Özgün Law Firm

Özgün Law Firm

DAVA DİLEKÇESİNDE YER ALMAYAN TALEPLER KISMİ ISLAH YOLUYLA DAVAYA DAHİL EDİLEBİLİR Mİ? YARGITAY İÇTİHADI BİRLEŞTİRME BÜYÜK GENEL KURULUNUN 08.05.2026 TARİHLİ KARARININ DEĞERLENDİRİLMESİ

DAVA DİLEKÇESİNDE YER ALMAYAN TALEPLER KISMİ ISLAH YOLUYLA DAVAYA DAHİL EDİLEBİLİR Mİ? YARGITAY İÇTİHADI BİRLEŞTİRME BÜYÜK GENEL KURULUNUN 08.05.2026 TARİHLİ KARARININ DEĞERLENDİRİLMESİ

1. GİRİŞ

Medeni usul hukukunda dava konusu ve talep sonucu, tarafların iradesi doğrultusunda belirlenmektedir. Hukuk yargılamasında mahkemenin uyuşmazlığı karara bağlarken esas alacağı sınırlar, kural olarak tarafların mahkemeye sundukları talepler ve bu talepleri destekleyen vakıalarla sınırlıdır. Bu durum hem taraf hakimiyetinin hem de hukuki güvenliğin doğal bir sonucudur.

Bununla birlikte medeni usul hukuku, yargılama hukukunun aşırı şekilciliğinin yumuşatılması ve bu şekilciliğin doğuracağı hak kayıplarının azaltılmasına yardımcı olmak için bazı kurumlar getirmiştir. Bu kurumlardan biri olan ıslah, taraflara daha önce gerçekleştirdikleri usul işlemlerini tamamen veya kısmen düzeltme imkanı tanımaktadır. Zira taraflar iddia ve savunmalarında yanlışlık yapabilir veya tarafların iddia ve savunmaları eksik kalabilir. Bu durumda taraflar iddia ve savunmalarını tam ve doğru olarak belirtemediklerinden hak kayıplarına uğrayabilir. [1] Hal böyle olmakla birlikte; ıslahın sınırları, özellikle dava dilekçesinde hiç yer almayan bir talebin sonradan ileri sürülüp sürülemeyeceği noktasında doktrin ve uygulamada tartışılmaktadır.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve birçok hukuk dairesi, dava konusu edilmeyen bir hususun ıslah yoluyla davaya dahil edilemeyeceği görüşünü benimserken; bazı hukuk daireleri ise özellikle usul ekonomisi ve hak arama özgürlüğü gerekçeleriyle, yeni taleplerin belirli şartlar altında ıslah yoluyla ileri sürülebileceğini kabul etmiştir. Nitekim içtihat farklılığı nedeniyle yapılan başvuru sonucunda Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu tarafından konu değerlendirilmiş ve uyuşmazlık kesin olarak çözüme kavuşturulmuştur. İlgili kararın konusu, "hukuk yargılamasında dava dilekçesinde yer almayan bir talebin kısmen ıslah yoluyla davaya dahil edilip edilemeyeceği" ne ilişkindir.

2. ISLAH KURUMU VE HUKUK YARGILAMASINDAKİ İŞLEVİ

Islah, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 176 ve devamı maddelerinde düzenlenen ve taraflara, yargılama sırasında yaptıkları bazı usul işlemlerindeki eksiklikleri veya hataları giderme imkanı tanıyan önemli bir medeni usul hukuku kurumudur. HMK m.176 hükmüne göre taraflardan her biri, yapmış olduğu usul işlemlerini tamamen veya kısmen ıslah edebilir. Bu düzenleme ile kanun koyucu, usul kurallarının katı uygulanması sonucunda ortaya çıkabilecek hak kayıplarının önüne geçmeyi amaçlamıştır.

