Özgün Law Firm

Özgün Law Firm

İFLAS DAVALARINDA TAHKİM ŞARTININ ETKİSİNE İLİŞKİN YARGITAY HGK KARARLARININ İNCELENMESİ

İFLAS DAVALARINDA TAHKİM ŞARTININ ETKİSİNE İLİŞKİN YARGITAY HGK KARARLARININ İNCELENMESİ

I. Giriş

Türk hukukunda, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebileceği konularda yapacakları tahkim anlaşması ile uyuşmazlığın çözümünde hakem veya hakem kurulunun yetkili kılınması mümkündür. Ancak her özel hukuk uyuşmazlığının tahkim yolu ile çözümü mümkün değildir. Nitekim iflas davaları, kamu düzenine ilişkin sonuçlar doğurması sebebiyle tahkime elverişli değildir. Bu halde tahkim şartının varlığı söz konusu olsa dahi iflas davalarında, İcra ve İflas Kanunu m. 154/3 hükmünde düzenlenen kesin yetki kuralı sebebiyle borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yer ticaret mahkemelerinin uyuşmazlığın çözümü bakımından yetkili olduğunun kabulü gerekmektedir.

Ancak işbu hususa dair Yargıtay kararlarında içtihat birliği sağlanmış değildir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.12.2021 tarihli ve 2019/(15)6-574 Esas, 2021/1710 Karar sayılı kararında, karara konu iflas davasında, tahkim şartının varlığı nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi yerinde görülmeyerek bozma kararı verilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.10.2025 tarihli ve 2025/6-512 Esas, 2025/591 Karar sayılı kararında ise tam tersi yönde içtihat geliştirilmiş olup alacağın tespiti için öncelikle tahkim yoluna başvurulması gerekli görülmüştür.

Bu makalede, ilgili kararlar ışığında iflas davalarında tahkim şartının etkisi incelenecek ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun dört yıllık kısa bir zaman diliminde karşı yönde içtihat geliştirmesinin hukuki güvenlik ve belirlilik ilkesi bakımından değerlendirmesi yapılacaktır.

II. Tahkim

Tahkime ilişkin hükümler 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 407-444. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 412. maddesinde; “Tahkim sözleşmesi, tarafların, sözleşme veya sözleşme dışı bir hukuki ilişkiden doğmuş veya doğabilecek uyuşmazlıkların tamamı veya bir kısmının çözümünün hakem veya hakem kuruluna bırakılması hususunda yaptıkları anlaşmadır.” ifadesi ile tahkim sözleşmesinin tanımı yapılmıştır. Öğretide tahkim, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri haklarla ilgili olarak doğmuş ve doğabilecek uyuşmazlıkların mahkemeler yerine hakemler eli ile çözümlenmesi konusundaki anlaşmaları ve bu çerçevede yapılan yargılama sonucunda uyuşmazlığın kesin ve bağlayıcı biçimde çözümlenmesi olarak tanımlanmıştır. [1]

III. İflas Davası

Genel iflas yoluyla takip, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 155 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. Para veya teminat alacağından dolayı alacaklı tarafından, iflasa tabi şahıslardan olan borçluya, iflas yoluyla takip yapılması mümkündür. Borçlu, ödeme emrinin kendisine tebliğinden itibaren yedi gün içinde ödeme emrine itiraz edebilir. İtiraz halinde takip durur ve alacaklı tarafından bir yıllık hak düşürücü süre içinde borçluya karşı borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yer ticaret mahkemesinde iflas davası açılabilir. [2]

İflas davası genel yetkili mahkemelerde görülmekte olup alacağın tespiti ve iflas kararını içermektedir. İflas kararı ile borçlunun hacze kabil malvarlığının tamamı tüm alacaklıların alacaklarının ödenmesine tahsis edilir.

IV. İflas Davalarında Tahkim Şartı Sorunu

Uygulamada, tahkim şartı bulunan uyuşmazlıklardan doğan alacakların iflas yoluyla takibi ile tahsili hususunda benzer uyuşmazlıklarda farklı yargı kararları sebebiyle sorunlar yaşanmaktadır. Doktrinde de iflas davlarında tahkim ilk itirazının etkisi tartışmalı olup temelde iki farklı görüş bulunmaktadır.

