Özgün Law Firm

Özgün Law Firm

DEĞİŞEN KANUNLARIN DERDEST DAVALARA ETKİSİNİN HUKUK DEVLETİ BAĞLAMINDA DEĞERLENDİRİLMESİ

DEĞİŞEN KANUNLARIN DERDEST DAVALARA ETKİSİNİN HUKUK DEVLETİ BAĞLAMINDA DEĞERLENDİRİLMESİ

1. Giriş

Yaşadığımız toplum sürekli olarak değişmekte ve gelişmektedir. Toplumda olan bu değişim hukuk düzeni de etkilemektedir. Toplumsal ihtiyaçlar doğrultusunda kanun koyucu tarafından yeni yasal düzenlemeler yapılmaktadır. Bu suretle kanunda yapılacak yeni düzenlemelerin yürürlüğe girerek önceki hukuki durumlarını değiştirip değiştirmemesi, hukuk dünyasında hala süregelen tartışma konularındandır.  Bu yeni kanunlar uygulanırken hukuk devleti, hukuki güvenlik, hukuki belirlilik ve hak arama özgürlüğü ilkeleri göz önünde bulundurulmalıdır. Yeni kanunların geriye yönelik uygulanması, hukuki istikrar ve öngörülebilirliği zedeleyebilir. Diğer yandan, dava sürecindeki değişikliklerin adil yargılanma hakkını etkilememesi de önemlidir.

Bu çerçevede, her olayın kendi özgün koşulları dikkate alınarak, uygun dengenin sağlanması gerekmektedir. Kanun koyucunun ve yargının, kanunların uygulanmasında bu ilkeleri gözetmesi ve tarafların haklarını etkin şekilde koruması beklenmektedir.

 2. Kanunların Zaman Bakamından Uygulanması

Kanunların zaman bakımından uygulanması; yürürlüğe giren yeni bir kanunun hangi olaylara, hangi tarihten itibaren ve hangi sınırlar içerisinde uygulanacağını belirleyen hukuk kurallarını ifade etmektedir. [1]

Kanunların zaman bakımından uygulanmasına ilişkin ilkeler, hukuk devleti olmanın bir getirisi olup ayrılmaz bir parçasıdır. Anayasa’nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin bir hukuk devleti olduğu hükme bağlanmıştır. Anayasa mahkemesi de verdiği birçok kararda hukuk devleti ilkesinin, hukuki güvenlik ve hukuki belirlilik ilkelerini içerdiğini belirtmiştir. Hukuki güvenlik ilkesi, bireylerin yürürlükte bulunan hukuk kurallarına güvenerek hukuki işlem yapabilmelerini ve devletin sonradan yapacağı düzenlemeler sebebiyle öngörülemeyen sonuçlarla karşılaşmamalarını amaçlamaktadır. Hukuki belirlilik ilkesi ise hukuk kurallarının açık, öngörülebilir ve istikrarlı olmasını gerektirir. Bu sebeple yürürlüğe giren yeni kanunların uygulanması açısından hukuk devleti, hukuki güvenirlik ve hak arama özgürlüğü ilkeleri gözetilmelidir. Özellikle derdest davalarda yeni kanun hükümlerinin uygulanması noktasında; tarafların dava açıldığı tarihte sahip oldukları hukuki durumu dikkate alınmalıdır. Tarafların hukuki durumu olabildiğince korunmalı ve hukuki beklentileri gözetilmelidir.

Öğretide ve uygulamada kanunların zaman bakımından uygulanması iki temel şekilde yapılmaktadır: Maddi hukuk kuralları ve usul hukuku kuralları. Maddi hukuk bakımından uygulanan genel ilke; kanunların geçmişe yürümemesidir. Usul hukuku kurallarında ise derhal uygulanma ilkesi benimsenmiştir. Ancak derdest davalarda sadece bu ayrıma göre hangi kanunun uygulanacağının belirlenmesi tek başına yeterli olmamaktadır. Yeni kanun usule uygun olsa bile tarafların hukuki durumunu doğrudan etkiliyorsa veya bu yönde sonuçlara sebebiyet veriyorsa hukuki güvenlik, haklı beklenti ve kazanılmış hak ilkelerinin de değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu nedenle kanunların zaman bakımından uygulanmasında aynı zamanda haklı beklentilerin korunması ve Anayasa madde 2’de yer alan hukuk devleti ilkesi de dikkate alınmalıdır.

