1. GİRİŞ
Tüzel kişiliğe sahip bir ticaret ortaklığı olan anonim
şirket, varlığını ticaret siciline tescil ile kazanır ve sicilden terkin ile
kaybeder. Ne var ki şirketin bu son aşamaya ulaşması, hukuki bakımdan bütünüyle
tek tip bir süreçten oluşmamakta; farklı sona erme nedenlerine ve farklı
prosedürlere tabi bulunmaktadır.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) uyarınca anonim
şirketlerin sona ermesi genel sona erme sebepleri ve özel sona erme sebepleri
olmak üzere iki temel kategoride ele alınmıştır. Genel sebepler, TTK m. 529
hükmünde düzenlenmiş; özel sebepler ise TTK m. 530 ve 531'de ayrıca hüküm
altına alınmıştır.
Bu çalışmada, anonim şirketlerin feshi genel hatlarıyla ele
alındıktan sonra TTK m. 530 kapsamındaki organların eksikliği ve TTK m. 531
kapsamındaki haklı sebeplerle fesih ayrıntılı biçimde incelenecektir.
2. ANONİM ŞİRKETLERDE GENEL SONA ERME SEBEPLERİ: TTK M. 529'A
GENEL BAKIŞ
Anonim şirketlerin sona ermesi, infisah ve fesih olmak üzere
iki temel yolla gerçekleşmektedir. İnfisah; kanunda öngörülen ya da esas
sözleşmede kararlaştırılan bir sebebin gerçekleşmesiyle, herhangi bir karar
veya ihbara gerek olmaksızın şirketin kendiliğinden sona ermesi halidir. Fesih
ise yetkili bir organın (genel kurul) veya mahkemenin iradesi sonucu şirketin
sona ermesini ifade etmekte olup bir anlamda kuruluşun tersi bir işlem niteliği
taşımaktadır.
TTK m. 529/I hükmünde anonim şirketlerin genel sona erme
sebepleri altı bent halinde düzenlenmiştir. Bu sebepler şunlardır:
a) Sürenin sona ermesine rağmen işlere fiilen devam etmek
suretiyle belirsiz süreli hâle gelmemişse, esas sözleşmede öngörülen sürenin
sona ermesi
b) İşletme konusunun gerçekleşmesiyle veya gerçekleşmesinin
imkânsız hâle gelmesi
c) Esas sözleşmede öngörülmüş herhangi bir sona erme
sebebinin gerçekleşmesi
d) 421 inci maddenin üçüncü ve dördüncü fıkralarına uygun
olarak alınan genel kurul kararı
e) İflasına karar verilmesi
f) Kanunlarda öngörülen diğer hâller
Belirtmek gerekir ki, anonim şirketin esas sözleşmesine
kanunda veya diğer mevzuatta öngörülmeyen fesih ve sona erme sebeplerinin de
konulması mümkündür. Bu durumda esas sözleşmede öngörülen sebeplerden birinin
gerçekleşmesi halinde ortaklığın feshinin mahkemeden talep edilebileceği kabul
edilmektedir. [1]
Genel kurul kararıyla fesih açısından ise, TTK m. 421/3-4
uyarınca şirketin feshine hükmedilebilmesi için genel kurulda ağırlaştırılmış
nisapların sağlanması aranmaktadır. Buna göre, şirket sermayesinin en az yüzde
yetmiş beşini oluşturan payların sahiplerinin veya temsilcilerinin olumlu oyu
gerekmektedir. Bu nisabın sağlanamaması durumunda ise genel kurul şirketin
feshine karar veremeyecektir.
TTK m. 529'un öngördüğü genel sona erme sebeplerinin bir
kısmı, şirketin hukuki varlığını doğrudan kendiliğinden ortadan kaldıran
infisah niteliği taşımaktadır. Buna karşın esas sözleşmede öngörülen bir
sebebin gerçekleşmesi veya genel kurulun fesih kararı alması gibi hallerde ise
yetkili organın ya da mahkemenin irade açıklaması gerekmektedir.
Bununla birlikte, anonim şirketlerin sona ermesi yalnızca TTK
m. 529’da düzenlenen genel sebeplerle sınırlı değildir. Kanun koyucu, şirket
yapısının işleyemez hâle gelmesi veya ortaklık ilişkisinin çekilmez bir noktaya
ulaşması gibi durumlar bakımından özel sona erme sebepleri de öngörmüştür. Bu
kapsamda özellikle organ eksikliği sebebiyle fesih (TTK m. 530) ile haklı
sebeple fesih (TTK m. 531), anonim şirketler hukukunda ayrı bir öneme sahiptir.