Bu hususta ilk görüş, tahkim şartına rağmen iflas davalarında genel mahkemelerin yetkili olduğu yönündedir. Zira iflas davalarının, borçlunun bütün alacaklılarını ilgilendirmesi, münhasıran tarafların arzusuna tabi olmayan işlerden olması ve niteliği itibariyle kamu düzenine ilişkin olması nedeniyle tahkim yoluyla çözülmesi mümkün değildir. [3]

“İflas davaları, kamu düzenine ilişkin sonuçları olan ve davalı şirketin iflâsına karar verilmesi hâlinde davacı dışında tüm alacaklıları ilgilendiren nitelikte bir davadır. Genel iflâs yoluyla icra takibi, itirazın kaldırılması ve iflâs talebi, birbirini izleyen işlemlerden oluşan bir bütün olup, icra takibinin sağlıklı yürütülebilmesi için bu bütünün parçalara ayrılmaması gerekir. İflas yoluyla takipte, itirazın kaldırılması talebinin tahkimde çözülmesi gerektiğinin kabulü hâlinde, hakem kararından sonra iflâs talebi için mahkemeye başvurulması usul ekonomisine aykırılık teşkil edecektir.” [4]

“Genel iflâs yolu ile başlayan takibe itiraz üzerine alacağın tespiti için öncelikle hakem heyetine, sonrasında iflâs kararı verilmesi için mahkemeye başvurulması haklı bir sebeple izah edilemez.” [5]

Nitekim 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 154/3 maddesinde; “Borçlu ile alacaklı yetkili icra dairesini yazılı anlaşma ile tayin etmişlerse, o yerin icra dairesi dahi iflas takibi için yetkili sayılır. Şu kadar ki, iflas davaları için yetki sözleşmesi yapılamaz ve iflas davası mutlaka borçlunun muamele merkezinin bulunduğu yer ticaret mahkemesinde açılır.” hükmü ile iflas davalarında kesin yetki kuralı belirlenmiştir. Nitekim İİK’nın 154 vd. maddelerinde, alacağın tespiti için öncelikle tahkime gidilebileceği yönünde bir düzenlemeye de yer verilmemiştir. Bu halde, tahkimde çözümlenmesi kararlaştırılan bir uyuşmazlığa ilişkin alacağın tahsili için genel iflas yoluyla takibe başlanılması ve borçlunun itirazı halinde genel mahkemelerde itirazın kaldırılması ve iflas davası açılması mümkündür.

Bu husustaki diğer görüşe göre ise tahkim şartı bulunan bir uyuşmazlıkta iflas yoluyla takip başlatılması ve sonrasında iflas davası açılması tahkim şartını bertaraf etmek amacı taşıması sebebiyle ahde vefa ilkesine aykırılık teşkil edecektir. Bu sebeple, öncelikle tahkim mercinden alacağının tespitine ilişkin karar alınması, sonrasında iflas yoluyla takip başlatılması ve iflas davası açılması gerekmektedir.

Bu görüşe göre; borçlu aleyhine başlatılan iflas takibine itiraz sonucunda açılan iflas davası iki aşamalı bir davadır. İtirazın kaldırılması aşamasında alacağın tespiti HMK’daki genel hükümlere göre yapılmaktadır. Bu sebeple geçerli bir tahkim anlaşmasının varlığı durumunda maddi hukuk yargılamasının tahkimde yapılması gerekmektedir. Zira taraflar tahkim anlaşması ile aralarındaki hukuki ilişkiden kaynaklanan her türlü uyuşmazlığın tahkimde çözülmesini kararlaştırmışlardır. [6]

V. 21.12.2021 Tarihli Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.12.2021 tarihli ve 2019/(15)6-574 Esas, 2021/1710 Karar sayılı kararında, karara konu uyuşmazlığa ilişkin iflas davasında, tahkim şartına rağmen genel mahkemelerin yetkili olduğuna karar verilmiştir. Kararın ilgili kısmı aynen şu şekildedir:

