda işçinin önceden verdiği muvafakat beyanlarının geçerliliği
sınırlı tutulmaktadır. Buna karşılık bazı durumlarda ise işçinin önceden
verdiği onay hukuken geçerli kabul edilmekte ve iş ilişkisi bu çerçevede
sürdürülmektedir.
İş sözleşmelerinde muvafakat,
işçinin belirli bir uygulamaya önceden rıza göstermesi anlamına gelmektedir.
Ancak iş ilişkisinin bağımlılık unsuru taşıması nedeniyle işçinin her
muvafakatinin özgür iradeye dayanıp dayanmadığı tartışmalıdır. Bu sebeple mevzuat,
öğreti ve yargı kararları ışığında hangi konularda önceden muvafakat
verilebileceği, hangi konularda ise bu muvafakatin geçersiz olduğu ayrıntılı
şekilde değerlendirilmektedir.
Bu çalışmada işçinin önceden
muvafakat verebileceği ve veremeyeceği haller, 4857 sayılı İş Kanunu, Türk
Borçlar Kanunu, Anayasal ilkeler ve Yargıtay uygulamaları çerçevesinde
incelenecektir.
I. İŞ HUKUKUNDA MUVAFAKAT
KAVRAMI
Muvafakat, kişinin belirli bir
hukuki işleme veya uygulamaya rıza göstermesi anlamına gelir. İş hukukunda
muvafakat çoğu zaman işverenin yönetim hakkı kapsamında gerçekleştireceği bazı
işlemler için işçinin önceden verdiği onayı ifade etmektedir.
İşçinin muvafakati çeşitli
şekillerde ortaya çıkabilir:
-İş sözleşmesindeki açık hüküm,
-Toplu iş sözleşmesi
düzenlemeleri,
-Sonradan verilen yazılı onay,
-Fiili davranışlarla ortaya
çıkan örtülü kabul.
Bununla birlikte iş hukukunda muvafakatin
geçerli sayılabilmesi için bazı şartların bulunması gerekir:
1. İşçinin iradesi
sakatlanmamış olmalıdır.
2. Muvafakat açık ve anlaşılır
olmalıdır.
3. Emredici hukuk kurallarına
aykırı olmamalıdır.
4. İşçinin temel haklarından
peşinen vazgeçmesi sonucunu doğurmamalıdır.
5. İşçinin kişilik haklarını
zedelememelidir.
İş hukukunda işçiyi koruma
ilkesi gereği, özellikle işçi aleyhine sonuç doğuran muvafakat kayıtları dar
yorumlanmaktadır.
II. İŞÇİNİN ÖNCEDEN
MUVAFAKAT VEREBİLECEĞİ HALLER
A. Fazla Çalışma ve Ulusal
Bayram Genel Tatil Çalışmalarına İlişkin Muvafakat
4857 sayılı İş Kanunu’nun 41.
maddesi uyarınca fazla çalışma yaptırılabilmesi için işçinin onayının alınması
gerekir. Fazla Çalışma ve Fazla Sürelerle Çalışma Yönetmeliği’nde ise bu onayın
yazılı olması gerektiği belirtilmiştir.
Uygulamada işverenler
çoğunlukla iş sözleşmesine “işçi gerektiğinde fazla çalışma yapmayı kabul eder”
şeklinde hükümler koymaktadır. Yargıtay uygulamasında bu tür genel muvafakat
kayıtlarının tek başına sınırsız bir fazla çalışma yetkisi vermediği kabul edilmektedir.
Ancak işçinin başlangıçta fazla çalışmaya prensip olarak rıza göstermesi
mümkündür.
Bununla birlikte işçi daha
sonra bu muvafakatini geri çekebilir. Ayrıca:
-Yıllık 270 saat sınırı,
-Fazla çalışma ücretinin
ödenmesi,
-Sağlık ve güvenlik kurallarına
uyulması,
-Zorunlu dinlenme sürelerinin
korunması
gibi emredici hükümler
muvafakat ile bertaraf edilemez.
Dolayısıyla işçi fazla
çalışmaya önceden muvafakat verebilir; ancak bu muvafakat işveren açısından
sınırsız bir yetki doğurmaz.
Ulusal bayram ve genel tatil
günlerinde çalışma bakımından da benzer bir durum söz konusudur. 4857 sayılı İş
Kanunu’nun 44. maddesi uyarınca ulusal bayram ve genel tatil günlerinde işçi
ancak onayıyla çalıştırılabilir. Bu onay iş sözleşmesinde önceden alınabileceği
gibi sonradan ayrıca da verilebilir.