 3. Kanunların Zaman Bakımından Uygulanmasına Hâkim İlkeler

Yeni kanunun hangi olaylara uygulanacağı, kanunların zaman bakımından uygulanmasına ilişkin genel ilkeler çerçevesinde belirlenmektedir. Öğretide ve yargı içtihatlarında bu alanda belirli temel ilkelerin kabul edildiği görülmektedir. Bunlar; kanunların geçmişe yürümezliği ilkesi ve derhâl uygulanma ilkesidir.

3.1. Derhal Uygulanma İlkesi

Genel kural, olayların ve işlemlerin o sırada yürürlükte olan hukuk kurallarına bağlı olmasıdır. Bir olaya, o sırada yürürlükte olan hukuk kurallarının uygulanmasına derhal (hemen) uygulama ilkesi adı verilmektedir. Derhal uygulama ilkesi gereğince yeni kanun, yürürlüğe girdikten sonraki olay ve işlemlere uygulanmakta, geçmişe yürümemektedir. Sonradan yürürlüğe giren hukuk kuralının geçmişte meydana gelmiş bir olay veya işe uygulanmasına hukukta “geçmişe yürüme” ilkesi denilir. Geçmişe yürüme esasen bir istisnadır. Bu istisnaya, ceza hukukunda sanık lehine olan kanunun uygulanmasında rastlanır. Hukuk yargılamasında ise, kanun değişikliklerinde ilke “derhal uygulamadır. [2] Bu ana kurala bağlı kalınarak, eski kanun zamanındaki usul işlemleri, eski kanuna göre sonuçlanmalı, sonuçlanmamış işlemler ise yeni kanun uygulanarak sonuçlandırılmalıdır. Yeni yargılama kanunun hükümleri, önceki kanun zamanında doğmuş olaylara ve ilişkilere ilişkin tamamlanmamış usul işlemlerinin yeni kanun zamanında süren etkilerine de uygulanır. Ancak eski kanun zamanında yapılıp tamamlanmış, kesinleşmiş ve taraflar için hukuki sonuçları gerçekleşmiş hukuksal durumlar ve işlemler yeni kanundan etkilenmezler. Geçerliliklerini korur ve yenilenmezler. Bu nedenle, usul kanunları yürürlüğe girdikleri andan itibaren kurulmuş bir hukuki durumu bozamayacağı gibi kurulamamış ve geçersiz bir hukuki durumu da diriltemez. [3]

Anayasa Mahkemesi’nin de yasaların geçmişe yürümemesi gerektiğine dair vermiş olduğu kararları vardır. Anayasa Mahkemesi’nin 30.05.2006 tarihli 2003/82E, 2006/66K. Sayılı kararında;

“Hukuk devletinin sağlamakla yükümlü olduğu hukuk güvenliği, kural olarak yasaların geriye yürümemesini gerekli kılar. Yasaların geriye yürümezliği ilkesi uyarınca, yasalar kamu yararı ve kamu düzeninin gerektirdiği kazanılmış hakların korunması, mali haklarda iyileştirme gibi kimi ayrıksı durumlar dışında ilke olarak yürürlük tarihlerinden sonraki olay, işlem ve eylemlere uygulanmak üzere çıkarılırlar.” [4]

Anayasa Mahkemesi’nin bir başka kararında ise;

“Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin sağlamakla yükümlü olduğu hukuk güvenliği, kural olarak, kanunların geriye yürütülmemesini gerekli kılar. Kanunların geriye yürümezliği ilkesi uyarınca, kanunlar kamu yararı ve kamu düzeninin gerektirdiği, kazanılmış hakların korunması, mali haklarda iyileştirme gibi kimi ayrıksı durumlar dışında ilke olarak yürürlük tarihinden sonraki olay, işlem ve eylemlere uygulanmak üzere çıkarılırlar; geçmiş, yeni çıkarılan bir kanunun etki alanı dışında kalır. Bu nedenle, sonradan yürürlüğe giren kanunların geçmişe ve kesin nitelik kazanmış hukuksal durumlara etkili olmaması hukukun genel ilkelerindendir.” (Anayasa Mahkemesi, E. 2013/86, K. 2013/117, T. 10.10.2013) [5]

