1. GİRİŞ
Kamuoyunda 11. Yargı Paketi olarak bilinen, “7571 Sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 631 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” 25.12.2025 tarihli Resmî Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir [1]. Türk yargı sisteminde son yıllarda ardı ardına yürürlüğe konulan yargı paketleri, uygulamada ortaya çıkan sorunların giderilmesi amacıyla hazırlanmaktadır. Bu kapsamda kabul edilen 11. Yargı Paketi; birtakım suç tiplerinde cezaların artırılması, istisnai suçlar hariç cezaevinde bulunan hükümlülere erken tahliye imkanı sağlayan “Covid-19 düzenlemesinin” suç tarihi itibariyle kapsamının genişletilmesi, AYM’nin iptal kararı doğrultusunda avukatlık disiplin hükümlerinin düzenlenmesi ve İcra ve İflas Kanunu kapsamında ihalenin feshi sürecinin hızlandırılması gibi düzenlemeler içermektedir [2]. Bu makale ile 11. Yargı Paketi kapsamında yapılan düzenlemeler, sistematik içerisinde açıklanacak ve değişikliklerin hukuki sonuçları değerlendirilecektir.
2. TÜRK CEZA KANUNU’NDA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER
11. Yargı Paketi ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun çeşitli hükümlerinde düzenleme yapılmıştır. Düzenleme yapılan hükümler ve değişikliklerin içerikleri şu şekildedir;
2.1. Akıl Hastalığı Hâlinde Ayrıca Güvenlik Tedbirine Hükmolunması (TCK m.32)
TCK’nın 32. maddesinin ikinci fıkrasında yapılan değişiklikle, kısmi akıl hastalığı bulunan ve cezai sorumluluğu kabul edilen kişiler bakımından yeni bir infaz ve tedbir rejimi öngörülmüştür. Değişiklik öncesinde, bu kişiler hakkında cezada indirim yapılmakla yetinilirken, güvenlik tedbirlerinin uygulanması hususunda açık ve zorunlu bir düzenleme bulunmamaktaydı.
Yapılan değişiklikle birlikte, kısmi akıl hastalığı nedeniyle cezai sorumluluğu bulunan kişi hakkında verilen hapis cezasının infazına ek olarak, ayrıca akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirine hükmolunacağı açıkça düzenlenmiştir. Böylece kanun koyucu, bu kişilerin hem işledikleri fiil nedeniyle cezalandırılmalarını hem de akıl hastalığının doğurduğu tehlikelilik hâline karşı toplumu koruyucu tedbirlerin uygulanmasını amaçlamıştır.
2.2. Akıl Hastalarına Özgü Güvenlik Tedbirinin Süresi (TCK m. 57)
TCK’nın 57. maddesinin ikinci fıkrasına
eklenen cümle ile akıl hastalarının tedavi ve koruma amacıyla sağlık kurumunda
geçirecekleri asgari süreler belirlenmiştir. Buna göre, hakkında güvenlik
tedbirine hükmedilen akıl hastaları için;
-Ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet hapis
cezasını gerektiren suçlarda en az bir yıl,
-Üst sınırı on yıldan fazla hapis cezasını
gerektiren suçlarda ise en az altı ay,
sağlık kurumunda geçirilmesi zorunlu hâle getirilmiştir.
Düzenleme ile, suç işleyen akıl hastalarının tedavi ve rehabilitesinin sağlanması amaçlanmaktadır.
2.3. Hakaret Suçunun Ön Ödeme Kapsamına Alınması (TCK m. 75)
TCK’nın 75. maddesinde yapılan değişiklik, hakaret suçuna ilişkin ön ödeme rejimini genişleten bir düzenleme niteliğindedir. Değişiklikten önce, hakaret suçunun yalnızca sesli, yazılı veya görüntülü bir ileti aracılığıyla, başka bir ifadeyle dijital ortamda işlenmesi hâlinde ön ödeme hükümleri uygulanabilmekteydi. Yapılan düzenleme ile bu kapsam genişletilmiş; yüze karşı veya gıyapta işlenen hakaret suçları da ön ödeme kapsamına alınmıştır. Böylece, TCK’nın 125. maddesinde düzenlenen hakaret suçunun, üçüncü fıkranın (a) bendinde yer alan kamu görevlisine görevi nedeniyle hakaret hali hariç olmak üzere, tüm işleniş biçimleri bakımından ön ödeme hükümlerinin uygulanması mümkün hâle gelmiştir. Kamu görevlisine karşı görevi nedeniyle işlenen hakaret suçu ise, ön ödeme kapsamı dışında bırakılmış ve bu suç bakımından genel hükümlere göre soruşturma ve kovuşturma yapılması esası korunmuştur.