Yargıtay uygulamasında iş
sözleşmesinde yer alan “işçi gerekli hallerde resmi tatillerde çalışmayı kabul
eder” şeklindeki hükümlerin kural olarak geçerli olduğu kabul edilmektedir.
Ancak bu muvafakat yalnızca çalışma bakımından sonuç doğurur; işverenin ulusal
bayram ve genel tatil ücretini ödeme yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.
Dolayısıyla işçi önceden resmi
tatillerde çalışmayı kabul edebilir, ancak:
-UBGT ücretinden vazgeçemez,
-Çalışmasının karşılığı olan ek
ücret hakkını kaybetmez,
-Dinlenme hakkını tamamen
ortadan kaldıran sınırsız uygulamalara tabi tutulamaz.
Bu nedenle iş sözleşmesindeki
önceden verilmiş muvafakat, yalnızca çalışmanın hukuki dayanağını oluşturmakta;
ücret ve diğer işçilik haklarını ortadan kaldırmamaktadır.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 41.
maddesi uyarınca fazla çalışma yaptırılabilmesi için işçinin onayının alınması
gerekir. Fazla Çalışma ve Fazla Sürelerle Çalışma Yönetmeliği’nde ise bu onayın
yazılı olması gerektiği belirtilmiştir.
Uygulamada işverenler
çoğunlukla iş sözleşmesine “işçi gerektiğinde fazla çalışma yapmayı kabul eder”
şeklinde hükümler koymaktadır. Yargıtay uygulamasında bu tür genel muvafakat
kayıtlarının tek başına sınırsız bir fazla çalışma yetkisi vermediği kabul edilmektedir.
Ancak işçinin başlangıçta fazla çalışmaya prensip olarak rıza göstermesi
mümkündür.
Bununla birlikte işçi daha
sonra bu muvafakatini geri çekebilir. Ayrıca:
-Yıllık 270 saat sınırı,
-Fazla çalışma ücretinin
ödenmesi,
-Sağlık ve güvenlik kurallarına
uyulması,
-Zorunlu dinlenme sürelerinin
korunması
gibi emredici hükümler
muvafakat ile bertaraf edilemez.
Dolayısıyla işçi fazla
çalışmaya önceden muvafakat verebilir; ancak bu muvafakat işveren açısından
sınırsız bir yetki doğurmaz.
B. Denkleştirme Uygulamasına
Muvafakat
İş Kanunu’nun 63. maddesi
kapsamında denkleştirme esasının uygulanabilmesi için işçinin onayı aranır.
Denkleştirme sistemi ile bazı haftalarda çalışma süresi artırılabilir, diğer
haftalarda azaltılarak ortalama haftalık çalışma süresi korunabilir.
İşçinin iş sözleşmesinde veya
ayrıca düzenlenen bir belgede denkleştirme uygulamasını kabul etmesi mümkündür.
Ancak günlük azami çalışma süresi olan 11 saat sınırı yine aşılmaz.
Bu nedenle denkleştirme
uygulamasına ilişkin önceden verilmiş muvafakat kural olarak geçerlidir.
C. Ücretin Banka Hesabına
Ödenmesine İlişkin Muvafakat
İşçi ücretinin banka
aracılığıyla ödenmesine muvafakat verebilir. Hatta belirli işyerlerinde bu
durum mevzuat gereği zorunludur. İşçinin banka hesabı bildirmesi veya
sözleşmede buna ilişkin hüküm bulunması geçerli kabul edilir.
D. Elektronik İzleme ve Veri
İşleme Süreçlerine Muvafakat
Teknolojik gelişmelerle
birlikte işverenler işyerlerinde kamera sistemi, araç takip sistemi, e-posta
denetimi ve biyometrik veri uygulamaları kullanmaktadır. Bu alanlarda işçinin
açık rızası önem taşımaktadır.
6698 sayılı Kişisel Verilerin
Korunması Kanunu kapsamında işçinin kişisel verilerinin işlenmesinde bazı
durumlarda açık rıza aranabilmektedir. İşçi; Parmak izi sistemi, Araç takip
sistemi, Kurumsal e-posta denetimi, Kamera kaydı, Konum verisi işlenmesi gibi
uygulamalara belirli sınırlar içinde muvafakat verebilir.
Ancak verilen muvafakatin:
Belirli ,açık ,aydınlatılmış ve özgür iradeye dayalı olması gerekir. İşçinin
kişilik haklarını ağır şekilde ihlal eden ölçüsüz denetim uygulamaları ise
muvafakat bulunsa dahi hukuka aykırı kabul edilebilir.
