1- GİRİŞ
Şirket yönetimi için kayyım tayin
edilmesi, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 133. Maddesi kapsamında düzenlenmiş olan
özel bir koruma tedbiridir. Bu tedbir, kanunda sınırlı olarak sayılan suçlara
ilişkin olarak belli şartların gerçekleşmesi halinde başvurulabilecek özel bir
tedbir olarak düzenlenmiştir. [1]
Şirket yönetimi için kayyım tayin
edilmesinin temel amacı, maddi gerçeğin ortaya çıkarılması olmakla birlikte; bu
tedbir ile aynı zamanda şirket faaliyetlerini denetleyerek şirketin işleyişiyle
ilgili bilgi edinmek, şirketlerin soruşturma nedeniyle değer kaybetmesinin
önüne geçmek, şirket çalışanlarının mağdur olmamasını sağlamak da bu tedbirin
amaçları arasında yer almaktadır.
Bu doğrultuda, şirket yönetimi için
kayyım tayin edilmesi tedbirinin uygulanması esnasında ölçülülük ilkesine
dikkat edilmesi ve bunun yalnızca özel bir koruma tedbiri olduğunun
unutulmaması, sonradan telafi edilmesi güç zararların önüne geçilebilmesi için
büyük önem arz etmektedir.
7539 Sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun’un 7. Maddesi ve 7145 Sayılı Bazı Kanun ve Kanun
Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un Geçici 2.
maddesinin 1. Fıkrası kapsamında, Ceza
Muhakemesi Kanununun 133. maddesi gereğince şirketlere veya 128 inci maddesinin
onuncu fıkrası gereğince malvarlığı değerlerine kayyım atanmasına karar
verildiği takdirde, Tasarruf
Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) kayyım olarak atanabilmektedir.
Bu yazı içeriğinde; yönetim kayyımı
olarak TMSF’nin atandığı şirketler bakımından, “TMSF tarafından şirket
varlıklarının satışına ilişkin alınan kararların taşıması gereken şartlar”, “bu
kararlara karşı başvurulabilecek hukuki yollar ve uyuşmazlığın çözüleceği yargı
yeri” ve “hukuki yollara başvurmaya ehliyeti olan kişiler” bakımından bir
inceleme yapılacaktır.
2- TMSF TARAFINDAN ŞİRKETE AİT
MALVARLIĞININ SATIŞINA YÖNELİK KARAR ALINABİLMESİ İÇİN GEREKLİ ŞARTLAR
CMK m.133 doğrultusunda, TMSF’nin
kayyım olarak atandığı şirketler üzerinde son derece geniş yetkileri bulunmakta
olup en önemli yetkilerinden biri, “şirketin veya varlıklarının ya da
malvarlığı değerlerinin kısmen veya tamamen satılmasına veya feshi ile
tasfiyesine karar vermek”tir.
Verilen yetkinin önemi gözetildiğinde
bu yetkinin sınırlarının ne olacağı konusunun da net bir şekilde belirlenmesi
önem arz etmektedir.
Öncelikle, 7539 Sayılı Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 7. Maddesi ve 7145 Sayılı Bazı Kanun ve
Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un Geçici 2.
maddesinin 1. Fıkrası kapsamında, TMSF’nin kayyım olarak atandığı şirketleri,
ticari teamüllere uygun olarak ve basiretli bir tacir gibi yöneteceği
düzenlenmiştir.
Bu doğrultuda, TMSF tarafından bir
şirket yahut bir şirkete ait malvarlığı satılacaksa yahut tasfiye edilecekse,
belirli şartların gerçekleşmesi gerekmektedir. TMSF tarafından alınacak karar,
geriye dönülmesi mümkün olmayan sonuçlara yol açabileceğinden, söz konusu
şartların da sınırlarının belirli ve öngörülebilir olması gerekmektedir.
7145 Sayılı Bazı Kanun ve Kanun
Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un Geçici 2.
maddesinin 1. Fıkrasında, TMSF’nin satış kararı alabilmesi için şirketlerin
veya malvarlığı değerlerinin “mali durumu”, “ortaklık yapısı”, “piyasa koşulları”
veya “diğer sorunları” bu satışı zorunlu kılmalıdır.
Ancak görüldüğü üzere, madde metninde
“diğer sorunları” ibaresi ile son derece yoruma açık bir neden bırakılmış olup
bu ibarenin TMSF tarafından verilen satış kararının denetimini güçleştirdiği
açıktır. Bu nedenle, bu konuda verilen yargı kararları daha da önem arz etmekte
ve yol gösterici olmaktadır.