“38. İcra ve İflas Kanunu’nun genel iflâs yoluyla takibi düzenleyen İİK'nın 154 ve devamı

maddelerinde, alacağın tespiti için öncelikle tahkime gidilebileceği yönünde bir düzenlemeye yer verilmemiştir. İİK'nın 155. maddesinde, iflâs yoluyla takipte borçlunun gerek borcu olmadığına gerekse kendisinin iflâsa tâbi kimselerden bulunmadığı yönünde itiraz edebileceği belirtilmiş olup, anılan maddede tahkim şartının varlığı ayrıca itiraz nedeni olarak düzenlenmemiştir. Bununla birlikte sözleşmede tahkim şartı kararlaştırılırken taraflarca, uyuşmazlık hâlinde iflâs yoluyla takip yapılamayacağı yönünde bir sınırlama da getirilmemiştir.

39. Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılmakta olup, tahkim bu

durumun bir istisnası ise de, hak arama özgürlüğü kapsamında mahkemeye başvuran tarafın alacağına biran önce kavuşmak için iflâs yoluyla takip talebinde bulunması ve takibe itiraz üzerine mahkemede dava açması yolunu seçmesi durumunda, sözleşmedeki tahkim şartının öne sürülmesi iyiniyetli bir yaklaşım olarak değerlendirilemez. Yargılamaların en kısa sürede ve usul ekonomisi gözetilerek sonuçlandırılması HMK'nın temel prensiplerinden olup, iflâs davalarının basit usule tâbi olduğu da gözetilerek davanın mahkemece ticaret mahkemesi sıfatıyla incelenip karara bağlanması gerekirken, hak arama özgürlüğünü kısıtlayacak şekilde tahkim şartının varlığı nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi yerinde değildir.” [7]

VI. 01.10.2025 Tarihli Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 01.10.2025 tarihli ve 2025/6-512 Esas, 2025/591 Karar sayılı kararında ise karşı yönde içtihat geliştirilmiş olup iflas davası öncesinde tahkim mercinden alacağın tespitine ilişkin karar alınması gerektiği savunulmuştur. Kararın ilgili kısmı aynen şu şekildedir:

“33. Somut olayda, taraflar arasında geçerli bir tahkim sözleşmesi bulunmasına ve uyuşmazlığın tahkime elverişli bir uyuşmazlık olmasına rağmen davacı arsa sahipleri tahkim yolunu tercih etmemiş genel iflâs yolu ile takibe geçerek tahkim anlaşmasının davalılar açısından uygulanabilirliğini imkânsız hâle getirmiştir. Davacıların öncesinde eda davası açması hâlinde tahkim ilk itirazı ile karşılaşacak olmaları karsısında eda davası açma ihtimali bulunmamaktadır. Az yukarıda açıklanan TMK'nın 2. maddesi uyarınca herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda olup, bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Ahde vefa ilkesi dikkate alındığında, davacıların iflâs yoluyla takip başlatarak sözleşmedeki tahkim şartını bertaraf etmek amacında olduğunun kabulü gerekir.

34. Bu nedenle davacıların öncelikle tahkime başvurarak alacağın varlığını ve miktarını

ispatlayacak karar aldıktan sonra borçlular hakkında iflâs yoluyla takip başlatması ve iflâs davası açması gerekirken, taraflar arasında kararlaştırılan yetkili yargı yerini ortadan kaldıracak şekilde doğrudan iflâs yoluyla takip başlatılması ve sonrasında iflâs davası açılması yerinde olmadığından, davalıların süresinde yaptığı tahkim ilk itirazının kabulü ile davanın usulden reddine karar verilmesi gerekmektedir.” [8]

VII. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararlarının Karşılaştırmalı Değerlendirmesi

Gerek 2021 tarihli kararda gerekse 2025 tarihli kararda iflas davasının kamu düzenine ilişkin mahiyeti hususunda bir tartışma bulunmamaktadır. Temelde görüş farklılığı, alacağın tespitinin tahkim merci tarafından mı, genel mahkeme tarafından mı yapılacağı sorunu üzerinden doğmaktadır. Doktrin görüşlerinde de ifade olunduğu üzere itirazın kaldırılması ve iflas talebi birbirini izleyen işlemlerden oluşan bir bütündür. Bu halde alacağın tespitinin de iflas kararı vermeye yetkili olan genel mahkeme tarafından hükme bağlanması gerekmektedir.

