Özgün Law Firm

Özgün Law Firm

AVRUPA KOMİSYONU’NUN TEKNOLOJİ TRANSFERİ GRUP MUAFİYETİ TÜZÜĞÜ VE TEKNOLOJİ TRANSFERİ KILAVUZLARINDA YAPTIĞI YENİLİKLER

AVRUPA KOMİSYONU’NUN TEKNOLOJİ TRANSFERİ GRUP MUAFİYETİ TÜZÜĞÜ VE TEKNOLOJİ TRANSFERİ KILAVUZLARINDA YAPTIĞI YENİLİKLER

1. Giriş

Teknolojik yeniliklerin ekonomik değere dönüşmesi, yalnızca bir yeniliğin ortaya çıkmasına değil, bu yeniliğin başka teşebbüsler tarafından kullanılabilmesine de bağlıdır. Patent, tasarım hakkı, know-how veya yazılım telif hakkı sahibi bir teşebbüsün bulmuş olduğu bir teknolojik yeniliği, lisans yoluyla başka bir teşebbüsün kullanımına açması; üretim kapasitesini artırabilir, yeni ürünlerin pazara girişini hızlandırabilir ve aynı teknolojinin farklı sektörlerde uygulanmasına imkân verebilir. Bu nedenle teknoloji lisanslama anlaşmaları, rekabet hukuku kapsamında incelenmesi ve irdelenmesi gereken bir konu olarak karşımıza çıkar. Kaldı ki yenilik doğuran gelişmelere bağlı bu ilişkiler; çoğu durumda rekabetin önünde bir engel değil, yenilikçiliğin yayılmasını sağlayan önemli bir araç olarak görülmüş, teşviki için düzenleme çalışmaları hep devam etmiştir.

Burada gözetilmesi gereken konu; lisans ilişkisinin, taraflara yalnızca yeni bir teknolojiyi kullanma yetkisi vermekle kalmaması; fiyatlama, üretim miktarı, satış bölgesi, müşteri grubu, rakip teknoloji geliştirme imkânı ve üçüncü kişilere erişim gibi konuları da doğurmasıdır. Böylece bu ilişkiler, rekabet hukuku bakımından hassas alanları da etkileyebilmektedir. Lisans sözleşmesinde yer alan bazı hükümler, yatırım riskini azaltmak ve teknolojinin etkin biçimde kullanılmasını sağlamak için gerekli olabilirken, bazı hükümler pazara girişin zorlaştırılması veya rakipler arasındaki rekabetin zayıflatılması sonucunu doğurabilir. Bu aşamada rekabet hukukunun temel sorunu, teknoloji sahibinin yenilik üzerindeki meşru menfaati ile piyasanın rekabete açık tutulması arasındaki dengenin kurulmasıdır.

Avrupa Komisyonu tarafından kabul edilen 2026/877 sayılı Teknoloji Transferi Grup Muafiyeti Tüzüğü ile teknoloji transferi anlaşmalarına ilişkin yeni Kılavuzlar, bu dengeyi dijital ekonominin güncel koşulları altında yeniden kurmayı amaçlamaktadır. 1 Mayıs 2026 tarihinde yürürlüğe giren ve 30 Nisan 2038’e kadar uygulanacak olan yeni çerçeve; özellikle veri lisanslama anlaşmaları, lisans müzakere grupları, henüz ticarileştirilmemiş teknolojiler ve teknoloji havuzları bakımından dikkat çekici yenilikler içermektedir. Düzenlemenin önemi, yalnızca mevcut kuralların güncellenmesinden değil, rekabet hukukunun teknoloji kavramını değişen üretim ilişkilerine uyarlama çabasından kaynaklanmaktadır.

2. Muafiyeti Sisteminin İşlevi ve Önemi

Söz konusu, kabul edilen kılavuzları ve tüzüğü anlamak için; grup muafiyeti sisteminin işlevini anlamak gerekmektedir. Avrupa Birliği’nin İşleyişi Hakkında Antlaşma’nın 101(1). maddesi, RKHK 4. maddesinde olduğu gibi, teşebbüsler arasındaki rekabeti kısıtlayıcı anlaşmaları yasaklamaktadır. Antlaşma’nın 101(3). maddesi ise, RKHK 5. maddesinde olduğu gibi,  gerekli koşulları karşılayan anlaşmalar bakımından bu nedenle bir muafiyet imkânı tanımaktadır.