3. ANONİM ŞİRKETLERİN TTK M. 530 KAPSAMINDA ORGAN EKSİKLİĞİ
SEBEBİYLE FESHİ
TTK m. 530 hükmü, anonim şirketlerin özel sona erme
sebeplerinden ilkini düzenlemektedir. TTK
m. 530/1 uyarınca; “Uzun süreden beri şirketin kanunen gerekli olan
organlarından biri mevcut değilse veya genel kurul toplanamıyorsa, pay
sahipleri, şirket alacaklıları veya Gümrük ve Ticaret Bakanlığının istemi
üzerine, şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesi, yönetim
kurulunu da dinleyerek şirketin durumunu kanuna uygun hâle getirmesi için bir
süre belirler. Bu süre içinde durum düzeltilmezse, mahkeme şirketin feshine
karar verir.”
TTK m. 530 hükmü, anonim şirketin kurumsal yapısının
işleyemez hâle gelmesi sebebiyle ortaya çıkan hukuki boşluğu gidermeye yönelik
özel bir sona erme sebebi öngörmektedir. Anonim şirketler, tüzel kişiliklerinin
doğal sonucu olarak iradelerini organları aracılığıyla açıklamakta; yönetim,
temsil ve karar alma faaliyetlerini yine bu organlar vasıtasıyla yerine
getirmektedir. Bu nedenle kanunen bulunması zorunlu organların uzun süre mevcut
olmaması yahut görevlerini yerine getiremez durumda bulunmaları, şirketin
faaliyetlerini sürdürebilmesini tehlikeye düşürmektedir.
Kanun koyucu, şirketin fiilen işlemez hâle gelmesine yol açan
bu durumların belirsiz şekilde devam etmesini engellemek amacıyla TTK m. 530
hükmünü kabul etmiş; böylece şirketin ya yeniden hukuka uygun bir organizasyon
yapısına kavuşturulmasını ya da bunun mümkün olmaması hâlinde feshedilmesini
amaçlamıştır.
TTK m. 530 hükmünün uygulanabilmesi için eksik olan organın
kanunen gerekli nitelikte olması şarttır. 6102 sayılı TTK'ya göre
anonim şirketin zorunlu organları genel kurul ve yönetim kuruludur.
TTK m. 530 anlamında organ eksikliği denildiğinde akla gelen
ilk organ, şirketin yönetimini ve temsilini üstlenen yönetim kuruludur. Madde
gerekçesinde de belirtildiği üzere, gerekli organın mevcut olmaması ile
kastedilen bu organın gerçekten bulunmamasıdır. Yönetim kurulunun süresi sona
ermiş olmasına rağmen, yeni bir yönetim kurulunun seçilmemiş olması veya
yönetim kurulu üyelerinin istifaları ile kurulun boşaldığı ve yerlerini
doldurma imkânının bulunmadığı hâllerde yönetim organının mevcut olmadığı kabul
edilmelidir.
Bununla birlikte, belirtmek gerekir ki yönetim kurulu
üyelerinden yalnızca birinin görevden uzaklaşması ya da yalnızca birinin mahkûm
olması gibi tekil eksiklikler, kurulu bütünüyle işlevsiz kılmadığından TTK m.
530 kapsamında organ eksikliği oluşturmaz. Kanun, bu durumda TTK m. 363
uyarınca kurulun eksik üyeyi tamamlamasını beklemektedir.
Buna karşın genel kurul, daimi bir organ olmayıp belirli
aralıklarla toplanan bir karar organıdır; bu nedenle genel kurul bakımından
"mevcut olmama" değil, "toplanamama" durumu söz konusu
olmaktadır. Genel kurulun toplanamaması; genel kurulu toplantıya çağırmaya
yetkili organların bu çağrıyı yapamaması ya da yapmaması, kanun veya esas
sözleşmede öngörülen toplantı nisaplarının sürekli olarak sağlanamaması ve
genel kurulun toplanmasına rağmen karar nisaplarındaki kilitlenme (deadlock)
nedeniyle karar alamaması anlamına gelmektedir.