Islahın iki türü öngörülmüştür. Bunlardan biri davanın tamamen ıslahı, diğeri ise davanın kısmen ıslahıdır. HMK, hangi hallerde tamamen ıslahın, hangi hallerde ise kısmen ıslahın söz konusu olacağını belirtmeksizin, sadece bu hallerde yapılacak olan işlemleri ve bunlara bağlanan sonuçları düzenlemiştir. [1]

Tam ıslah, davacı tarafın davadaki usul işlemlerinin tamamını değiştirmesine imkan sağlayan ıslah türüdür.  Tam ıslah halinde, davacı taraf daha önce gerçekleştirdiği tüm usul işlemlerini baştan itibaren değiştirme imkanına sahip olur. Örneğin; davacının, dava türünü değiştirmesi veya dava dilekçesindeki talebini tamamen ortadan kaldırılarak yeni taleplerde bulunulması tam ıslah kapsamında değerlendirilebilir. Ancak yasal bir hak olan tam ıslah kurumunun da davacıya sınırsız bir yetki tanımadığı; özellikle dava konusunun ve temel vakıaların tamamen değiştirilmesi noktasında kanuni sınırlar içerisinde kullanılması gerektiği kabul edilmektedir.

Kısmi ıslah ise tarafların yalnızca belirli bir usul işlemini değiştirmesine veya düzeltmesine yönelik ıslah türüdür. Bu durumda taraflar, yaptığı usul işlemlerinin tamamını değil, yalnızca belirli bir kısmını değiştirir. Örneğin dava dilekçesinde ileri sürülen bir talep miktarının artırılması veya belirli bir usul işleminin düzeltilmesi kısmi ıslah kapsamında değerlendirilebilir.

Tam ıslah ile kısmi ıslah arasındaki temel fark, değişikliğin kapsamıdır. Tam ıslah, davadaki usul işlemlerinin bütünü üzerinde etkili olurken; kısmi ıslah yalnızca belirli bir işlem veya talep bakımından değişiklik meydana getirir.

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı, E. 2021/8 K. 2026/1 T. 08.05.2026

“Islah tam ve kısmî ıslah olarak ikiye ayrılmakta olup kısmen ıslahta HMK’nın 179. maddesi gereğince dava dilekçesinde yer alan bir talebin artırılması/genişletilmesi veya değiştirilmesi söz konusu iken tamamen ıslahta dava sebebi veya konusu değiştirilerek yeni bir dava dilekçesi verildiği için ilk açılan dava ile tamamen ilgisiz olmamakla birlikte dava yeni nitelik kazanmaktadır. Davacı talep sonucunda genişletme veya değiştirme talep ediyorsa kısmî ıslaha başvurmalı, yeni vakalara dayanarak tamamen yeni bir talepte bulunmak istiyorsa tam ıslaha başvurmalıdır. Tam ıslahta yargılamanın tamamen başına dönülür. Zira HMK’nın 179. maddesi gereğince ıslah davanın en başına teşmil edildiğinden yapılan usul işlemleri geçersiz hâle gelir. Kısmî ıslah ise ıslahın yapıldığı andan itibaren sonuç doğuracağından davanın en başından itibaren yapılan usul işlemlerinin geçersizliği sonucunu doğurmaz, davaya kaldığı yerden devam edilir.” [2]

İnceleme konusu yapılan Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararında ise tartışma, kısmi ıslah yoluyla dava dilekçesinde hiç yer almayan yeni bir talebin davaya dahil edilip edilemeyeceği noktasında ortaya çıkmaktadır. Başka bir ifadeyle uyuşmazlık, davacının mevcut talebini değiştirmesi veya miktarını artırması değil; başlangıçta dava konusu yapılmayan bağımsız bir talebin kısmi ıslah aracılığıyla yargılamaya eklenip eklenemeyeceği üzerindedir. Bu nedenle söz konusu karar bakımından önem taşıyan husus, ıslah kurumunun varlığı değil; kısmi ıslahın sınırlarının nerede başlayıp nerede sona erdiğidir.

Islahın temel amacı, tarafların yargılama sırasında yaptıkları usuli hataların veya eksikliklerin giderilmesini sağlamaktır. Bu yönüyle ıslah, iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağını aşma yollarından biri olarak kabul edilmektedir.