Konuyla ilgili, satış işlemiyle aynı
şartların arandığı iktisadi ve ticari bütünlük oluşturulmasını konu alan İstanbul
Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesi’nin 2022/1263 E. 2022/1109 K.
sayılı 24.5.2022 tarihli kararında;
“…TMSF'nin kayyım olarak atandığı şirketlerin
ya da şahıs mal varlıklarının mali durumu, ortaklık yapısı, diğer sorunları
veya piyasa koşulları nedeniyle mevcut halin sürdürülebilir olmadığının
Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından tespit edilmesi durumunda, Tasarruf
Mevduatı Sigorta Fonu'nun şirketin yahut varlıkların satılmasına veya feshi ile
tasfiyesine karar verebileceği yukarıda aktarılan mevzuat hükümleri gereği
açıktır.
Bakılan uyuşmazlıkta ise davacının tüm mal,
hak ve alacakları bir araya getirilmek suretiyle oluşturulan bütünlüğün mali
durumu, ortaklık yapısı, diğer sorunları veya piyasa koşulları nedeniyle mevcut
halin sürdürülebilir olmadığının tespiti yapılmaksızın ve herhangi bir mali
durum raporu alınmaksızın dava konusu işlemin tesis edildiği anlaşıldığından,
6758 Sayılı Kanun'un 19. maddesinin üçüncü fıkrasında"... Şirketlerin mali
durumu ortaklık yapısı diğer sorunları veya piyasa koşulları nedeniyle mevcut
halin sürdürülebilir olmadığının TSMF tarafından tespit edilmesi
durumunda..." şeklinde belirtilen şartlar yerine getirilmeden iktisadi
ve ticari bütünlük oluşturulmasına ve oluşturulan bütünlüğün satışına ilişkin
alınan dava konusu Fon Kurulu kararında ve davanın reddi yolundaki Mahkeme
kararında hukuka uygunluk bulunmamaktadır.” açıklamasına yer verilmiştir.
Görüldüğü üzere, TMSF tarafından karar
alınmadan önce mali durum raporu alınması ve bu doğrultuda işlem tesis edilmesi
gerekmektedir.
TMSF tarafından satış kararı alınmadan
önce; ortaklar arasında ihtilaf, yönetimsel tıkanıklık veya şirket
faaliyetlerinin devamını engelleyebilecek nitelikte herhangi bir kurumsal sorun
olup olmadığı, şirketin mali yapısının güçlü olup
olmadığı, şirketin faaliyetlerini sürdürebilmesi bakımından herhangi bir
finansal darboğaz, ödeme güçlüğü, sermaye yetersizliği veya borca batıklık
halinin bulunup bulunmadığı, şirketin faaliyet gösterdiği sektör bakımından
ticaret faaliyetlerinin sürdürülemeyeceğini gösterecek nitelikte bir piyasa
daralması, talep çöküşü, üretim imkânsızlığı veya sektörün ekonomik varlığını
tehdit eden olağanüstü bir kriz olup olmadığı irdelenmelidir.
Aksi takdirde, TMSF tarafından alınacak
karar hukuka aykırı olacak ve hak ihlallerine sebebiyet verecektir.
3- TMSF TARAFINDAN ALINAN SATIŞ
KARARLARINA KARŞI BAŞVURULACAK HUKUKİ YOL VE UYUŞMAZLIĞIN ÇÖZÜLECEĞİ YARGI YERİ
Yukarıda da değinildiği üzere, CMK
m.133 kapsamında şirketlere yönetim kayyımı olarak atanan TMSF, ticari
teamüllere uygun olarak ve basiretli bir tacir gibi hareket etmeli ve karar
almalıdır. Bu açıdan bakıldığında, ilk bakışta kayyımlık görevinin ifa edilmesi
bakımından, Türk Ticaret Kanunu ve Türk Medeni Kanunu’nda yer alan
düzenlemelerin uygulama alanı bulması nedeniyle, TMSF tarafından yönetim
kayyımı sıfatıyla alınan satış kararlarına karşı da adli yargıda dava açılması
gerektiği düşünülebilecektir.
Ancak bilindiği üzere, TMSF kanunla
kurulan ve kamu tüzel kişiliğine haiz olan bir kurumdur. Bu doğrultuda, TMSF
tarafından tesis edilen işlemler, esas itibarıyla kamu gücü kullanılarak tesis
edilen idari işlemlerdir. TMSF’nin gerçekleştirdiği işlemlerde, ticari
teamülleri gözetme zorunluluğunun olması, tek başına söz konusu işlemin idari
işlem niteliğinde olmaması için yeterli olmayacaktır.