Teknoloji Transferi Grup Muafiyeti Tüzüğü, belirli pazar payı eşikleri ve sözleşme koşulları içinde kalan teknoloji transferi anlaşmaları için bir “güvenli alan” oluşturmaktadır. Böylece taraflar, tüzükteki şartları karşılayıp karşılamadıklarını inceleyerek öngörülebilir bir değerlendirme yapabilmektedir. Ancak grup muafiyetinin dışında kalmak, anlaşmanın kendiliğinden hukuka aykırı olduğu anlamına gelmez. Bu durumda anlaşmanın somut piyasa etkileri ve 101(3). maddedeki koşullar bireysel olarak değerlendirilir.

Bu konunun hassasiyeti ve önemi; değişen şartlar ve gelişen teknolojiler ile; yenilik yatırımlarını caydırmadan hukuki belirlilik sağlamasında yatmaktadır. Bu yüzden hukuki düzenlemelerinde yer alan netlik oldukça önemlidir. Zira teknoloji sahibi, geliştirme maliyetinin karşılığını alabileceğini öngörmek isterken lisans alan da üretime başlamadan önce hangi sözleşme sınırlamalarının kabul edilebilir olduğunu bilmek ister. Bu bakımdan açık kurallar, yalnızca ihlal riskini azaltmaz; lisans görüşmelerinin daha hızlı yürütülmesine ve teknolojinin pazara daha erken ulaşmasına da hizmet eder.

3. Veri Lisanslamasının Rekabet Hukukundaki Yeni Konumu

2026 tarihli Kılavuzların en dikkat çekici yönlerinden biri, üretim amacıyla yapılan veri lisanslama anlaşmalarını ayrı bir başlık altında ele almasıdır. Günümüzde veri, yalnızca ticari faaliyet sonucunda ortaya çıkan yardımcı bir çıktı değildir. Yapay zekâ modellerinin eğitilmesinden bağlantılı araçların geliştirilmesine, ilaç araştırmalarından finansal risk analizine kadar birçok alanda veri doğrudan üretimin bir parçası, malzemesi, girdisi hâline gelmiştir. Bu nedenle belirli bir veri setine erişim, kimi pazarlarda teknolojiye veya fiziksel altyapıya erişim kadar belirleyici görülmektedir.

Veri tabanlarının telif hakkı veya Avrupa Birliği’ne özgü veri tabanı hakkıyla korunması hâlinde, bu veri tabanlarının lisanslanması teknoloji transferi ilkelerine benzer bir değerlendirmeye tabi tutulabilecektir. Komisyonun yaklaşımı, veri lisanslamasının kural olarak rekabeti destekleyebileceği yönündedir. Gerçekten de bir teşebbüsün tek başına toplayamayacağı ölçekte veya nitelikte veriye lisans yoluyla erişmesi, yeni bir ürün geliştirmesini ya da mevcut hizmetini iyileştirmesini sağlayabilir. Böyle bir erişim, veri sahibiyle lisans alan arasındaki iş bölümünü güçlendirerek pazarda yenilikçi sonuçlar doğurabilir. Ancak kolayca tespit edilebileceği üzere; verinin ekonomik değeri arttıkça rekabet hukuku bakımından Türk mevzuatlarında yer alan terim ile; “hakim durumun kötüye kullanılması” gibi pazarda dışlayıcı faaliyetlerin riski de büyümektedir. Özellikle rakiplerin faaliyet gösterebilmesi için zorunlu veya güçlükle ikame edilebilen bir veri seti söz konusuysa; lisansın yalnızca belirli teşebbüslere verilmesi, kullanım alanlarının gereğinden fazla sınırlandırılması ya da veriden elde edilen geliştirmelerin tamamen veri sahibine bırakılması rekabetçi yapıyı etkileyebilir. Aynı şekilde lisans ilişkisi kapsamında paylaşılan ticari açıdan hassas bilgilerin, taraflar arasında koordinasyonu kolaylaştıracak biçimde kullanılması, danışıklı eylemin gündeme gelmesi de da ayrıca söz konusu olabilir. Bu nedenle veri lisanslama sözleşmelerinin incelenmesi artık yalnızca fikrî mülkiyet hakkının kapsamını belirlemekle sınırlı tutulamaz. Verinin kaynağı, güncelliği, ikame edilebilirliği, lisans alanın veriyi hangi üretim sürecinde kullandığı, erişimin münhasır olup olmadığı ve lisansın sona ermesinden sonra türetilmiş çıktıların akıbeti birlikte ele alınmalıdır. Yeni Kılavuzlar, verinin üretim ekonomisindeki gerçek rolünü kabul ederek sözleşme incelemelerinde daha işlevsel bir rekabet analizi yapılmasının önünü açmaktadır.