Anonim şirketin organının şekli anlamda var olmasına rağmen
farklı sebeplerle faaliyette bulunmaması durumunun organ eksikliği sayılıp
sayılmayacağı konusunda ise doktrinde tartışma bulunmaktadır. Anonim şirket organlarının, üyelerinin veya pay sahiplerinin
kendi aralarındaki menfaat çatışmaları ya da fikir ayrılıkları sebebiyle farklı
yönde oy kullanmaları veya toplantıya katılmamaları gibi sebepler neticesinde
organın geçerli toplantı ve karar yeter sayıları uyarınca hiçbir konuda yahut
anonim şirket faaliyetleri ve işleyişi için büyük önem arz eden konularda
sürekli şekilde karar alamayacak duruma gelinmesi, doktrinde “kilitlenme”
(deadlock) şeklinde adlandırılmaktadır. [2]
Organ yokluğunun, organın sadece fiilen mevcut olmadığı
durumlarda gündeme gelebileceğini savunan görüşü savunan doktrindeki bir grup
yazar, organsızlığın ancak organın gerçek anlamda var olmaması durumunda söz
konusu olacağını, organı meydana getiren kişilerin sayılarındaki azalmaların,
menfaat çatışmalarının ve tüzel kişinin tasfiyeye girmesinin ya da organ
seçiminin zor ve uğraştırıcı olmasının organsızlık şeklinde
nitelendirilemeyeceğini ifade etmektedir. Organ yokluğunu geniş
yorumlayan yazarlar, konuya daha çok TTK m. 530 özelinden yaklaşmış ve
hükümdeki “ortaklığın zorunlu organlarının bulunmaması” ifadesinin “bu
organların oluşturulmaması ve faaliyet göstermemesi” anlamına geldiğini ifade
etmişlerdir. [3]
Öte yandan tek kişilik anonim şirkette tek pay sahibinin
iradesi doğrultusunda karar alındığından, kilitlenme durumunun meydana gelmesi
kural olarak mümkün değildir.
Tüm bu hususlarla birlikte, TTK m. 530 hükmünün uygulama
alanı bulabilmesi için organ eksikliğinin veya genel kurulun toplanamaması
halinin uzun süreden beri devam etmesi gerekmektedir. Bu şartın amacı, pay sahiplerinin, alacaklıların ya da
Ticaret Bakanlığı'nın hemen fesih davası açmalarını önlemektir.
Kanun metni veya gerekçesi, uzun sürenin ne kadar olduğuna
ilişkin herhangi bir yönlendirme içermemektedir. Bu husus madde gerekçesinde; “Devamlılıktan
ne kadar bir sürenin anlaşılması gerektiği hususunda kötüye kullanmaların önüne
geçmek ve somut olayın şartlarına göre serbest hareket edebilme imkânı tanımak
için takdir yetkisi hakime bırakılmıştır.” şeklinde açıklanmıştır.
Öte yandan belirtmek gerekir ki, organın eksikliğinin veya
toplanamamanın geçici değil, devamlı (daimi) bir nitelik taşıması zorunludur.
Geçici bir durumun varlığı ya da kısa bir süreliğine eksikliğin yaşanması,
fesih davasının dinlenebilirlik koşulunu sağlamayacaktır.
TTK m. 530 hükmüne göre dava açma hakkı, pay sahipleri,
şirket alacaklıları ve Gümrük ve Ticaret Bakanlığı'na tanınmıştır.
Mahkeme, şirketin feshine karar vermeden önce yönetim
kurulunu dinlemek ve şirketin durumunun kanuna uygun hale getirilmesi için bir
süre vermek zorundadır. Bu süre içinde eksikliğin giderilmesi halinde feshe
gerek kalmayacak ve dava konusuz kalacaktır. Verilen süre içinde eksiklik
giderilmezse, mahkeme şirketin feshine karar verir.
TTK m. 530/II uyarınca ise; dava açıldığında mahkeme,
taraflardan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alabilir. Bu kapsamda
özellikle şirkete kayyım atanması gündeme gelmektedir. Kayyım, organ eksikliği
süresince şirketin fiil ehliyetini geçici olarak temsil edecektir. Bununla
birlikte belirtmek gerekir ki, özellikle yönetim kurulunun hiç mevcut olmadığı
hallerde mahkemenin yönetim kurulunu dinleme yükümlülüğü fiilen yerine
getirilemeyeceğinden, bu şartın uygulanamayacağı kabul edilmelidir.