Bununla birlikte öğretide ve
Kişisel Verileri Koruma Kurulu uygulamalarında iş ilişkisinde işçi–işveren
arasındaki bağımlılık ilişkisi nedeniyle açık rızanın her zaman özgür iradeye
dayanmayabileceği kabul edilmektedir. Bu nedenle kişisel veri işleme faaliyetlerinin
mümkün olduğu ölçüde açık rızadan ziyade kanuni yükümlülük, sözleşmenin
kurulması veya meşru menfaat gibi diğer hukuki sebeplere dayandırılması
gerektiği ifade edilmektedir.
E. Rekabet Yasağı Sözleşmesi
Türk Borçlar Kanunu’nda
düzenlenen rekabet yasağı sözleşmeleri, işçinin iş sözleşmesi devam ederken
veya sona ermesinden sonra belirli faaliyetlerde bulunmamasını öngören
anlaşmalardır.
İşçi önceden rekabet yasağına
muvafakat verebilir. Ancak bu muvafakatin geçerli olması için:
-Yazılı şekilde yapılması,
-İşverenin korunmaya değer
menfaatinin bulunması,
-Yer, zaman ve konu bakımından
sınırlı olması,
-İşçinin ekonomik geleceğini
tehlikeye düşürmemesi
gerekir. Aksi halde hakim
tarafından rekabet yasağı tamamen veya kısmen geçersiz sayılabilir.
F. İş Koşullarında Esaslı
Olmayan Değişikliklere Muvafakat
İşverenin yönetim hakkı
kapsamında kalan bazı değişiklikler için işçi önceden muvafakat verebilir.
Örneğin:
-Departman değişikliği,
-Benzer görevlerde
görevlendirme,
-Aynı il sınırları içindeki
işyeri değişiklikleri,
-Çalışma organizasyonundaki
makul düzenlemeler
gibi hususlarda iş sözleşmesine
hüküm konulması mümkündür. Ancak bu yetki dürüstlük kuralına uygun
kullanılmalıdır.
Bununla birlikte 4857 sayılı İş
Kanunu’nun 22. maddesi uyarınca iş koşullarında esaslı değişiklikler işçinin
yazılı kabulüne bağlıdır. İşverenin yönetim hakkı kapsamında kalan
değişiklikler ile işçinin çalışma koşullarını ağırlaştıran esaslı değişikliklerin
birbirinden ayrılması gerekir. İşçinin henüz kapsamı belirli olmayan ve ileride
doğabilecek tüm esaslı değişiklikleri peşinen kabul ettiğine ilişkin genel
nitelikteki muvafakat hükümleri çoğu zaman geçerli kabul edilmemektedir.
III. İŞÇİNİN ÖNCEDEN
MUVAFAKAT VEREMEYECEĞİ HALLER
A. Ücret Ve Kıdem İhbar
Tazminatı Haklarından Önceden Feragat
İşçinin ücret hakkı anayasal
koruma altındadır. İşçi henüz doğmamış ücret alacaklarından önceden feragat
edemez.
Örneğin:
-Fazla mesai ücretinden peşinen
vazgeçme,
-Ulusal bayram ve genel tatil
ücretlerinden feragat,
-Yıllık izin ücretinden
vazgeçme,
-Asgari ücretin altında
çalışmayı kabul etme
-Kıdem ve İhbar tazminatından
vazgeçme
gibi hükümler geçersizdir.
İş Kanunu’nun emredici
hükümleri gereğince işçi ücret haklarından peşinen vazgeçemez. Bu tür kayıtlar
Yargıtay tarafından çoğu zaman geçersiz kabul edilmektedir.
B. İş Sağlığı ve Güvenliği
Tedbirlerinden Vazgeçme
İşçi iş sağlığı ve güvenliği
önlemlerinden önceden feragat edemez.
Örneğin:
-Koruyucu ekipman
kullanılmamasını kabul etmek,
-Riskli çalışma koşullarına
itiraz etmeyeceğini taahhüt etmek,
-İş kazası halinde işvereni
sorumsuz tutmak
gibi muvafakatler geçersizdir.
6331 sayılı İş Sağlığı ve
Güvenliği Kanunu uyarınca işverenin gözetim borcu emredici niteliktedir.
İşçinin muvafakati işverenin sorumluluğunu kaldırmaz.
C. Kişilik Haklarını Ağır
Şekilde İhlal Eden Müdahalelere Muvafakat
İşçi kişilik haklarını ağır
şekilde ihlal eden uygulamalara geçerli şekilde muvafakat veremez.
