Özgün Law Firm

Özgün Law Firm

ANAYASA MAHKEMESİ İHLAL KARARLARININ BAĞLAYICILIĞI VE KARARLARIN MEDENİ YARGI MERCİLERİNCE UYGULANMASI

ANAYASA MAHKEMESİ İHLAL KARARLARININ BAĞLAYICILIĞI VE KARARLARIN MEDENİ YARGI MERCİLERİNCE UYGULANMASI

1. Giriş

 

Bireysel başvuru mekanizması, temel hak ve özgürlüklerin korunmasında en etkili anayasal güvencelerden biridir. Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvurunun amacı, kamu gücü tarafından Anayasa'da tanımlanan ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) kapsamındaki temel hak ve özgürlükleri ihlal edilen bireylerin, temel haklarını korumak ve benzer ihlallerin önlenmesini sağlamaktır.

 

Nitekim Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yolu, kamu gücü tarafından gerçekleştirilen hak ihlallerinin giderilmesi ve anayasal hakların etkin şekilde korunması amacıyla hukuk sistemimize dâhil edilmiş olup, bu mekanizmanın işlevselliği büyük ölçüde verilen ihlal kararlarının idari ve medeni yargı mercileri tarafından eksiksiz şekilde yerine getirilmesine bağlıdır. Bu bağlamda, Anayasa Mahkemesi tarafından verilen ihlal kararlarının bağlayıcılığı, bireysel başvuru sisteminin etkinliği açısından temel bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

Anayasa’nın 153. maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları ile idare makamlarını bağladığı açıkça düzenlenmiş olmasına rağmen, uygulamada yargı mercilerinin bireysel başvuru sonucunda verilen ihlal kararlarını yerine getirme konusunda tereddüt yaşadığı ve kimi durumlarda bu kararları uygulamadığı görülmektedir. Bu durum, hem bireysel başvuru mekanizmasının etkisizleşmesine yol açmakta hem de hukuk devleti ilkesinin temel unsurlarından biri olan hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik ilkelerini zedelemektedir.

 

Özellikle yeniden yargılama yapılmasına hükmedilen ihlal kararlarının uygulanması aşamasında, mahkemelerin Anayasa Mahkemesi kararlarının kapsamını dar yorumladığı, ihlal tespitinin gerektirdiği sonuçları doğurmaktan kaçındığı veya önceki kararlarında direnme niteliği taşıyan değerlendirmelerde bulunduğu örneklere rastlanmaktadır. Bu durum, normlar hiyerarşisi, yargı organları arasındaki ilişki ve Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığı bakımından önemli tartışmaları da beraberinde getirmektedir.

 

Bu çalışmada, Anayasa Mahkemesi tarafından verilen ihlal kararlarının hukuki bağlayıcılığı, özellikle medeni yargı mercileri bakımından incelenecek; uygulamada ortaya çıkan ihlal kararlarının yerine getirilmemesi sorunu ele alınacak ve bu sorunun hukuk devleti ilkesi, temel hakların korunması ve yargı sisteminin bütünlüğü açısından doğurduğu sonuçlar değerlendirilecektir.

 

2. Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru Yolu

 

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı, 12 Eylül 2010 referandumuyla anayasal bir hak olarak kabul edilmiştir. Bireysel başvurunun uygulamaya geçirilmesiyle, kamu gücünü kullanan kişi ve kurumların sebep olduğu hak ihlallerine karşı 23 Eylül 2012 tarihinden itibaren anayasal yargı denetimi başlatılmıştır.

 

Bireysel başvuru, Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenmiş olup herkes Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmektedir.

 

Bireysel başvuru yolu, olağan kanun yollarının tüketilmesinden sonra başvurulabilen bir hak arama mekanizmasıdır. Dolayısıyla ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir. (6216 sayılı Kanun, m.45/2)

 

Anayasa Mahkemesi, herhangi bir hak ihlali tespit edemezse hak ihlâli olmadığı yönünde karar verecektir. Bireysel başvuru üzerine verilen karar, taraflara ve Adalet Bakanlığı’na ayrıca bildirilir (6216 sayılı Kanun m. 50). Anayasa Mahkemesi’nin hak ihlâlinin olmadığına ilişkin kararı kesin olup, bu karar aleyhine gidilebilecek bir kanun yolu bulunmamaktadır. [1]

 

Esas incelemesi sonrasında verilebilecek kararlardan biri de ihlal kararıdır. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve işlem niteliğinde karar verilemez (6216 sayılı Kanun, m.50/1). Mahkemenin ihlâl kararı üzerine Anayasa Mahkemesi üç tür karar verebilecektir. Bunlar; yeniden yargılama yapılması, tazminat ve genel mahkemelerde dava açılmasıdır.

