1. GİRİŞ
Bilirkişi
incelemesi, mahkemelerin önüne gelen uyuşmazlıkların çözümünde hukuk alanı
dışında kalan farklı alanlara ilişkin bilgiye ihtiyaç duyulması durumunda
başvurulan HMK’da ispat ve deliller başlığı altında düzenlenmiş bir
müessesedir.
“Hâkimden
diğer alanlara ilişkin özel veya teknik bilgiye sahip olmasını beklemek mümkün
değildir tam da bu noktada devreye bilirkişi girer. Bilirkişi, sahip olduğu
özel veya teknik bilgiyi aktararak ilgili uyuşmazlığın çözümünde önemli bir rol
oynar. Ancak bunun için bilirkişinin raporunu hukuka uygun bir şekilde
hazırlaması gerekir.” [1]
Bilirkişi
raporuna itiraz, HMK’nın 281. Maddesinde: “Taraflar, bilirkişi raporunun,
kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik
gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren
hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni
bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler.” şeklinde
düzenlenmiştir.
Bu
çalışmada HMK m.281 kapsamında bilirkişi raporuna itiraz edilmemesinin hukuki
sonuçları, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2026 tarihli kararı esas alınarak
öğreti ve önceki içtihatlar ışığında incelenecektir.
2.
BİLİRKİŞİ RAPORUNUN HUKUKİ NİTELİĞİ
Mahkeme,
çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan
birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün
alınmasına karar verir. Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik
mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda
bilirkişiye başvurulamaz. Hukuki niteliği itibariyle HMK’da ispat ve deliller
kısmı altında düzenlenmiştir. Bilirkişi raporunun hukuki niteliği
tartışmalıdır. Bir görüşe göre, “muhakeme makamları geçmişe ait iz ve eserleri
ancak bilirkişinin beyanı ile öğrenebiliyorsa, bilirkişi görüşü delil
sayılacaktır. Bilirkişi muhakeme makamlarına sadece tecrübe kuralını açıklıyor
veya bu kuralın uygulanmasıyla bazı sonuçların çıkarılmasına yardımcı oluyorsa,
bilirkişi görüşü, delilleri değerlendirme bakımından yardımcı olmak görevini
görmüş olacak ve delil sayılmayacaktır. Böylece bilirkişi görüşü yerine göre
bazen delil, bazen delilleri değerlendirme aracı ve bazen de her ikisi olabilmektedir.”
[2]
Yargıtayın
bilirkişi görüşünün niteliği ile ilgili değerlendirme içeren emsal nitelikli
kararı aşağıda yer vermekteyiz.
Yargıtay
Hukuk Genel Kurulu 2017/494 Esas 2021/506 Karar Sayılı İlamı 15.04.2021
“6100
sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 266. maddesinde; mahkemenin, çözümü
hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan
birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün
alınmasına karar vereceği düzenlenmiştir. Aynı Kanun’un 282. maddesi uyarınca
mahkeme, takdiri bir delil olan bilirkişi görüşlerini diğer delillerle birlikte
serbestçe değerlendirir. Bilirkişi raporlarında görülen eksiklik ya da
belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulması görevi de HMK’nın
281/2. maddesine göre mahkemeye aittir. Bu hâlde, mahkemece raporu veren
bilirkişilerden ek rapor alınabileceği gibi, HMK’nın 281/3. maddesi uyarınca,
yeni bir bilirkişi kurulu oluşturulup, tekrar inceleme yaptırılarak rapor da
alınabilir.”[3]
Bilirkişi
raporu takdiri delil olarak kabul edilebilir. Hakim bilirkişinin görüşünü diğer
delillerle birlikte serbestçe değerlendirir. Bilirkişi raporu delil niteliği
taşımakla birlikte hakim doğrudan bilirkişi raporuyla bağlı olmayıp takdir
yetkisi kapsamında değerlendirme yapabilir.
3.