Bu düzenleme ile, hakaret suçlarının ceza yargılaması üzerindeki yükünün azaltılması ve uyuşmazlıkların daha hızlı çözümlenmesi hedeflenmiştir.
2.4. Taksirle Yaralama Suçunda Ceza Sınırlarının Artırılması (TCK m. 89)
TCK’nın 89. maddesinde düzenlenen taksirle yaralama suçuna ilişkin ceza sınırlarında artışa gidilmiştir. Yapılan değişiklikle, taksirle başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi hakkında birinci fıkrada öngörülen hapis cezasının alt ve üst sınırı yükseltilmiş; daha önce üç aydan bir yıla kadar olan ceza, dört aydan iki yıla kadar şeklinde yeniden düzenlenmiştir. Aynı şekilde, fiilin birden fazla kişinin yaralanmasına neden olması hâlinde uygulanacak ceza da artırılmış; dördüncü fıkrada yer alan altı aydan üç yıla kadar olan hapis cezası dokuz aydan beş yıla kadar olacak şekilde değiştirilmiştir.
Düzenleme, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışların sonuçlarını ağırlaştırarak caydırıcılığın artırılmasını hedeflemektedir.
2.5. Güveni Kötüye Kullanma Suçunda Yeni Nitelikli Hal (TCK m. 155)
TCK’nın 155. maddesine eklenen üçüncü fıkra ile, güveni kötüye kullanma suçunun konusunun motorlu kara, deniz veya hava taşıtı olması hâli, cezayı ağırlaştıran bir nitelikli hâl olarak düzenlenmiştir. Bu durumda, güveni kötüye kullanma suçundan verilecek ceza bir kat artırılacaktır.
Düzenleme ile, özellikle araç kiralama sektöründe sıkça karşılaşılan taşıtların kötüye kullanılması fiillerine karşı daha etkin bir yaptırım öngörülmüştür.
2.6. Genel Güvenliğin Kasten Tehlikeye Sokulması Suçunda Ceza Sınırlarının Artırılması (TCK m. 170)
TCK’nın 170. maddesinde yapılan değişiklikle, suçun temel cezası artırılmış; altı aydan üç yıla kadar olan ceza miktarı bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası olarak yeniden belirlenmiştir. Kamuoyunda “kurusıkı” olarak tabir edilen ses ve gaz fişeği atabilen silahlar suç kapsamına dahil edilmiştir. Ayrıca suçun, kişilerin toplu olarak bulundukları yerlerde işlenmesi hâlinde verilecek cezanın yarı oranında artırılacağı hükme bağlanmıştır.
Bu düzenleme ile, özellikle düğün, nişan ve asker uğurlaması gibi kutlamalarda ve genel olarak meskun mahalde ateşli veya “kurusıkı” silah kullanımının önlenmesi amaçlanmaktadır.
2.7. Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma Suçunda Ceza Sınırlarının Artırılması (TCK m. 220)
TCK’nın 220. maddesinde yapılan değişiklik ile örgütlü suçlarda ceza artımına yönelik önemli düzenlemeler yapılmıştır. Bu kapsamda, suç işlemek amacıyla örgüt kuran veya yöneten kişiler için öngörülen hapis cezasının alt ve üst sınırları artırılmış; önceki düzenlemede dört yıldan sekiz yıla kadar olan ceza, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası şeklinde yeniden belirlenmiştir. Örgüte üye olanlar bakımından da cezanın üst sınırı yükseltilmiş; önceki düzenlemede dört yıla kadar olan hapis cezası beş yıla kadar hapis cezası şeklinde yeniden düzenlenmiştir. Ayrıca örgütün silahlı olması hâlinde uygulanacak ceza artırım oranı, hâkimin takdirine bırakılan dörtte birden yarısına kadar artırım yerine, yarısı oranında artırım şeklinde netleştirilmiştir.
Maddeye eklenen yeni hükümle, örgütlerin faaliyetleri kapsamında çocukların suçta araç olarak kullanılması açık bir ağırlaştırıcı neden olarak düzenlenmiştir. Buna göre, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarda çocukların kullanılması hâlinde, örgüt yöneticileri hakkında verilecek ceza yarısından bir katına kadar artırılacaktır.
Bu düzenleme ile suç örgütleri ile mücadelede daha ağır cezalar öngörülmüş ve çocukların suçlarda araç olarak kullanılmasının engellenmesi amaçlanmıştır.
2.8. Ulaşım Araçlarının Hareketinin Engellenmesi, Kaçırılması veya Alıkonulması Suçunun Yeniden Düzenlenmesi (TCK m. 223)
TCK’nın 223. maddesi başlığıyla birlikte tamamen değiştirilmiştir. Madde başlığı genişletilmiş, önceki hâlinden farklı olarak “Ulaşım araçlarının hareketinin engellenmesi” ifadesi ile ulaşım araçlarının engellenmesi eylemleri ayrıntılı hale getirilmiştir.