2025 tarihli kararda ise tam tersi görüş benimsenmiş ve bu iki aşama bölünmüştür. İşbu karara göre alacağın tespiti tahkim merci tarafından, iflas kararı ise genel mahkeme tarafından hükme bağlanmalıdır. Ancak bu görüş yine Hukuk Genel Kurulu tarafından 2021 tarihli kararda usul ekonomisi ilkesine aykırılık teşkil etmesi sebebiyle eleştirilmektedir. Ayrıca bu görüşün somut yasal dayanağı da bulunmamaktadır. Zira İcra ve İflas Kanunu’nun iflas yoluyla takibi düzenleyen 154 vd. maddelerinde iflas davalarında kesin yetki kuralı düzenlenmesine karşın alacağın tespiti için öncelikle tahkim mercine gidilebileceği yönünde bir hüküm bulunmamaktadır. 2025 tarihli kararda benimsenen görüş, 2021 tarihli kararda ifade olunduğu üzere; tahkim şartını hak arama özgürlüğünü kısıtlayacak şekilde yorumlamakta ve yargılamanın en kısa sürede ve usul ekonomisi gözetilerek sonuçlandırılması prensibine aykırılık teşkil etmektedir.

Görüldüğü üzere Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından dört yıl arayla birbiriyle tamamen zıt iki farklı görüş benimsenmiştir. Gerek yerel mahkemeler gerekse Yargıtay hukuk daireleri tarafından da temelde bu iki görüş ekseninde benzer uyuşmazlıklarda farklı kararlar verildiği görülmektedir. Hal böyle iken, oluşan içtihat farklılıkları hukuki güvenlik ve belirlilik ilkesini zedelemektedir.

VIII. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun İçtihat Değişikliğinin Hukuki Güvenlik Ve Belirlilik İlkesi Bağlamında Değerlendirilmesi

Hukuki güvenlik ilkesi, normların ve yargısal kararların bireyler tarafından öngörülebilir olmasını, belirlilik ilkesi ise aynı hukuki meselenin benzer olaylarda aynı sonuca bağlanmasını gerektirmektedir. Yargıtay’ın, özellikle de içtihat birliğinin sağlanması hususunda büyük öneme sahip olan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun kararlarında istikrarın korunması bu ilkelerin zorunlu sonucudur. Anayasa Mahkemesi, hukuki güvenlik ve belirlilik kavramının mahkeme kararlarında makul bir istikrarın sağlanması hususu ile de doğrudan ilgili olduğunu belirtmektedir. Yargı makamlarının benzer davalarda daha önceki kararlarıyla kabul edilebilir oranda uyumlu kararlar vermesi beklenmektedir. Önceki karardan farklı hüküm kurulması halinde ise mahkeme kararlarında, istikrarlı değerlendirmelerin dışındaki yaklaşımın hukukun dinamik yorumuyla uyumlu ve gelişmeye yönelik olarak verildiğinin yeterli ve makul gerekçeyle açıklanması gerektiği vurgulanmaktadır. Bu nedenle yüksek yargının içtihadında değişiklik yapılması, kendi içinde hukuka aykırı olmamakla birlikte, değişikliğin hukuki güvenlik ilkesini ihlal etmemesi için içtihattan ayrılma sebeplerinin açık, yeterli ve güçlü bir gerekçeyle ortaya konulması gerekmektedir.  [9]