Bu bağlamda TTK m. 530, anonim şirketin organ yapısındaki
ağır ve süreklilik arz eden bozukluklara müdahale eden, şirketin tamamen
işlevsiz hâle gelmesini önlemeyi amaçlayan koruyucu nitelikte bir fesih
mekanizmasıdır. Hüküm, bir yandan şirketin mümkün olduğunca faaliyetine devam
edebilmesini teminen eksikliklerin giderilmesine imkân tanırken, diğer yandan
bu eksikliklerin giderilememesi hâlinde şirketin hukuki varlığının
sürdürülmesinin ticari hayat bakımından sakıncalı olacağı kabulünden hareketle
fesih sonucunu gündeme getirmektedir.
Öte yandan anonim şirketlerin sona ermesine ilişkin özel
sebepler yalnızca organ eksikliği ile sınırlı olmayıp, ortaklık ilişkisinin
çekilmez hâle gelmesi gibi daha farklı bir olguya dayanan fesih imkânını da
içermektedir. Bu kapsamda TTK m. 531’de düzenlenen haklı sebeple fesih,
özellikle pay sahipleri arasındaki güven ilişkisinin ortadan kalktığı ve
şirketin amacına uygun şekilde faaliyet göstermesinin fiilen imkânsız hâle
geldiği durumlarda devreye giren bir diğer önemli sona erme sebebidir.
4. ANONİM ŞİRKETLERİN TTK M. 531 KAPSAMINDA HAKLI SEBEPLE
FESHİ
TTK m. 531 uyarınca; “Haklı sebeplerin varlığında,
sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil
eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret
mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme, fesih
yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki
gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına
veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir.”
TTK m. 531 hükmü, haklı sebeplerin varlığında belirli pay
sahiplerine mahkemeden şirketin feshini isteme hakkı tanımakla birlikte, hangi
hallerin haklı sebep oluşturacağını ne tanımlamakta ne de örneklemektedir.
Kanun koyucu bu tercihi bilinçli olarak yapmış olup madde gerekçesinde de bu
kavramın içeriğinin belirlenmesinin yargı kararları ve öğretiye bırakıldığı
açıkça ifade edilmektedir.
Öğretide genel kabul gören tanıma göre, pay sahibinin hak
veya menfaatlerini sürekli olarak, ağır ve ciddi şekilde ihlal eden ve
dürüstlük kuralı gereğince pay sahibi yönünden ortaklığa devamı çekilmez kılan
karar, işlem ve davranışlar haklı sebep oluşturmaktadır. [4]
Yargıtay kararları çerçevesinde, anonim şirketin haklı
nedenle feshi için ileri sürülen sebepler birkaç başlık altında toplanabilir:
- Anonim şirketin kötü yönetilmesi (Yargıtay
11. HD, 6.5.2015, E. 2014/18585, K. 2015/6457; 12.10.2015, E. 2015/6768, K.
2015/10302;3.3.2016, E. 2015/9088, K. 2016/2352; 30.5.2017, E. 2016/4639, K.
2017/3180),
- Genel kurul toplantılarının
yapılmaması, toplantıya katılım olmamasına rağmen imzaların şüpheli şekilde
tamamlanması, şirket fiilen iflas etmiş ve borca batık bir durumda olmasına
rağmen, Kanunun ilgili maddeleri ısrarla tatbik edilmeyerek bu konuda genel
kurulun olağanüstü toplantıya çağırılmaması şeklinde gerçekleşen genel kurul
toplantılarındaki usulsüzlükler (Yargıtay 11. HD, 16.3.2015, E. 2015/2197,
K. 2015/3596; 11.6.2015, E. 2015/2255, K. 2015/8166; 23.12.2015, E. 2015/5994,
K. 2015/13820; 3.3.2016, E. 2015/12197, K. 2016/2357; 11.10.2017, E. 2016/2552,
K. 2017/5272; 22.11.2017, E. 2016/4245, K. 2017/6420),
- Şirketin bireysel çıkarlara
yönelmesi suretiyle ortaklık amacından uzaklaşması, şirket yönetim kurulu
üyelerinin şirketin amacını gerçekleştirme doğrultusunda faaliyetlerde
bulunmaması, şirketin amacını gerçekleştirmede kullanılan tüm tesis ve
teçhizatların satılması nedenleriyle artık amacın gerçekleştirilmesinin mümkün
olmaması (Yargıtay 11. HD, 3.3.2016, E. 2015/9088, K. 2016/2352; E.