Hukuk devletinin sağlamakla yükümlü olduğu hukuk güvenliği ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılan ortak değerdir. Kural olarak hukuk güvenliği kanunların geriye yürütülmemesini zorunlu kılar. 'Kanunların geriye yürümezliği' olarak adlandırılan bu ilke uyarınca kanunlar yürürlüğe girdikleri tarihten sonraki hukuki durumlara uygulanabileceklerinden, sonradan çıkan bir kanun yürürlüğe girdiği tarihten önceki olaylara uygulanmaz.(Anayasa Mahkemesi, E. 2012/102, K. 2012/207, T. 27.12.2012) [6]

Yargıtay’ın vermiş olduğu bir başka kararda ise şu şekilde açıklanmaktadır:

“Geriye yürümezlik ilkesinin tanımı konusunda doktrinde görüş birliği bulunmamasına karşın, ilke genel olarak şu şekilde tanımlanabilir: Yürürlüğe giren yeni kuralın yürürlük tarihinden önceki dönemde hukuki sonuçlar doğurmasını yasaklayan ve kuralın ancak yürürlüğe girdiği tarihten sonraki olaylara uygulanmasını emreden hukukun genel prensibidir.” (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2021/86 K. 2021/516 T. 20.04.2021) [7]

3.2. Hukuki Güvenlik İlkesi

Kanunların geçmişe etkili olmaması genel bir ilkedir. Bu ilkenin temelinde hukuki güvenlik ilkesi yatmaktadır [8]. Hukuki güvenlik ilkesi, hukuk kurallarında yapılan sık değişiklikler yoluyla hukuki istikrarın ve belirliliğin yok edilmemesi, geriye yürüyen kuralların kazanılmış haklara dokunmadan bireylerin temel haklarını ve özgürlüklerini güvence altına alması gerektiğini ifade eder. Bireyler, yürürlükteki mevzuatın süreceğine ve geçerli olacağına güvenmek ister. Kişilerin işleri ve eylemleri, gelecekte çıkacak ve şimdiden bilinmeyen bir hukuk kuralı ile geçersiz sayılır ise hukuka olan güven sarsılır. Geriye yürümezlik ilkesi gereğince, açılmış ve devam eden davalardaki işlemlerin hangi usule uymaları gerektiğini gösteren kurallar, prensip itibarıyla işlemin tamamlanmamış kısmına ait bulunmalıdır. Çünkü işlemin tamamlanmış kısmı, hangi şekilde geride bırakılırsa bırakılsın, onun hesabı sonradan ihdas edilen kurallara göre görülemez. Kimseden gelecekte yürürlüğe girecek, bugünden bilinmeyen kurallara uygun davranış beklenemez. [3]

4. Derdest Davalara Yeni Kanunun Uygulanması ve Haklı Beklenti İlkesi

Hukukumuzda usul kurallarının kural olarak derhâl uygulanacağı kabul edilmektedir. Bu durum 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 448. Maddesi ile; Bu Kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhâl uygulanır.” şeklinde hüküm altına alınmıştır. Kanun maddesinde de görüleceği üzere, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla derhal uygulanacağı düzenlenmiştir. Tabi ki; bu düzenleme derhal uygulanma ilkesinin sınırlanamayacağı anlamına gelmemektedir. Özellikle yeni düzenlemenin tarafların dava açıldığı tarihte sahip oldukları hukuki konumu veya davanın sonucunu etkilediği hâllerde hukuk devleti ilkesinden kaynaklanan hukuki güvenlik ve haklı beklenti ilkeleri de göz önünde bulundurulmalıdır.

Haklı beklenti kavramını, Anayasa Mahkemesi mülkiyet hakkının ihlali gerekçesiyle yapılan bir bireysel başvuru kararında kavramı şöyle tanımlamıştır:

“Meşru beklenti, makul bir şekilde ortaya konmuş icra edilebilir bir iddianın doğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma şansının yüksek olduğunu gösteren yerleşik ve istikrarlı bir yargı içtihadına dayanan, yeterli somutluğa sahip nitelikteki bir beklentidir.”

Mahkeme bu tanımı kullandığı kararlarda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin tanımına doğrudan gönderme yapmaktadır. Mahkeme norm denetimi kararlarında; kanunların uzun süre uygulanmasına güvenen kişilerin hayatını buna göre planlaması ve bir hukuk devletinde bu güvenin korunmaya değer olup olmaması meselesine vurgu yaparak kavramı değerlendirmektedir. [9]

Aynı şekilde Yargıtay içtihatlarında belirli usulî işlemler bakımından kazanılmış hakların korunması gerektiği kabul edilmektedir. Aksi yaklaşım, yargılamanın sürekli değişen kurallar nedeniyle belirsiz hâle gelmesine ve tarafların öngörülebilir bir yargılama süreci elde etmesine engel olmaktadır.