Ancak ıslahın, taraflara sınırsız bir değişiklik yetkisi verip vermediği tartışmalıdır.  Zira Yargıtay’ın birtakım dava dairelerinin de kabul ettiği bir görüşe göre ıslah, yalnızca mevcut dava konusu içerisinde yapılan değişiklikleri kapsamalıdır. Buna göre bir dava devam ederken o davanın içerisinde ıslah yoluyla yeni bir dava açılamayacağı gerekçesiyle ıslah yoluyla talep sonucuna ek bir talep eklenmesi de mümkün değildir. Çünkü böyle bir durumda artık mevcut usul işleminin düzeltilmesinden değil, yeni bir talebin ileri sürülmesinden söz edilmektedir. [3]

Buna karşılık diğer görüş, özellikle aynı hukuki ilişkiden doğan talepler bakımından daha esnek bir yaklaşım benimsemektedir. Bu görüşe göre dava dilekçesinde maddi vakıalar ortaya konulmuş, ancak buna bağlı bir talep unutulmuşsa ve karşı tarafın savunma hakkı korunabiliyorsa, ıslah yoluyla bu eksikliğin giderilmesine izin verilmesi usul ekonomisine daha uygun olacaktır.

3. DAVA DİLEKÇESİ, TALEP SONUCU VE TALEPLE BAĞLILIK İLKESİ

Hukuk yargılamasında, davacı hangi hukuki korumayı talep ettiğini dava dilekçesinde açıkça ortaya koymak zorundadır. Nitekim hukuk yargılamasına hakim olan ilkelerden HMK m.24'te düzenlenen tasarruf ilkesi gereğince hakim, taraflardan birinin talebi olmaksızın kendiliğinden davayı inceleyemez ve karara bağlayamaz. Yine HMK m.26'da düzenlenen taleple bağlılık ilkesi uyarınca da hakim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; talepten fazlasına veya başka bir şeye karar veremez.

Hukuk yargılamasına hakim olan bu ilkeler, dava konusunun taraf iradesiyle belirlendiğini açıkça göstermektedir. Davacının talep etmediği bir hususta, yargılamayı yapan hakimin herhangi bir karar vermesi mümkün değildir. Bu nedenle dava dilekçesinde bulunmayan yeni bir talebin sonradan kısmi ıslah yoluyla ileri sürülmesi, doğrudan doğruya taleple bağlılık ilkesi bakımından değerlendirilmelidir.

Öte yandan medeni usul hukukunda önemli bir yere sahip olan HMK m.30’daki usul ekonomisi ilkesi gereğince de hakim, yargılamanın makul süre içinde ve gereksiz gider yapılmadan yürütülmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu nedenle uyuşmazlığın tek bir dava içerisinde çözülmesini sağlayacak yöntemler hukuk yargılaması bakımından önem arz etmektedir.

4. YARGITAY UYGULAMASINDAKİ GÖRÜŞ AYRILIĞI

İçtihadı birleştirme kararına konu temel problem, Yargıtay'ın farklı daireleri arasında ortaya çıkan uygulama farklılığıdır.

Bir kısım Yargıtay daireleri ve Hukuk Genel Kurulu, dava dilekçesinde yer almayan bir talebin ıslah yoluyla davaya eklenemeyeceği görüşünü benimsemiştir. Bu yaklaşıma göre ıslah, mevcut davanın sınırları içerisinde yapılan usul işlemlerini düzeltmeye yöneliktir; hiç dava konusu yapılmamış bir talebin eklenmesi ise yeni bir dava niteliğindedir. Diğer bir ifadeyle davacının talep sonucunu aynı çizgi üzerinden arttırıp genişletebilmesi mümkün olsa da dava konusu edilmeyen bir talep ıslah suretiyle dava kapsamına alınamaz. [4]

Buna karşılık bazı daireler farklı değerlendirmelerde bulunmuştur. Özellikle işçilik alacakları gibi birden fazla talebin aynı hukuki ilişkiden kaynaklandığı uyuşmazlıklarda, dava dilekçesinde unutulan bir alacak kaleminin ıslah yoluyla ileri sürülebileceği kabul edilmiştir. Bu görüşün temel dayanakları arasında usul ekonomisi ve hak arama özgürlüğü bulunmaktadır.