 

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir. (6216 sayılı Kanun, m.50/2)

 

Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü ’nün 75. maddesinde ise pilot karar usûlü düzenlenmiştir. İşbu madde uyarınca; Bölümler, bir başvurunun yapısal bir sorundan kaynaklandığını ve bu sorunun başka başvurulara da yol açtığını tespit etmeleri ya da bu durumun yeni başvurulara yol açacağını öngörmeleri hâlinde, pilot karar usulünü uygulayabilirler. Bu usulde, konuya ilişkin Bölüm tarafından pilot bir karar verilir. Benzer nitelikteki başvurular idari mercilerce bu ilkeler çerçevesinde çözümlenir; çözümlenmediği takdirde Mahkeme tarafından topluca görülerek karara bağlanır.

 

Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi, ihlalin niteliğine göre yeniden yargılama yapılmasına hükmedebileceği gibi, başvurucu lehine tazminata da karar verebilmekte veya ihlalin ortadan kaldırılması için yapılması gereken diğer tedbirleri de belirleyebilmektedir. Bireysel başvuru kararlarının etkinliği ise, ihlal kararında belirtilen giderim yolunun ilgili yargı mercileri tarafından yerine getirilmesine bağlıdır.

 

3. Bireysel Başvuruda Anayasa Mahkemesi Kararlarının Bağlayıcılığı ve Yeniden Yargılama Yapmak Üzere Dosyanın İlgili Mahkemeye Gönderilmesi

 

Anayasa’nın “Mahkemelerin bağımsızlığı” başlığını taşıyan 138. madde hükmünün son fıkrası uyarınca, yasama ile yürütme organları ve idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır, bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremeyecektir. [2] Nitekim Anayasanın 153. maddesinin son fıkrasında Anayasa Mahkemesinin kararlarının bağlayıcılığı “yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar” ifade edilmiştir.

 

Anayasa Mahkemesi’nin kararları kesin olduğundan yeniden yargılama yapılması için kararın gönderildiği mahkeme bu karar ile bağlıdır. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir. (6216 sayılı Kanun, m.50/2)

 

İlgili mahkeme, Anayasa Mahkemesi’nin kararında belirtilen ihlâli ve ihlâlin sonuçlarını giderecek şekilde yapacağı yeniden yargılamanın, ilk yargılamadan soyut ve ondan bağımsız olacağı düşünülmemelidir. Çünkü yeniden yapılacak yargılama ilk yargılamaya bağlı ve ilk davanın üzerine inşa edilmekte olup bir ölçüde o davanın devamı niteliğindedir. Bu nedenle ilk yargılamadaki tespitler kural olarak korunmakta olup mahkemece yapılacak yeniden yargılama, ihlâl olarak kabul edilen nedenlerin giderilmesine yönelik olacaktır. [3]

 

Yeniden yargılama yapılmak üzere dosya kendisine gönderilen mahkeme Anayasa Mahkemesi’nin kararı ile bağlıdır. Bu karara karşı direnme kararı veremez. Aksi takdirde ilgili mahkemenin Anayasa Mahkemesinin kararını değerlendirerek, eğer denetim yetkisi aşılmışsa, buna karşı karar verebilmesi ihtimali ortaya çıkar. Aslında bu görüşün hâkimlerin bağımsızlığı ile gerekçelendirilmesi de mümkün olabilir. Ancak hak ihlâli dışında bir husus da olsa mahkeme kendi görüşüne göre hak ihlâlini giderecek şekilde bir karar vermelidir. Tespit edilen hak ihlâlini ortadan kaldırmak üzere yeniden bir karar vermek zorundadır. Aksi takdirde yeni karara karşı yeniden Anayasa Mahkemesi’ne başvurma imkânı mevcuttur. [4]

 

Bu itibarla, yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkemenin, Anayasa Mahkemesi tarafından tespit edilen ihlali ortadan kaldıracak şekilde karar vermesi anayasal bir zorunluluk niteliğindedir. Zira bireysel başvuru mekanizmasının etkinliği, ihlalin tespiti kadar ihlalin sonuçlarının giderilmesine de bağlıdır. Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararının uygulanmaması ya da yalnızca şekli bir yeniden yargılama yapılması, bireysel başvuru yolunun amacını ortadan kaldırmakta ve anayasal güvencelerin etkisiz hâle gelmesine yol açmaktadır. Bu nedenle, yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkemenin, Anayasa Mahkemesi kararında ortaya konulan ilke ve gerekçeler doğrultusunda ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak nitelikte bir karar vermesi zorunludur.