Uygulamada, TMSF tarafından
gerçekleştirilen satış işlemleri bakımından yargı yeri konusunda çok sayıda
uyuşmazlık çıkması nedeniyle, konu Uyuşmazlık Mahkemesi’ne taşınmış ve
Uyuşmazlık Mahkemesi’nin 2025/10 E. 2025/138 K. sayılı 03.02.2025 tarihli
kararı ile bu tür uyuşmazlıkların idari yargıda çözümlenmesi gerektiği sonucuna
ulaşılmıştır:
“…Buna göre; 5411 sayılı Kanun'un 111.
maddesine göre kamu tüzel kişiliğini haiz, idari ve mali özerkliğe sahip TMSF
Kurulu tarafından, 6758 sayılı Kanun'un 19. ve 20. maddeleri ile kendisine
verilen görevlerin ifası kapsamında kamu gücü kullanılmak suretiyle tek taraflı
irade beyanıyla Gürmed Tıbbi ve Teknolojik Sistemler Ticari ve İktisadi
Bütünlüğü ile Garnet Tıbbi ve Teknolojik Sistemler Ticari ve İktisadi
Bütünlüğüne özgülenmiş varlıkların satışına ilişkin dava konusu kararın idari
nitelik taşıdığı gözetildiğinde TMSF'nin idari yetki kullanarak tesisi ettiği,
iktisadi bütünlüğün 46.700.000 TL muhammen bedel ile 24/07/2024 tarihinde
satışına dair kararın iptaline ilişkin davanın, görüm ve çözümünde idari
yargının görevli olduğu sonucuna ulaşılmıştır.” [2]
Uyuşmazlık Mahkemesi’nin bu kararı ile
aynı doğrultuda; 7145 Sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un Geçici 2. maddesinin 3. fıkrasında, “Tasarruf
Mevduatı Sigorta Fonunun kayyımlık görevi kapsamındaki karar ve işlemlerine
karşı açılan davalar, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun merkezinin bulunduğu
yer idare mahkemelerinde görülür.” düzenlemesine yer verilmiştir.
4- TMSF TARAFINDAN TESİS EDİLEN İDARİ
İŞLEMLERE KARŞI DAVA AÇMAKTA MENFAATİ BULUNAN KİŞİLER
İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2.
maddesinde iptal davası; idari işlemlerin iptalleri için menfaatleri ihlal
edilenler tarafından açılan davalar olarak tanımlanmaktadır.
İdare hukukuna hâkim olan temel
ilkeler, idare hukukunun kendine has yönleri gözetilerek menfaat kavramı;
çıkar, fayda olarak anlaşılmamalıdır. İptal davalarında, söz konusu kişinin
davayı açmakta ehliyeti olup olmadığını değerlendirirken “menfaat” kavramı
ciddi ve makul ilgi, alaka olarak anlaşılmalıdır.
Özellikle
TMSF’nin yönetim kayyımı olarak tesis ettiği idari işlemlere karşı, söz konusu
satış işlemine karar veren merciin, aynı zamanda idari işleme konu olan
şirketin yönetimini belirleyen mercii olduğu gözetildiğinde, TMSF tarafından
alınan satış kararına karşı şirketin dava açmayacağı açıktır.
Yalnızca şirketin
dava açma ehliyeti olduğuna ilişkin bir değerlendirme yapılması halinde, bu
hususun TMSF tarafından verilen satış kararının yargısal denetimden muaf
olmasına sebebiyet vereceği izahten varestedir.
Bu doğrultuda, TMSF tarafından tesis
edilen işlemlere karşı ikame edilen iptal davalarında, şirket ortaklarının
iptal davası açmakta güncel menfaatinin olduğu Danıştay tarafından da kabul
edilmektedir. Konuyla ilgili Danıştay
5. Dairesi’nin 2025/4296 E. 2025/3670 K. Sayılı 26.03.2025 tarihli kararı
aynen;
“İptal
davaları ile idari işlemlerin hukuka uygun olup olmadığının saptanması, hukukun
üstünlüğünün sağlanması, böylece de idarenin hukuka bağlılığının belirlenmesi,
sonuçta hukuk devleti ilkesinin gerçekleştirilebilmesi amaçlandığından, bu
davalarda menfaat ilişkisinin bu amaç doğrultusunda yorumlanması gerekmektedir.