Nitekim Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, dava dilekçesinde vakıalar açıklanmış olmasına rağmen bazı alacak kalemlerinin unutulması halinde ıslah yoluyla bunların ileri sürülmesinin mümkün olması gerektiğini belirtmiştir. Daireye göre böyle bir uygulama yeni dava açılması zorunluluğunu azaltacak ve yargılamanın daha etkin yürütülmesine katkı sağlayacaktır.

5. YARGITAY İÇTİHADI BİRLEŞTİRME BÜYÜK GENEL KURULU KARARI

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, yukarıda bahsedilen mevcut görüş ayrılıklarını değerlendirerek dava dilekçesinde yer almayan bir talebin kısmi ıslah yoluyla davaya dahil edilemeyeceği sonucuna ulaşmıştır.

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı, E. 2021/8 K. 2026/1 T. 08.05.2026

“…Islahın yukarıda ayrıntılı olarak açıklanan mahiyeti dikkate alındığında, dava konusu edilmeyen bir şeyin kısmen ıslah yoluyla davaya ithaline ve dava konusu hâline getirilmesine olanak bulunmamaktadır. Zira burada söz konusu olan husus ıslah ile yapılmasına kanunun cevaz verdiği mevcut talebin arttırılması ya da genişletilmesi olmayıp daha önce hiç talep edilmeyen, dava konusu hâline getirilmeyen yeni talebin eklenmesi durumudur. Oysa kısmen ıslaha dava dilekçesindeki eksik veya hatalı hususların düzeltilmesi için başvurulduğu ve kısmen ıslaha başvurulduğunda davanın ilk açılan dava olduğu hususları karşısında daha önce dava konusu edilmeyen yeni bir talebin kısmen ıslah yoluyla davaya dâhil edilmesi âdeta ikinci bir dava açılması sonucunu doğurmaktadır.

Başka bir anlatımla, kısmen ıslah yoluyla dava dilekçesinde yer almayan bir talebin sonradan dava konusu yapılması teknik anlamda ıslah kurumunun mevcut devam eden davada yeni bir dava/ikinci bir dava açma sonucu doğuracak şekilde kullanılması anlamına gelir. Bu durum kısmen ıslahı deyim yerindeyse âdeta ek dava açma yoluna dönüştürecektir ki, yasal düzenlemelerin buna cevaz vermediği ortadadır.

Tüm bu açıklamalar kapsamında yapılan görüşmeler sonucu; hukuk yargılamasında dava dilekçesinde yer almayan bir talebin kısmen ıslah yoluyla davaya dâhil edilemeyeceğine karar verilmiştir.” [2]

Kararın temel yaklaşımı, ıslah kurumunun mevcut usul işlemlerini düzeltme amacı taşıdığı, ancak yeni bir dava konusu oluşturma aracı olarak kullanılamayacağı yönündedir.

Bu yaklaşımın en önemli sonucu, dava dilekçesinde açıkça belirtilmeyen bir talebin sonradan ıslah yoluyla ileri sürülmesinin mümkün olmamasıdır. Böylece dava konusu ile talep sonucu arasındaki bağlantı korunmuş ve hakimin karar verme alanının taraf iradesiyle belirlenmesi ilkesi desteklenmiştir.

Kararın, hukuki güvenlik bakımından da önemli bir katkı sağladığı ortadır. Zira davalı taraf, hangi taleple karşı karşıya olduğunu dava başlangıcında bilmekte ve savunmasını buna göre hazırlamaktadır. Sonradan yeni bir talebin eklenmesi, davalının hukuki dinlenilme hakkı bakımından birtakım sorunlara yol açabilecektir.

Bununla birlikte ilgili kararın aksi yönündeki görüşlere göre ise; özellikle aynı hukuki ilişkiden doğan ve aynı vakıalara dayanan talepler bakımından yeni dava açılması zorunluluğu, yargılama sürecini uzatacak olup bu durum usul ekonomisi ilkesiyle çatışacaktır.