Örneğin:
-Sürekli ses kaydı alınması,
-Soyunma odalarının kamerayla
izlenmesi,
-Özel hayatın aşırı
denetlenmesi,
-İnsan onurunu zedeleyen
aramalar
gibi uygulamalar hukuka aykırı
kabul edilmektedir.
Kişilik hakları Anayasa ve Türk
Medeni Kanunu ile korunduğundan, işçinin bu haklardan sınırsız biçimde
vazgeçmesi mümkün değildir.
D. Çalışma Sürelerine
İlişkin Emredici Sınırların Aşılması
İşçi günlük veya haftalık azami
çalışma sürelerinin aşılmasına geçerli şekilde muvafakat veremez.
Örneğin:
-Günlük 11 saatin sürekli
aşılması,
-Dinlenme sürelerinin
kaldırılması,
-Hafta tatilinin
kullandırılmaması
gibi uygulamalar işçinin rızası
bulunsa dahi hukuka aykırıdır.
İş hukukundaki çalışma süreleri
kamu düzeni niteliğinde kabul edilmektedir.
E. Sendikal Haklardan
Vazgeçme
İşçi sendikaya üye olmama veya
sendikal haklarını kullanmama yönünde önceden bağlayıcı muvafakat veremez.
Anayasa ile güvence altına
alınan sendika özgürlüğü kapsamında:
-Sendikaya üye olmaktan
vazgeçme taahhüdü,
-Grev hakkından peşinen
feragat,
-Toplu iş sözleşmesi
haklarından vazgeçme
gibi hükümler geçersizdir.
F. Yıllık Ücretli İzin Hakkından Önceden Feragat Edilememesi
İşçinin yıllık ücretli izin
hakkı anayasal dinlenme hakkının bir yansımasıdır. 4857 sayılı İş Kanunu’nun
53. maddesi uyarınca yıllık ücretli izin hakkından vazgeçilemez. İşçinin henüz
doğmamış yıllık izin haklarından peşinen feragat etmesi veya izin yerine ücret
almayı kabul etmesi hukuken geçerli değildir. Yargıtay uygulaması da yıllık
izin hakkının kamu düzenine ilişkin niteliğini vurgulamaktadır.
IV. YARGITAY UYGULAMASINDA
ÖNCEDEN MUVAFAKAT
Yargıtay kararlarında genel
eğilim, işçinin ekonomik bağımlılığı nedeniyle önceden verilen muvafakatlerin
dar yorumlanması yönündedir.
Özellikle Yargıtay:
-Genel işlem koşulu
niteliğindeki kayıtları,
-İşveren lehine tek taraflı
düzenlemeleri,
-İşçinin temel haklarını
sınırlayan sözleşme hükümlerini
çoğu zaman geçersiz kabul
etmektedir.
Yargıtay 7.Hukuk Dairesi
2013/21489 E. 2014/5547 K.
“İşverenin işçiyi işe
başlatması durumunda, iş ilişkisi kesintisiz devam ettiğinden, kullandırılmayan
izin ücretine de hak kazanılması söz konusu olmaz. Daha önce işçiye
kullandırılmayan izinler karşılığı olarak ödenmiş olan izin ücretleri de
işverence geri istenebilir. 4857 sayılı Yasanın 53 üncü maddesinde işçinin
yıllık ücretli izin hakkından vazgeçemeyeceği kurala bağlandığına göre, işçinin
daha önce ödenen izin ücretinin, işe iade sonunda işçinin işe başlaması halinde
işçinin kullanmadığı izin hakkına sayılması da doğru olmaz.”
Yargıtay 9.Hukuk Dairesi
2020/5440 E. , 2021/2876 K.
“Davalı işverence; feshe
dayanak yapılan 15 ve 16. dönem Toplu İş Sözleşmelerine göre işçinin yüz
kızartıcı suçlardan mahkumiyeti halinde işe yeniden başlatılamayacağı bu
sebeple yapılan fesih sebebiyle kıdem tazminatı ödenmesi gerekmediği savunulmuş
ise de toplu iş sözleşmelerindeki konuya ilişkin düzenlemelerin fesih ve
yeniden işe başlatma ile ilgili olduğu ve sözleşmelerde işçiye kıdem tazminatı
ödenmeyeceğine yönelik bir hükme yer verilmediği görülmektedir. Kaldı ki; toplu
iş sözleşmelerine konulacak hükümlerin kanunların mutlak emredici hükümlerine
aykırı olamayacağı, sadece nispi emredici hükümlerin yani işçi lehine konulan
hükümlerin aksinin toplu iş sözleşmesi ile işçi lehine değiştirilmesinin mümkün
olduğu dikkate alındığında; işyeri dışında gerçekleşen bir suç sebebiyle hüküm
giyilmesi halinde kıdem tazminatı ödenmeyeceğine dair bir toplu iş sözleşmesi
hükmü kanunun mutlak emredici hükmüne aykırı olacağından geçersizdir.”