Anayasa’nın 36. Maddesinde hak arama özgürlüğü düzenlenmiştir. Anayasa’nın 36. Maddesi, herkesin yargı mercileri önünde iddia ve savunmada bulunabilmesini güvence altına almaktadır. Bu hak yalnızca mahkemeye başvurma imkanını değil, aynı zamanda kişinin başvurduğu hukuk düzeni içerisinde etkili bir yargısal koruma elde edebilmesini de kapsamaktadır.

Bu nedenle, dava açıldığı tarihte yürürlükte bulunan hukuk kurallarına güvenerek yargılamayı başlatan kişinin, yargılama devam ederken ortaya çıkan kanun değişiklikleri nedeniyle öngöremeyeceği ve başlangıçta karşılaşmadığı yeni engellerle karşılaşması, hak arama özgürlüğünün ihlali niteliğindedir. Özellikle yeni düzenleme, kişinin dava açma imkanını, talebinin değerlendirilme biçimini veya uyuşmazlığın çözümünde esas alınacak hukuki kriterleri önemli ölçüde değiştiriyorsa, bu durumun adil yargılanma hakkını zedelemektedir.

Adil yargılanma hakkı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde düzenlenmiş olup, yargılamanın hakkaniyete uygun ve makul sürede sonuçlandırılmasını güvence altına almaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, adil yargılanma hakkının temel unsurlarından birinin hukuk güvenliği ve öngörülebilirlik olduğunu kabul etmektedir. Bu nedenle, devam eden bir yargılamaya sonradan yapılan kanun değişikliğiyle müdahale edilmesi, tarafların yargılamaya ilişkin meşru beklentilerini zedelememelidir.

5.Sonuç

Yeni kanunların derdest davalara uygulanması bakımından yalnızca kanunun yürürlük tarihi ve derhal uygulanma ilkesi esas alınmamalıdır. Bunun yanında tarafların dava açıldığı tarihte sahip oldukları hukuki konum, haklı beklentileri ve yargılamadaki usuli imkanlar dikkate alınmalıdır. Özellikle Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde yer alan hak arama özgürlüğü ihlal edilmemelidir. Hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı bakımından, kişilerin hukuk düzenine duydukları güven korunmalıdır. Sonradan yürürlüğe giren kanunların, tarafların öngöremeyecekleri ve katlanmaları beklenemeyecek sonuçlar doğurması halinde, hukuki güvenlik ve haklı beklenti hakları ihlal edilmemelidir.  Ayrıca kazanılmış hak kavramı, derdest davalara yeni kanunun uygulanmasının sınırlarını belirleyen önemli güvencelerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Yeni düzenlemeler kamu yararı amacıyla yapılabilse de, bu düzenlemelerin geçmişte başlayan hukuki süreçler üzerindeki etkisi ölçülülük ilkesi çerçevesinde değerlendirilmelidir. Hukuk devleti anlayışı, yalnızca yeni düzenlemelerin yapılmasını değil; bu düzenlemelerin öngörülebilir, istikrarlı ve bireylerin meşru beklentilerini koruyacak şekilde uygulanmasını da gerektirmektedir.

 Stj. Av. Fatma Şengün

Kaynakça:

1. Pekcanıtez / Atalay / Özekes, Medeni Usûl Hukuku; Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü Kitabı.

2. Özekes, Muhammet, Özel Hukuk –Kamu hukuku ve Yargılama Hukuku Bakımından Kanunların Zaman itibariyle uygulanması, Ankara 2010 s.2871

3. Dr. Halil Yılmaz, Kanunların Zaman Bakımından Uygulanması (6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu Açısından)

4. Anayasa Mahkemesi, E. 2003/82, K. 2006/66, T. 30.05.2006

5. Anayasa Mahkemesi, E. 2013/86, K. 2013/117, T. 10.10.2013

6. Anayasa Mahkemesi, E. 2012/102, K. 2012/207, T. 27.12.2012

7. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2021/86 K. 2021/516 T. 20.04.2021

8. Akıllıoğlu, Tekin: Yasaların (anayasa dahil) zaman içinde uygulanması, Ankara 1984 (dipnot 9) s.285

9. Jülide Gül Erdem, Anayasa Mahkemesi’nin Haklı Beklentilerin Korunması İlkesine Yaklaşımı

MAKALEYİ PAYLAŞIN
MAKALEYİ YAZDIRIN