 

Bununla birlikte uygulamada, yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkemelerin kimi zaman Anayasa Mahkemesi kararının kapsamını dar yorumladığı, ihlalin sonuçlarını ortadan kaldıracak nitelikte bir değerlendirme yapmaktan kaçındığı veya önceki kararlarını tekrarlamak suretiyle fiilen direnme niteliğinde kararlar verdiği görülmektedir. Bu durum, Anayasa’nın 153. maddesinde düzenlenen bağlayıcılık ilkesinin uygulamada zayıflamasına neden olmakta; bireysel başvuru mekanizmasının etkinliğini azaltarak hukuk devleti ilkesini ve hukuki güvenliği olumsuz yönde etkilemektedir. Bu nedenle, Anayasa Mahkemesi ihlal kararlarının medeni yargı mercilerince uygulanması meselesi, bireysel başvuru sisteminin işlerliği bakımından ayrıca incelenmesi gereken önemli bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır.

 

4. Medeni Yargı Mercileri Tarafından Anayasa Mahkemesi İhlal Kararlarının Uygulanması

Bireysel başvuru mekanizmasının etkinliği, Anayasa Mahkemesi tarafından verilen ihlal kararlarının ilgili yargı mercilerince eksiksiz şekilde uygulanmasına bağlıdır. Ancak uygulamada özellikle medeni yargı mercilerinin, ihlal kararlarının gereğini yerine getirme konusunda farklı yaklaşımlar sergilediği görülmektedir. Bu farklılıklar, kimi zaman ihlal kararının kapsamının dar yorumlanması, kimi zaman ise yeniden yargılama sürecinin yalnızca şekli bir işlem olarak değerlendirilmesi şeklinde ortaya çıkmaktadır.

 

Öncelikle, medeni yargı mercilerinin ihlal kararını yorumlarken yalnızca ihlal tespit edilen dar bir noktaya odaklandığı ve ihlalin sonuçlarını ortadan kaldıracak kapsamlı bir değerlendirme yapmaktan kaçındığı görülmektedir. Oysa Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararları, yalnızca ihlalin tespitiyle sınırlı olmayıp ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılmasını da zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle, yeniden yargılama sürecinde mahkemenin önceki kararını tekrar etmek yerine, ihlalin kaynağını ortadan kaldıracak yeni bir değerlendirme yapması gerekmektedir.

 

Bir diğer sorun, yeniden yargılama kurumunun bazı mahkemeler tarafından yargılamanın yenilenmesi kurumu ile karıştırılmasıdır. Oysa bireysel başvuru sonucunda verilen yeniden yargılama kararı, usul hukukumuzdaki klasik yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklıdır. Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararı üzerine yapılan yeniden yargılama, yeni delil veya yeni bir hukuki durum aranmaksızın doğrudan ihlalin giderilmesi amacıyla yapılmaktadır. Buna rağmen bazı mahkemelerin yeniden yargılama için ek koşullar aradığı veya önceki kararını değiştirmemek yönünde hareket ettiği görülmektedir.

 

Uygulamada karşılaşılan bir diğer durum ise, mahkemelerin ihlal kararını yerine getirirken yalnızca şekli bir karar vermekle yetinmesidir. Bu kapsamda, yeniden yargılama yapıldığı belirtilmekte ancak ihlalin esasına ilişkin herhangi bir değişiklik yapılmaksızın önceki kararın tekrarı niteliğinde hükümler kurulmaktadır. Bu tür kararlar, Anayasa Mahkemesi’nin bağlayıcı kararlarının etkisini ortadan kaldırmakta ve bireysel başvuru mekanizmasının amacına aykırı sonuçlar doğurmaktadır.

 

En nihayetinde Anayasa Mahkemesi tarafından verilen ihlal kararlarının uygulanmaması hukuken mümkün değildir. Anayasa’nın 153. maddesi kapsamında belirtildiği gibi 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesine göre de; Mahkeme kararları kesindir. Mahkeme kararları Devletin yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar. Dolayısıyla, bireysel başvuru hakkında verilen kararlar kesin ve yargı organları için bağlayıcı ise, bu konuda direnme kararı verilmeyecektir.