4. Lisans Müzakere Grupları: Ortak Pazarlık ile Alıcı Karteli Arasındaki Sınır

Yeni Kılavuzların sistematik biçimde ele aldığı bir diğer yapı, “lisans müzakere gruplarıdır.” Bu gruplar, aynı teknolojiye ihtiyaç duyan uygulayıcıların lisans koşullarını teknoloji sahipleriyle birlikte görüşmek üzere bir araya gelmesiyle oluşur. Özellikle bir ürün standardının uygulanabilmesi için çok sayıda patente erişilmesi gereken sektörlerde, her üreticinin ayrı ayrı müzakere yürütmesi yüksek işlem maliyetlerine ve uzun süren uyuşmazlıklara neden olabilir. Ortak müzakere, lisans koşullarının daha şeffaf ve öngörülebilir hâle gelmesini sağlayabilir. Bununla birlikte şunu gözetmek gerekir ki; ortak pazarlık yapan teşebbüsler çoğu zaman ürün pazarında birbirlerinin rakibidir. Bu nedenle lisans bedeli ve lisans koşulları üzerine yapılan iş birliği, kolaylıkla lisans konusu teknolojinin ötesine taşarak rekabetçi davranışların koordinasyonuna dönüşebilir. Grup üyelerinin ürün fiyatları, üretim miktarları, yatırım planları veya pazara giriş stratejileri hakkında bilgi paylaşması; meşru lisans müzakeresi ile alıcı karteli arasındaki sınırı belirsizleştirebilecektir. Sağlıklı bir lisans müzakere grubunda amaç, teknoloji sahibinin pazarlık gücünü ortadan kaldırmak değil, lisanslama sürecindeki verimsizlikleri azaltmak, teşvik sağlamak olmalıdır. Gruba katılımın gönüllü olması, üyelerin grup dışında bireysel lisans müzakeresi yapabilmesi, bilgi değişiminin yalnızca lisans görüşmesi için gerekli verilerle sınırlandırılması ve ticari açıdan hassas bilgilerin bağımsız bir yapı üzerinden işlenmesi riski azaltabilecek önlemler arasındadır. Komisyonun bu konuya açıklık getirmesi, standart esaslı patentlerin yoğun olduğu telekomünikasyon, otomotiv, nesnelerin interneti ve tüketici elektroniği gibi sektörler bakımından önemlidir. Yeni yaklaşım, ortak müzakereyi peşinen şüpheli saymamakta; fakat iş birliğinin kapsamı, üyelerin piyasa gücü ve bilgi paylaşımının niteliği üzerinden etkilerini değerlendirmektedir.

5. Ticarileşmemiş Teknolojiler ve Pazar Payı Sorunu

Teknoloji lisanslamasında pazar payı eşikleri önemli bir güvenli alan ölçütü olmakla birlikte, henüz ticarileştirilmemiş bir teknoloji söz konusu olduğunda pazar payının hesaplanması kolay değildir. Pazarda satışa dönüşmemiş bir buluşun mevcut payı bulunmadığı gibi, gelecekte hangi ürünlerin ikamesi olacağı veya ne ölçüde talep göreceği de belirsizdir. Önceki yaklaşımın bu tür durumlarda yarattığı uygulama güçlüğü, yenilikçi projeler için hukuki belirsizliğe yol açabilmekteydi. Yeni düzenleme ile bu gözetilmiş, ticarileşme öncesi lisanslamada pazar payı eşiklerinin uygulanmasını basitleştirerek tarafların daha öngörülebilir biçimde hareket etmesini hedeflenmiştir. Bu yaklaşım özellikle biyoteknoloji, temiz enerji, ileri malzeme, yarı iletken ve yapay zekâ gibi uzun geliştirme süreci gerektiren alanlarda önem taşır. Lisans alanın teknolojiyi ürünleştirmek için ciddi yatırım yapması gerektiğinde, lisans ilişkisinin rekabet hukuku bakımından taşıdığı riskin baştan anlaşılabilmesi yatırım kararını doğrudan etkiler.