2016/211, K. 2016/8872; 11.10.2017, E. 2016/2552, K. 2017/5272),
- Paydaşlara ihtara rağmen şirketin
mali durumu hakkında bilgi verilmemesi, şirketin gelir ve giderlerinin
incelenmesine izin verilmemesi, ortakların şirketin yönetimi, malvarlığı ve
kâr-zarar durumu hakkında bilgilendirilmemesi, ortakların denetim ve bilgi
edinme haklarının engellenmesi suretiyle bilgi alma ve inceleme haklarının
kısıtlanması (Yargıtay 11. HD, 10.2.2014, E. 2013/12495, K. 2014/2202;
6.5.2015, E. 2014/18585 K. 2015/6457; 12.10.2015, E. 2015/6768, K. 2015/10302;
3.12.2015, E. 2015/4504, K. 2015/12980;
23.12.2015, E. 2015/5994, K. 2015/13820; 28.1.2016, E. 2015/2939, K.
2016/937; 3.3.2016, E. 2015/12197, K. 2016/2357; 21.3.2016, E. 2015/8313, K.
2016/3066; E. 2016/211, K. 2016/8872; 11.10.2017, E. 2016/2552, K. 2017/5272),
- Uzun süre pay sahiplerine kâr
payının dağıtılmaması, paydaşların kâr payı alma hakkının engellenmesi,
şirketin yüksek kârlılığa rağmen paydaşlara kâr payı dağıtılmaması (Yargıtay
11. HD, 11.6.2015, E. 2015/2255, K. 2015/8166; 3.12.2015, E. 2015/4504, K.
2015/12980; 23.12.2015, E. 2015/5994, K. 2015/13820; 21.3.2016, E. 2015/8313,
K. 2016/3066; 3.3.2016, E. 2015/12197, K. 2016/2357; E. 2016/211, K. 2016/8872)
- Ortaklar arasında güven ilişkisinin
kalmaması, ortağın bakiye borcunu ödemede temerrüdü, ortaklar arasında ciddi
anlaşmazlıkların olması ve bunların yargıya intikal etmesi, davacı ile şirketin
diğer ortakları olan kardeşleri arasındaki ilişkilerin tamamen bozulmasının
aile şirketi niteliğindeki şirketin işleyişine de yansıması suretiyle ortaklar
arasında giderilemeyecek ölçüde güvensizlik ve anlaşmazlığın ortaya çıkması (Yargıtay
11. HD, 1.12.2015, E. 2014/18024, K. 2015/12808;3.12.2015, E. 2015/4504, K. 2015/12980; 23.12.2015, E. 2015/5994, K. 2015/13820;
11.10.2017, E. 2016/2552, K. 2017/5272) [5]
TTK m. 531 hükmü uyarınca sermayenin en az onda birini ve
halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri şirketin
feshine karar verilmesini isteyebilirler. Söz konusu nisabın
emredici nitelikte olduğu öğretide hâkim görüş olup esas sözleşme ile ne
azaltılması ne de artırılması mümkündür.
TTK m. 531’de dava hakkının yalnızca azınlık pay sahiplerine
tanınmış olması ise, maddeyi TTK m. 530'dan belirgin biçimde ayrılmaktadır;
zira m. 530 kapsamında herhangi bir pay oranı aranmaksızın her pay sahibi,
şirket alacaklısı ve Ticaret Bakanlığı dava açabilmektedir.
Maddenin en özgün yönü, mahkemeye fesih kararı vermek zorunda
kalmaksızın duruma uygun düşen alternatif çözüm yollarına başvurma konusunda
geniş bir takdir yetkisi tanımış olmasıdır. Buna göre mahkeme, ileri sürülen
sebepleri haklı bulsa dahi şirketin feshine karar vermek zorunda değildir. Mahkeme,
fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın
tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten
çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme
karar verebilir.
Bu noktada, feshin son çare (ultima ratio) ilkesi, TTK m. 531
açısından belirleyici bir nitelik taşımaktadır. Buna göre haklı sebebin varlığı
tek başına feshe yol açmayacak; mahkeme öncelikle haklı nedenleri ortadan
kaldıracak diğer çözüm yollarını araştıracak, bunlardan sonuç alınamayacağı ya
da böyle çözümlerin mevcut olmadığı hallerde ancak son çare olarak şirketin
feshine karar verecektir. Bu yaklaşım, şirketin devamlılığı ilkesi bakımından
da büyük önem taşımakta ve usul ekonomisine de hizmet etmektedir.