6. KARARA İLİŞKİN GENEL DEĞERLENDİRME

İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararı, medeni usul hukukunun temel ilkeleri bakımından önemli ve sistematik açıdan tutarlı bir yaklaşımı ortaya koymaktadır. Dava konusunun ve talep sonucunun başlangıçta belirlenmesi hem tarafların hukuki durumlarını öngörebilmeleri hem de yargılamanın sınırlarının belirlenmesi açısından gereklidir.

Bununla birlikte ıslah kurumunun tamamen dar yorumlanması, bazı somut olaylarda maddi hakkın elde edilmesini güçleştirebilir. Özellikle aynı hukuki ilişkiden doğan çok sayıda talebin bulunduğu uyuşmazlıklarda, tarafın yalnızca bir talebi unutmuş olması nedeniyle yeniden dava açmaya zorlanması usul ekonomisi bakımından tartışılacaktır.

7. SONUÇ

Medeni usul hukukunda dava konusu ve talep sonucu, tarafların iradesi doğrultusunda belirlenmekte olup bu durum hukuki güvenlik ve taraf hâkimiyeti ilkelerinin doğal bir sonucunu oluşturmaktadır. Bununla birlikte kanun koyucu, usul işlemlerindeki eksikliklerin giderilmesi ve hak kayıplarının önlenmesi amacıyla ıslah kurumunu kabul etmiştir.

Islah, taraflara daha önce gerçekleştirdikleri usul işlemlerini tamamen veya kısmen değiştirme imkanı sağlamakla birlikte, sınırsız bir değişiklik yetkisi vermemektedir. Özellikle kısmi ıslah, mevcut dava kapsamında yapılan belirli usul işlemlerinin düzeltilmesine yönelik olup, dava dilekçesinde hiç yer almayan yeni bir talebin davaya dahil edilmesi sonucunu doğuramaz.

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 08.05.2026 tarihli kararı ile de dava dilekçesinde bulunmayan bir talebin kısmi ıslah yoluyla davaya eklenemeyeceği kabul edilmiştir. Bu yaklaşım, taleple bağlılık ilkesi, taraflarca getirilme ilkesi ve davalının hukuki dinlenilme hakkının korunması bakımından isabetli bir değerlendirme olarak görülmektedir. Zira dava konusu dışında yeni bir talebin ıslah yoluyla ileri sürülmesi, mevcut davanın sınırlarını aşarak yeni bir dava açılması sonucunu doğurabilecektir.

Bununla birlikte, aynı hukuki ilişkiden kaynaklanan ve aynı vakıalara dayanan bazı talepler bakımından yeni dava açma zorunluluğunun usul ekonomisi ilkesiyle bağdaşıp bağdaşmayacağı tartışmaya açıktır. Bu nedenle ıslah kurumunun uygulanmasında hukuki güvenlik ile hak arama özgürlüğü ve usul ekonomisi arasında dengeli bir yaklaşım benimsenmesi gerekmektedir.

Sonuç olarak söz konusu İçtihadı Birleştirme Kararı, kısmi ıslahın sınırlarını belirleyerek uygulamadaki görüş ayrılığını gidermiş ve hukuk yargılamasında dava konusunun korunmasına yönelik önemli bir içtihat oluşturmuştur.

Stj. Av. Alperen Furkan Balat

Kaynakça:

1. Medeni Usul Hukuku, Prof. Dr. Murat Atalı, Prof Dr. İbrahim Ermenek, Prof. Dr. Ersin Erdoğan Yetki yayınları, s. 439

2. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı, E. 2021/8 K. 2026/1 T. 08.05.2026

3. Arş. Gör. Dr. Alper Tunga KÜÇÜK, “Medenî Usûl Hukukunda Davacının Talep Sonucunu Genişletmesi veya Değiştirmesi”, Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, Yıl: 9, Sayı: 18, Aralık 2025, s. 229

4. Elif AKSOY, “Objektif Dava Birleşmesi”, TBB Dergisi 2015 (117), s. 217

MAKALEYİ PAYLAŞIN
MAKALEYİ YAZDIRIN