6. Şirketler ve Sözleşme Uygulaması Bakımından Sonuçlar

Yeni TTBER (Technology Transfer Block Exemption Regulation, Türkçe olarak; Teknoloji Transferi Grup Muafiyeti Tüzüğü)  ve Kılavuzlar, yalnızca rekabet hukuku uzmanlarını ilgilendiren teorik belgeler değildir. Avrupa Birliği pazarında faaliyet gösteren veya bu pazara teknoloji, yazılım, veri ya da teknoloji içeren ürün sunan şirketlerin lisans sözleşmelerini doğrudan etkileyecektir. Şirketlerin ilk olarak tarafların rakip olup olmadığını, ilgili teknoloji ve ürün pazarlarındaki konumlarını, sözleşmenin münhasırlık yapısını ve satış ya da üretim sınırlamalarını gözden geçirmesi gerekir. Veri lisanslarında kullanım amacı, erişim süresi, yeniden lisanslama, türetilmiş veri ve model çıktıları, veri güncelleme yükümlülüğü ile sözleşme sonrasındaki kullanım hakları açık biçimde düzenlenmelidir. Lisans müzakere gruplarında ise üyelik koşulları, bilgi paylaşım protokolü, bağımsız danışman kullanımı ve bireysel müzakere serbestisi yazılı kurallara bağlanmalıdır. Geçmişte hukuka uygun olduğu kabul edilen bir sözleşmenin yeni düzenleme döneminde otomatik olarak aynı sonucu doğuracağı varsayılmamalıdır. Özellikle uzun süreli lisanslar, otomatik yenileme hükümleri ve kapsamı zaman içinde genişleyen veri kullanımları bakımından periyodik rekabet hukuku denetimi yapılması yararlı olacaktır. Sözleşme ekipleri ile teknik ve ticari ekiplerin birlikte çalışması da önem taşır; çünkü bir veri setinin ikame edilip edilemeyeceği veya bir patentin standart bakımından zorunlu olup olmadığı yalnızca sözleşme metninden anlaşılamaz.

Türk şirketleri açısından da bu gelişmeler yakından izlenmelidir. Avrupa Birliği’ndeki müşterilere lisans veren, AB merkezli teknoloji sahiplerinden lisans alan veya Avrupa standartlarına dayalı ürün üreten teşebbüsler, sözleşmeleri Türk hukukuna tabi olsa dahi AB pazarındaki etkiler nedeniyle Avrupa rekabet kurallarıyla karşılaşabilir. Ayrıca Avrupa Birliği’ndeki yeni yaklaşımın, Türkiye’deki mevzuatı da etkileyeceği, hukuki düzenlemelere yönelik çalışmaları doğuracağı da bu gelişmelerin takibi için her zaman önemli bir sebeptir.

7. Sonuç

Yeni kılavuz, ekonomik gerçekliğe uyarlanmış kapsamlı bir hukuki yeniden yapılandırmayı ifade etmektedir. Grup muafiyeti sisteminin temel mantığı korunurken, teknolojinin dolaşım biçimlerinin artık yalnızca patent ve klasik know-how lisanslarından ibaret olmadığı kabul edilmiştir. Veri setleri, standart esaslı teknolojiler, ortak lisans pazarlıkları ve çok taraflı teknoloji havuzları günümüz ticari ilişkilerinde olağan unsurlardan olmuştur. Yeni düzenlemenin temel mesajı açıktır: teknolojiye erişimi kolaylaştıran iş birlikleri rekabeti güçlendirebilir; ancak aynı yapılar dışlama, koordinasyon veya pazar gücünün sağlamlaştırılması amacıyla kullanıldığında rekabet hukukunun müdahalesi gerekli hale gelir. Bu nedenle sözleşmelerin yalnızca hukuki biçimine değil, piyasadaki gerçek işlevine bakılması gerekir. 2026 TTBER ve Kılavuzları, şirketlere daha güncel bir yol haritası sunarken aynı zamanda veri ve teknoloji lisanslamasında daha dikkatli, disiplinler arası ve etkiler odaklı bir uyum yaklaşımını zorunlu kılmaktadır.

Av. Melda İz

Kaynakça:

1. Avrupa Komisyonu, “Commission updates EU competition rules for technology licensing agreements”, 16 Nisan 2026. https://ec.europa.eu/commission/presscorner/detail/en/ip_26_809

2.  Komisyon Tüzüğü (AB) 2026/877, Teknoloji Transferi Grup Muafiyeti Tüzüğü, 21 Nisan 2026. https://eur-lex.europa.eu/eli/reg/2026/877/oj

3. Avrupa Komisyonu, Teknoloji Transferi Anlaşmalarına 101. Maddenin Uygulanmasına İlişkin Kılavuzlar, C/2026/2323. https://eur-lex.europa.eu/eli/C/2026/2323/oj

4. Avrupa Komisyonu Rekabet Politikası, Technology Licensing Agreements – TTBER. https://competition-policy.ec.europa.eu/antitrust-and-cartels/legislation/ttber_en

MAKALEYİ PAYLAŞIN
MAKALEYİ YAZDIRIN