Bu çerçevede Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2021 ve 2025 tarihli kararları incelendiğinde, aynı uyuşmazlık türüne ilişkin kısa bir zaman aralığında tamamen zıt iki sonuca ulaşıldığı görülmektedir. 2021 tarihli kararda iflas davasının bütüncül mahiyeti, kesin yetki düzenlemesi ve usul ekonomisi gerekçeleriyle itirazın kaldırılması ve iflas davalarında genel mahkemelerin yetkili olduğu kabul edilmişken; 2025 tarihli kararda tahkim sözleşmesinin “ahde vefa” ilkesi doğrultusunda uygulanması gerektiği ve iflas davalarının tahkim ilk itirazı neticesinde usulden reddedilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Ancak ikinci karar, önceki karardan ayrılmayı zorunlu kılan herhangi bir gerekçe ortaya koymamaktadır. İcra ve İflas Kanunu’nun 154 ve devamı maddelerinde tahkim yolu öngören açık bir hüküm bulunmadığı gibi, HMK’nın tahkime ilişkin hükümlerinin iflas davasının kesin yetki kuralını bertaraf edeceğine ilişkin bir normatif dayanak da kararda gösterilmemiştir.

Bu içtihat farklılığı, yargı uygulamasındaki yeknesaklığı zayıflatmakta, tarafların hangi usul yolunu takip etmeleri gerektiği konusunda belirsizlik yaratmakta ve benzer uyuşmazlıklarda farklı sonuçların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu nedenle bu içtihat değişikliğinin, yüksek mahkemenin içtihat birliğini sağlama göreviyle bağdaşmadığı, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerini de zedelediği söylenebilecektir.

IX. Sonuç 

İflas davalarında tahkim şartı sorununa ilişkin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2021 ve 2025 tarihli kararları, aynı hukuki soruna yönelik olarak kısa bir zaman aralığında tamamen zıt iki yaklaşımın benimsenmesi nedeniyle, içtihat birliğinin sağlanması ve dolayısıyla hukuki öngörülebilirlik bakımından ciddi bir sorun teşkil etmektedir. 2021 tarihli karar, iflas davasının kamu düzenine ilişkin niteliği ve usul ekonomisi ilkesi doğrultusunda, alacağın tespiti ve iflas talebinin genel mahkeme tarafından hükme bağlanması gerektiğini kabul ederken; 2025 tarihli karar, ahde vefa ilkesine dikkat çekmek suretiyle alacağın önce tahkimde tespit edilmesi gerektiğine hükmetmiştir. Ancak ikinci karar, önceki içtihattan ayrılmayı zorunlu kılan normatif veya sistematik bir gerekçe ortaya koymamıştır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun dört yıl gibi kısa bir zaman diliminde önceki içtihadından dönerek karşı içtihat geliştirmiş olması, Anayasa’nın 2. maddesinde düzenlenen hukuk devleti ilkesinin doğal uzantısı olan hukuki güvenlik ve belirlilik ilkesini ihlal sonucu doğurmuştur.

Stj. Av. Osman Serhat Demirci

Kaynakça:

1. Akıncı, Ziya, Milletlerarası Tahkim, 4. Baskı, İstanbul 2016, s.3

2. Timuçin Musul, İcra ve İflâs Hukuku Esasları, Ankara 2015, s. 684

3. Köksal, Bahadır, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi C. XXVI. Y. 2022 S. 3

4. Ekşi, Nuray, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda Tahkim, 2. Bası, İstanbul 2019, s. 110.

5. Pekcanıtez, Hakan/Yesilırmak, Ali: Pekcanıtez Usül- Medeni Usül Hukuku, C. III, 15. Bası, Istanbul 2017, s. 2675

6. Şensöz Malkoç, Ebru: Milletlerarası Yetki Anlaşması, Tahkim Anlaşması ve Hukuk Seçimi Anlaşmasının İflas Davaları Bakımından Etkileri, Bahçeşehir Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. XIV, S. 179, Temmuz 2019, s. 1420.

7. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 21.12.2021 tarihli ve 2019/(15)6-574 Esas, 2021/1710 Karar sayılı kararı

8. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.10.2025 tarihli ve 2025/6-512 Esas, 2025/591 Karar sayılı kararı

9. Yılmazoğlu, Yunus Emre, “İçtihat Farklılıklarının Temel Hak Ve Özgürlükler Yönünden Değerlendirilmesi”, Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, sy. 13, 2019, s. 552-555.

MAKALEYİ PAYLAŞIN
MAKALEYİ YAZDIRIN