İdari yargıda dava açma ehliyetinde aranan menfaat ihlali, davacının dava
konusu yaptığı işlemle arasında kurulabilecek minimum düzeyde de olsa, ilgiyi,
alakayı ifade etmektedir. Yargısal kararlarda menfaat ihlali koşulu, davacının
idari işlemle meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilgisinin kurulması
gerektiği şeklinde tanımlanmıştır. Meşru menfaat, iptal davasını açan kişinin,
hukuka uygun bir korunmadan faydalanmak istemesi anlamına gelmektedir. Güncel
menfaat, davanın açılması sırasında var olan, aktüel ilgiyi, alakayı ifade
etmektedir. Menfaat ihlalinin dava açma açısından yeterli olması için koşul
kabul edilen kişisellik ise idari bir işlemin doğrudan doğruya o kişi hakkında
yapılmış olması anlamına gelmeyip, dolaylı olarak da olsa o kimseyi
etkilemesidir. Sözü edilen menfaat ilişkisinin varlığı ve sınırları, her olayda
yargı yerince uyuşmazlığın niteliğine göre belirlenmektedir.
Dosyanın
incelenmesinden; davacının %7 pay sahibi olduğu Özel ... Sağlık Hizmetleri A.Ş.
bünyesinde faaliyet gösteren Özel ... Hastanesinin 667 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname eki listesinde ismine yer verilmek suretiyle, FETÖ/PDY terör örgütü
ile iltisak ve irtibatı nedeniyle kapatıldığı, kapatılma işlemine karşı yapılan
başvurunun OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonunun ... tarih ve ... sayılı
işlemiyle reddedilmesi üzerine, anılan işlemin iptali istemiyle temyizen
incelenen davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Olayda,
davacının kapatılan Özel ... Hastanesinin bağlı olduğu Özel ... Sağlık
Hizmetleri A.Ş isimli şirketin, kapatıldığı tarihte % 7 pay sahibi ve ortağı
olduğu, anılan şirketin kapatılarak Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nden re'sen
terkin edilmesi ve mal varlığının Hazineye devredilmesi üzerine OHAL
Komisyonuna yaptığı başvurunun reddine ilişkin işlemle kişisel, güncel ve meşru
menfaatinin etkilendiği anlaşıldığından dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun
denetlenmesi hususunu yargı önüne getirme hakkına sahip olduğu açıktır. Bu itibarla;
işin esasının incelenmesi suretiyle karar verilmesi gerekirken, davanın ehliyet
yönünden reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf
başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında
hukuki isabet bulunmamaktadır.” şeklindedir. [3]
Danıştay 5.
Dairesi’nin 2019/3075 E. 2023/9604 K. Sayılı 20.06.2023 tarihli kararı ise
aynen;
“…Bu
itibarla; her ne kadar dava tarihi itibariyle şirket tüzel kişiliği
sonlandırılmış olsa da, şirketin ortağı ve yetkilisi olan
davacının dava konusu işlemin iptalini istemekte meşru, kişisel ve güncel bir
menfaatinin bulunduğu anlaşıldığından, işin
esasının incelenmesi suretiyle karar verilmesi gerekirken, davanın ehliyet
yönünden reddi yolunda verilen temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında
hukuki isabet bulunmamaktadır.” şeklindedir. [4]
Görüldüğü üzere, TMSF tarafından tesis
edilen idari işlemlere karşı, işleme konu olan şirketin ortağının ve
yetkilisinin dava açmakta hukuki menfaati bulunmaktadır.
V- SONUÇ
CMK m. 133 kapsamında şirketlere kayyım
olarak atanan TMSF’nin oldukça geniş yetkileri olsa da bu yetkinin sınırları
kanunda çizilmiştir. Ancak yukarıda da bahsedildiği üzere, 7145 Sayılı Bazı
Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un
Geçici 2. Maddesinde, satış kararı verilebilmesi için gerekli olan hususlar
bakımından muğlak ve yoruma açık ibarelere yer verilmiştir. Bu durum, TMSF
tarafından verilen satış kararlarına karşı hukuki yollara başvurma imkânını
daha önemli bir hale getirmektedir. 7145 Sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde
Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”un Geçici 2. Maddesi
gereğince, TMSF tarafından verilen kararlara karşı Tasarruf Mevduatı Sigorta
Fonunun merkezinin bulunduğu yer idare mahkemelerinde iptal davası
açılabilmekte olup iptal davasını açmak bakımından, şirket ortağının ve
yetkilisinin de menfaati bulunmaktadır.
Av. Gülşah Işık
Kaynakça:
1.
Cumhur Şahin- Neslihan Göktürk, Ceza Muhakemesi Hukuku, (Ankara: Seçkin
Yayıncılık, 2022), s. 363.
2.
https://kararlar.uyusmazlik.gov.tr/
3.
https://www.lexpera.com.tr/-Danıştay 5. Daire, 26.03.2025 tarihli
ve 2025/4296 E., 2025/3670 K. sayılı kararı
4.
https://www.lexpera.com.tr/-Danıştay 5. Daire, 20.06.2023 tarihli
ve 2019/3075 E., 2023/9604 K. sayılı kararı