HMK m.281 KAPSAMINDA BİLİRKİŞİ RAPORUNA İTİRAZ
Taraflar,
bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde,
raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını;
belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının
sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler. Bilirkişi raporuna
karşı talebin bu süre içinde hazırlanmasının çok zor veya imkânsız olması ya da
özel yahut teknik bir çalışmayı gerektirmesi hâlinde yine bu süre içinde
mahkemeye başvuran tarafa, sürenin bitiminden itibaren işlemeye başlamak, bir
defaya mahsus olmak ve iki haftayı geçmemek üzere ek süre verilebilir. Mahkeme, bilirkişi
raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa
kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden, yeni sorular
düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi, tayin edeceği duruşmada,
sözlü olarak açıklamalarda bulunmasını da kendiliğinden isteyebilir. Mahkeme, gerçeğin
ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi
aracılığıyla, tekrar inceleme de yaptırabilir.
Taraflar
bilirkişi raporu kendilerine tebliğ edildikten sonra iki hafta içerisinde
rapora karşı itiraz edebilirler kanunda belirtilen süre hak düşürücü
niteliktedir. Bilirkişiye itiraz tarafların hukuki dinlenilme hakkı kapsamında
düzenlenmiştir.
4.
YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİNİN 2024/957 E., 2024/2592 K. SAYILI USULİ
KAZANILMIŞ HAK DOĞDUĞU YÖNÜNDEKİ KARARI
“…
6100 sayılı HMK'nun 266 ncı maddesine göre Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel
veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine
yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir.
(Değişik cümle: 03.11.2016-6754/49 md.) Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da
hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan
konularda bilirkişiye başvurulamaz. (Ek cümle: 03.11.2016-6754/49 md.) Hukuk
öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu
belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez. Aynı Kanun'un 281/1
inci maddesine göre "Taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği
tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların,
bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise
bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını
Mahkemeden talep edebilirler.(Ek cümle: 22.07.2020-7251/24 md.) Bilirkişi
raporuna karşı talebin bu süre içinde hazırlanmasının çok zor veya imkânsız
olması ya da özel yahut teknik bir çalışmayı gerektirmesi hâlinde yine bu süre
içinde mahkemeye başvuran tarafa, sürenin bitiminden itibaren işlemeye
başlamak, bir defaya mahsus olmak ve iki haftayı geçmemek üzere ek süre
verilebilir düzenlemesi yer almaktadır.
…
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.02.2021 tarih ve 2018/10(21)-94 E- 2021/111 K
sayılı ilamında da açıkça belirtildiği gibi "Bir tarafın bilirkişi
raporuna itiraz etmemesi ile diğer (bilirkişi raporuna itiraz eden) taraf
lehine usulî kazanılmış hak doğar. Yani, bir taraf bilirkişi raporuna itiraz
etmez, diğerinin itirazı üzerine yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılır ve
ikinci bilirkişi raporu birinci rapora itiraz edenin daha da aleyhine olursa,
ilk rapora itiraz etmeyen taraf bakımından ilk bilirkişi raporu
kesinleştiğinden ve bununla diğer taraf lehine usulî kazanılmış hak
doğduğundan, mahkemenin ilk bilirkişi raporuna göre karar vermesi gerekir
(Kuru, B., Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, Cilt:3, s. 2753)" [4]
Yargıtay
10. Hukuk Dairesinin kararında Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararına da atıfta
bulunarak bilirkişi raporuna itirazda bulunulmamasının usuli kazanılmış hak
sonucunu doğurduğu açıkça ortaya konmuştur.
5. USULİ
KAZANILMIŞ HAK OLUŞMAYACAĞI YÖNÜNDEKİ HUKUK GENEL KURULUNUN 2026/129 E. 2026/299
K. 06.05.2026 TARİHLİ KARARININ DEĞERLENDİRMESİ
“…Hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü
diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir. Zira hukuki değerlendirme ve
nitelendirme hâkimin görevi olup eksik ve hatalı olan bir raporun sadece
tarafların itirazı doğrultusunda hâkimi bağlayıcı bir kesinlik kazanmasından
söz edilmemelidir. Bundan hareketle rapora itiraz edilmemesinin sonucunu, usuli
kazanılmış hakkın doğumuna bağlamak mümkün değildir. Öte yandan bilirkişi
raporu takdiri delil olması sebebiyle hâkim tarafından serbestçe
değerlendirilir. Bir rapora salt itiraz etmemiş olmak bu raporun hâkim
tarafından diğer delillerle birlikte değerlendirilmesine engel
oluşturmayacaktır. Aksine bir yaklaşım bilirkişi raporunu kesin delil hâline
getirmekte ve bu durum delillerin değerlendirilmesine ilişkin ilkeler ile de
bağdaşmamaktadır. Yine hâkimin bilirkişi raporu doğrultusunda karar vermek
mecburiyetinde bırakılması Anayasanın 138. maddesinde düzenlenen hâkimin
bağımsızlığı ilkesi ile de bağdaşmamaktadır.