Buna karşılık iş
organizasyonunun gerektirdiği makul uygulamalarda işçinin önceden verdiği
muvafakat geçerli sayılabilmektedir.
Yargıtay 9.Hukuk Dairesi
2011/12029 E. , 2013/11935 K.
“Buna göre; genel tatil
günleri, 1 Ocak, 23 Nisan, 19 Mayıs, 30 Ağustos günleri ile Arife günü saat
13.00’da başlanan üç buçuk günlük Ramazan Bayramı ve Arife günü saat 13.00’de
başlayan dört buçuk günlük Kurban Bayramı günlerinden oluşur. Ulusal bayram günü
28 Ekim saat 13.00 ten itibaren başlayan 29 Ekim günü de devam eden bir buçuk
gündür. 2429 sayılı Yasanın, 5892 sayılı Yasayla değişik 2 nci maddesi uyarınca
da 1 Mayıs genel tatil günüdür. İşçinin ulusal bayram ve genel tatil günlerinde
çalışıp çalışmayacağı toplu iş sözleşmesi veya iş sözleşmesiyle
kararlaştırabilir. “
Yargıtay’ın özellikle şu
ilkeleri benimsediği görülmektedir:
1. İşçi aleyhine yorum yasağı,
2. İşçiyi koruma ilkesi,
3. Emredici hükümlerin
üstünlüğü,
4. Ölçülülük ilkesi,
5. Dürüstlük kuralı.
Bu nedenle her somut olay
bakımından muvafakatin kapsamı, niteliği ve işçiye etkisi ayrıca
değerlendirilmektedir.
İncelenen Yargıtay kararlarında
ortak nokta, işçinin ekonomik açıdan işverene bağımlı olması sebebiyle önceden
verilen muvafakatlerin mutlak biçimde geçerli kabul edilmemesidir. Yüksek
Mahkeme özellikle işçinin temel haklarından peşinen vazgeçmesi sonucunu doğuran
hükümler ile genel işlem koşulu niteliğindeki sözleşme kayıtlarını sıkı
denetime tabi tutmaktadır
SONUÇ
İşçinin önceden muvafakati
konusu, iş hukukunun işçiyi koruma ilkesi ile sözleşme serbestisi arasındaki
dengenin en net hissedildiği alanlardan biridir. İş hukukunda temel hakların
korunması amacıyla işçinin bazı haklarından peşinen vazgeçmesi mümkün
görülmemektedir.
Özellikle ücret, yıllık izin,
kıdem tazminatı, iş sağlığı ve güvenliği ile kişilik haklarına ilişkin
konularda verilen muvafakatler çoğu zaman geçersiz kabul edilmektedir. Buna
karşılık iş organizasyonuna ilişkin, ölçülü ve makul düzenlemeler bakımından işçinin
önceden verdiği muvafakat hukuken sonuç doğurabilmektedir.
Yargıtay uygulaması da genel
olarak işçi lehine yorum ilkesini benimsemekte ve işçinin ekonomik bağımlılığı
nedeniyle verilen muvafakatleri sıkı denetime tabi tutmaktadır.
Sonuç olarak iş sözleşmelerinde
yer alan muvafakat hükümlerinin geçerliliği değerlendirilirken yalnızca taraf
iradeleri değil; iş hukukunun emredici yapısı, işçinin korunması ilkesi,
ölçülülük ve temel hakların korunması birlikte dikkate alınmalıdır.
Özellikle dijitalleşme, uzaktan
çalışma modelleri ve veri işleme süreçlerinin yaygınlaşmasıyla birlikte iş
ilişkisinde muvafakat kavramının kapsamı giderek genişlemektedir. Bu nedenle
önümüzdeki dönemde işçinin özgür iradesinin gerçekten oluşup oluşmadığı sorunu,
hem öğretide hem de yargı kararlarında
daha yoğun tartışılacak alanlardan biri olmaya devam edecektir.
Stj. Av. Ahmet Berke Baştuğ
Kaynakça:
1. Yargıtay 7.Hukuk Dairesi 2013/21489 E.
2014/5547 K. sayılı kararı
2. Yargıtay 9.Hukuk Dairesi 2020/5440 E.
2021/2876 K. sayılı kararı
3. Yargıtay 9.Hukuk Dairesi 2011/12029 E. 2013/11935 K. sayılı kararı