5. SONUÇ
Anonim şirketlerin feshi, Türk ticaret hukukunun en karmaşık
ve çok boyutlu meselelerinden birini oluşturmaktadır. 6102 sayılı TTK, bu
alanda genel ve özel sona erme sebepleri arasında sistematik bir ayrım
benimsemiş; özel sona erme sebeplerini de organların eksikliği ve haklı
sebeplerle fesih olarak iki ayrı kurumda düzenlemiştir.
Organların eksikliğine ilişkin TTK m. 530 hükmü, anonim
şirketin kanunen zorunlu organlarından birinin uzun süre mevcut olmaması ya da
genel kurulun toplanamaması hallerinde devreye girmektedir. Bu düzenleme,
şirketin fiilen hukuki felç yaşadığı durumlarda ortaklığın devamlılığını
sağlamayı ya da tasfiye yoluyla bu süreci düzenli biçimde sona erdirmeyi
amaçlamaktadır. Mahkeme, önce şirkete durumunu düzeltmesi için süre tanımalı;
bu süre içinde eksiklik giderilmezse ancak o zaman feshe karar vermelidir. "Uzun
süre" kavramının kanunda belirsiz bırakılması, hâkime somut olaya göre
değerlendirme yapma olanağı tanımakla birlikte uygulamada kimi zaman güçlüklere
yol açmaktadır. Bu nedenle öğreti ve içtihadın geliştirdiği ölçütlere atıfla
mahkemelerin tutarlı bir içtihat geliştirmeleri büyük önem taşımaktadır.
Haklı sebeplerle feshe ilişkin TTK m. 531 ise 6102 sayılı
Kanun ile hukukumuza kazandırılan ve eski TTK döneminde derinden hissedilen
boşluğu dolduran özgün bir düzenlemedir. Belirli nisabı karşılayan azınlık pay
sahiplerine mahkemeden fesih talebinde bulunma hakkı tanıyan bu madde,
mahkemeye fesih yerine alternatif çözüm yollarına başvurma konusunda da geniş
bir takdir yetkisi vermektedir. Haklı sebep kavramının kanunda tanımlanmaması
ve örneklendirilmemesi, bu kavramın içeriğinin yargı kararları ve öğreti
tarafından somutlaştırılmasını zorunlu kılmaktadır. Yargıtay kararları
incelendiğinde, çoğunluk gücünün kötüye kullanılması, ortaklık amacından
uzaklaşma ve güven ilişkisinin çökmesi gibi hallerin haklı sebep olarak
benimsenebildiği görülmektedir.
Her iki kurumda da mahkeme sürecin merkezinde yer almakta;
fesih ise her hâlükârda son çare olarak benimsenmektedir. Bu anlayış, anonim
şirketi salt ortaklararası bir ilişki olarak değil, geniş anlamda ekonomik
hayata katkı sunan ve işlevselliği korunması gereken bir örgütlenme biçimi
olarak gören bir yaklaşımın yansımasıdır. Bununla birlikte şunu da belirtmek
gerekir ki, özellikle haklı sebep kavramı bakımından hâlâ içtihat ve öğretinin
oluşum aşamasında olduğu değerlendirilmektedir. Bu nedenle TTK m. 531 kapsamındaki
davaların daha geniş bir yargı pratiğiyle şekillenmesi, hem uygulamacılara hem
de akademisyenlere zengin bir inceleme alanı sunmaya devam edecektir.
Av. Ezgi Karpınar
Kaynakça:
1.
Bilge, M.E.: "Anonim Şirketin Sona Ermesi ve Tasfiyesi", Erzincan
Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. XVI, S. 3-4, 2012, s. 273.
2. Burak
Keçecioğlu, “Yargıtay Kararları Işığında Anonim Şirketin Organ Yokluğu
Sebebiyle Feshi Davasında Şirkete Tesis Edilen Yönetim Kayyımlığına İlişkin
Yargılamanın Medeni Yargı Kapsamında Değerlendirilmesi”, Kırklareli
Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.1, S.2, Aralık 2023, s.387.
3. Keçecioğlu,
a.g.m., s.387-388.
4. Şahin, s. 110.
5.
Cengiz Erten, “Anonim
Şirketlerde Haklı Sebeplerle Fesih Hakkının Yargıtay İçtihatları Çerçevesinde
Değerlendirilmesi” s.195-196.