Üstelik
tek taraflı itirazın yanı sıra, her iki tarafın bilirkişi raporuna itiraz
etmediği durumlar da söz konusu olabilir. Böyle bir durumda da karar vermeye
elverişli olmayan bir rapora taraflarca itiraz edilmemiş olması hâkimin
vereceği hüküm sonucunu bağlar şekilde bir usuli kazanılmış hak doğurmaz.
Bilirkişi raporu hükme esas almaya uygun değilse hâkimin davayı hatalı bu
rapora göre çözümlendirmek zorunda olduğunu kabul etmek, açık yasal
düzenlenmeler ve usul hukukunun değinilen temel ilkeleri yanında hâkimin maddi
gerçeğe ulaşma amacıyla da bağdaşmaz.
Ayrıca
mahkemenin veya tarafların gerçekleştirdiği her usul işlemine hak adı altında
bir sonuç bağlanması, taleple bağlılık ilkesine de aykırılık teşkil etmektedir.
Kaldı ki, kanunda birtakım usul işlemlerinin yalnızca belirlenen usul kesitinde
gerçekleştirilebilmesi, usul ekonomisinin bir sonucudur, bu sürenin geçmesi
karşı tarafa bir hak tanımamakta, sadece süresi içinde işlem yapmayan tarafın o
hakkını kullanamaması ile sonuçlanmaktadır.
…
Kanun'un bilirkişi raporuna itiraz müessesesiyle ilgili söz konusu hükmünün,
bilirkişi raporuna itiraz edilmemesine karşı taraf lehine usule ilişkin
kazanılmış hak oluşturma sonucunu bağladığı biçimindeki bir yorumun anılan
hükme yönelik öngörülebilir bir yorum olmadığı sonucuna varılmıştır.
Dolayısıyla yargılama sırasında alınan ilk bilirkişi raporuna itiraz edilmediği
için talep miktarının bu raporda hesaplanandan fazla olan kısmının davalı lehine
usule ilişkin kazanılmış hak oluştuğu gerekçesiyle reddedilmesine ilişkin söz
konusu müdahalenin kanuni bir dayanağının bulunmadığı görülmektedir...."
şeklinde gerekçesi ile bilirkişi raporuna ilişkin usuli kazanılmış hakkın
kanuni bir dayanağının olmadığı, bu suretle mahkemeye erişim hakkına yapılan
müdahalenin, meşru amacının olduğunun kabul edilemeyeceği ve ölçülü olmadığı
vurgulanmıştır.
… 03.03.2023 tarihli bilirkişi raporuna
karşı davaya son veren taraf işlemi mahiyetinde bir irade beyanında bulunmayan
davacı vekilinin rapora sessiz kalması raporu kabul ettiği anlamına
gelmeyeceğinden davalı lehine bu yönden bir usuli kazanılmış hak oluştuğunun
kabulü mümkün değildir.
Sonuç itibarıyla, davacının hesap
bilirkişi raporuna sessiz kalmasının raporu kabul ettiği anlamı taşımadığı,
davalı lehine usuli kazanılmış hak oluştuğunun kabulüne olanak bulunmadığı
ayrıca usule ilişkin bir işlem olan bilirkişi raporuna itiraz edilmemesinin
rapora itiraz etmeyen davacının maddi hukuka ilişkin bir hakkını sona erdirecek
nitelikte yorumlanamayacağı göz önüne alındığında direnme kararının yerinde
olduğu sonucuna varılmıştır.
Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler
sırasında, davacının 03.03.2023 tarihli bilirkişi hesap raporuna itirazda
bulunmadığından davalı lehine oluşan usuli kazanılmış hak ihlâl edilerek sonuca
gidilmesinin hatalı olduğu, bozma kararında belirtildiği şekilde karar
verilmesi ve bu nedenle direnme kararının bozulması gerektiği ileri sürülmüş
ise de bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.”[5]
Yukarıdaki 06.05.2026 tarihli Hukuk
Genel Kurulu kararında görüleceği üzere hakim bilirkişi raporunu diğer
delillerle birlikte serbestçe değerlendirmelidir. Raporla bağlı olması söz
konusu değildir zira bilirkişi raporu takdiri deliller arasındadır. Taraflar
tarafından itirazda bulunulmuş olmaması raporu bağlayıcı konuma getirmez ve
hakimin diğer delillerle birlikte değerlendirmesini engellemez. İtiraz
edilmemesi sonucu usuli kazanılmış hak oluşması mümkün değildir zira itirazda
bulunmamak sadece o hakkın kullanılmaması sonucunu doğurur, karşı taraf adına
herhangi bir hakkın doğması söz konusu olamaz.
5. SONUÇ
Bilirkişi raporu hukuki bilgi dışında
özel ya da teknik bilgiyi gerektiren durumlarda davanın çözümlenmesi için düzenlenen
ve mahkemeye sunulan belgedir. Bilirkişi raporu niteliği itibariyle takdiri
deliller kapsamında olup hakimi bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Taraflar raporun
kendilerine tebliğinden itibaren iki hafta içinde itirazda bulunabilir.
Taraflara itiraz hakkı tanınmış olması hukuki dinlenilme hakkı kapsamında
düzenlenmiştir. Taraflardan herhangi birisin veya her ikisinin de rapora
itirazda bulunmaması usuli kazanılmış hakkın doğumuna sebep olmaz. Bu kapsamda
rapora itiraz edilmemesi yalnızca, tarafların sahip olduğu itiraz hakkının
artık mevcut olmadığı anlamına gelip usuli kazanılmış hakkın doğması söz konusu
olamaz. Tarafların rapora karşı sessiz kalması raporun kabul edildiği anlamını
taşımaz. Bilirkişi raporuna itiraz edilmesi usuli bir işlem olup itiraz
edilmemesi sonucunda maddi hukuka dair bir hakkın doğması mümkün değildir.
Sonuç olarak bilirkişi raporuna itiraz taraflara iki
haftalık kesin süre içinde tanınmış olup tarafların bu sürede itirazda
bulunmaması raporu kabul anlamına gelmemektedir. Bu kapsamda usuli kazanılmış
bir hakkın doğması söz konusu değildir zira hakim takdiri delil kapsamında
bulunan bilirkişi raporuyla bağlı olmaksızın diğer delillerle birlikte
serbestçe değerlendirme yetkisine sahiptir. 06.05.2026 tarihli
güncel Hukuk Genel Kurulu kararında görüş değişikliğine gidilmiş olup bilirkişi
raporuna itiraz edilmemesinin usuli kazanılmış bir hakkın doğumuna sebep
vermeyeceği ortaya konmuştur.
Stj. Av. Alper Turhan
Kaynakça:
1. Ömer Buğra Alihocagil,” Medeni Usul Hukukunda Bilirkişi
Raporunun Hazırlanması Ve Bilirkişi Raporuna İtiraz”, Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Hukuk
Fakültesi Medeni Usul ve İcra-İflas Hukuku Anabilim Dalı, Makale,2018,S. 1-2
2. Gürelli(1967),S. 1-2
3. Yargıtay
Hukuk Genel Kurulu 2017/494 Esas 2021/506 Karar Sayılı İlamı 15.04.2021
4. Yargıtay
10. Hukuk Dairesi 2024/957 Esas 2024/2592 Karar Sayılı İlamı
5. Yargıtay
Hukuk Genel Kurulu 2026/129 Esas 2026/299 Karar Sayılı İlamı 06.05.2026