 

Bu uygulamalar, Anayasa’nın 153. maddesinde düzenlenen bağlayıcılık ilkesinin zayıflamasına neden olmakta ve hukuk devleti ilkesinin temel unsurlarından biri olan hukuki güvenliğini olumsuz yönde etkilemektedir. Ayrıca, bireysel başvuru yoluna başvuran bireylerin hak ihlallerinin giderilmesi sürecini uzatmakta ve Anayasa Mahkemesi’nin denetim fonksiyonunun etkinliğini azaltmaktadır.

 

Sonuç olarak, Anayasa Mahkemesi ihlal kararlarının uygulanmaması yalnızca bireysel başvuru mekanizmasının işlevsizleşmesine yol açmamakta; hukuk devleti ilkesi, temel hakların korunması, adil yargılanma hakkı, hukukun üstünlüğü, normlar hiyerarşisi ve kuvvetler ayrılığı ilkeleri bakımından önemli anayasal sonuçlar doğurmaktadır. Bu nedenle, Anayasa Mahkemesi kararlarının tüm yargı mercilerince eksiksiz biçimde uygulanması, anayasal düzenin korunması bakımından zorunludur.

 

5. Sonuç

 

Bireysel başvuru mekanizması, anayasal hak ve özgürlüklerin korunması bakımından hukuk sistemimizde önemli bir güvence oluşturmaktadır. Ancak bu mekanizmanın etkinliği, Anayasa Mahkemesi tarafından verilen ihlal kararlarının ilgili yargı mercilerince eksiksiz şekilde uygulanmasına bağlıdır. Anayasa’nın 153. maddesi ile 6216 sayılı Kanun hükümleri uyarınca Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları bakımından bağlayıcı olduğu açık olup, bu kararların uygulanmaması hukuken mümkün değildir.

 

Buna rağmen uygulamada, özellikle medeni yargı mercilerinin yeniden yargılama sürecinde ihlal kararlarının kapsamını dar yorumladığı, şekli yeniden yargılama yapmakla yetindiği veya önceki kararlarını fiilen tekrarladığı görülmektedir. Bu durum, bireysel başvuru mekanizmasının amacına aykırı sonuçlar doğurmakta ve anayasal güvencelerin etkinliğini zayıflatmaktadır.

 

Anayasa Mahkemesi ihlal kararlarının gereği gibi uygulanmaması, hukuk devleti ilkesi, hukuki güvenlik, normlar hiyerarşisi ve temel hakların korunması bakımından önemli sakıncalar doğurmaktadır. Zira ihlalin tespit edilmesine rağmen giderilmemesi, bireysel başvuru yolunun etkili bir başvuru yolu olma niteliğini ortadan kaldırmakta ve yargı sistemine duyulan güveni zedelemektedir.

 

Bu nedenle, yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkemelerin, Anayasa Mahkemesi kararlarında ortaya konulan ihlal tespitini ve gerekçeyi dikkate alarak ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasını sağlayacak nitelikte karar vermeleri zorunludur. Bireysel başvuru mekanizmasının etkinliğinin sağlanabilmesi için, derece mahkemelerinin Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığını gözeten ve anayasal yorumla uyumlu bir uygulama geliştirmesi gerekmektedir. Bu yaklaşım, hem temel hak ve özgürlüklerin korunmasına katkı sağlayacak hem de anayasal yargı ile derece mahkemeleri arasındaki ilişkinin sağlıklı biçimde sürdürülmesine hizmet edecektir.

 

Av. Ezgi Karpınar

 

Kaynakça:

1. Hakan Pekcanıtez, “Bireysel Başvuru Sonunda Verilen Kararların Medenî Yargıya Etkisi”, Anayasa Yargısı, S.35, Anayasa Mahkemesi Yayınları, Ankara 2019, s.77-78.

2. Bülent Tanör ve Necmi Yüzbaşıoğlu, 1982 Anayasasına Göre Türk Anayasa Hukuku (19. Baskı, Beta 2019) 584.

3. Hakan Pekcanıtez, a.g.m., s.82.

4. Hakan Pekcanıtez, a.g.m., s.85.

MAKALEYİ PAYLAŞIN
MAKALEYİ YAZDIRIN