Düzenleme öncesi, ulaşım araçlarının hareketinin engellenmesi, kaçırılması veya alıkoyulması suçunun oluşması için fiilin cebir veya tehdit unsuru içermesi aranırken yeni düzenleme ile “cebir veya tehdit” ifadesine kaldırılarak “hukuka aykırı bir davranış” ifadesi eklenmiştir. Diğer bir ifade ile, cebir veya tehdit unsuru suçun tanımından çıkartılmış ve hukuka aykırı herhangi bir davranış, suçun oluşumu için yeterli görülmüştür. Böylelikle suç kapsamı genişletilmiştir.
Düzenlemede ayrıca ulaşım araçlarına yönelik hukuka aykırı müdahalelerde ceza sınırları artırılmıştır. Bu kapsamda, kara ulaşım araçları bakımından, hukuka aykırı bir davranışla aracın hareketinin engellenmesi veya hareket hâlinde durdurulması fiilleri için bir yıldan üç yıla kadar; aracın gitmekte olduğu yerden başka bir yere götürülmesi hâlinde ise iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. Deniz ve demiryolu ulaşım araçları bakımından ceza miktarı artırılarak üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası düzenlenmiştir. Hava ulaşım araçları açısından ise daha ağır bir yaptırım benimsenmiş; aracın hareketinin engellenmesi hâlinde beş yıldan on yıla kadar, başka bir yere götürülmesi hâlinde ise yedi yıldan on iki yıla kadar hapis cezası düzenlenmiştir.
Düzenleme ile, ulaşım araçlarına yönelik hukuka aykırı fiillere karşı, suçun kapsamının genişletilmesi ve cezaların artırılması ile yaptırım mekanizmasının geliştirilmesi amaçlanmaktadır.
3. DOLANDIRICILIK SUÇUNDA GÖREVLİ MAHKEME
5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’da yapılan değişiklik ile nitelikli dolandırıcılık suçunda asliye ceza mahkemelerinin görevli olduğu düzenlenmiştir. Düzenleme öncesi, dolandırıcılık suçunun temel hali asliye ceza mahkemelerinde; nitelikli dolandırıcılık suçu ise ağır ceza mahkemelerinde görülmekteydi. Söz konusu suç tiplerinin yargılama esnasında birbirine dönüşebilmesi mümkün olduğunda, uygulamada görev uyuşmazlıkları oluşmaktaydı. Düzenleme ile yargılamaların farklı mahkemelerde görülmesinden kaynaklanan görev uyuşmazlıkları sorunun çözülmesi hedeflenmiş ve iki suç tipi içinde asliye ceza mahkemeleri görevli hale gelmiştir.
4. CEZA MUHAKEMESİ KANUNU’NDA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER
11. Yargı Paketi ile 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun çeşitli hükümlerinde düzenleme yapılmıştır. Düzenleme yapılan hükümler ve değişikliklerin içerikleri şu şekildedir;
4.1. Bilişim Suçlarıyla Elde Edilen Menfaatin Bulunduğu Hesapların Askıya Alınması ve El Koyma (CMK m. 128/A)
11. Yargı Paketi ile bilişim suçlarına yönelik yeni bir koruma tedbiri hükmü Kanun’a eklenmiştir. CMK’nın 128/A Maddesi ile; bilişim suçlarıyla elde edilen gelirlerin hesaplar üzerinden hızlı şekilde askıya alınması ve el konulması usulü düzenlenmiştir. Düzenlemeye göre; Türk Ceza Kanunu’nda yer alan nitelikli hırsızlık, nitelikli dolandırıcılık ve banka/kredi kartlarının kötüye kullanılması suçlarının işlendiği hususunda makul şüphe bulunması halinde, ilgili banka, ödeme hizmeti sağlayıcısı veya kripto varlık hizmet sağlayıcısı nezdindeki hesaplar, mali kurum tarafından 48 saate kadar askıya alınabilecektir. Askıya alma işlemi ve hesap hareketlerinin derhal Cumhuriyet başsavcılığına bildirilmesi gerekmektedir. Askıyı alınan hesap sahibinin başvurusu halinde Cumhuriyet savacısı askıya alma işlemi hakkında 24 saat içinde karar verecektir.
Düzenlemeye göre; askıya alınan hesaptaki menfaate hâkim kararıyla veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde savcının yazılı emriyle el konulabilir; hakim onayı yirmidört saat içinde alınmalıdır, aksi halde el koyma kendiliğinden kalkar. Düzenleme ile ihdas edilen bilişim suçlarında el koyma tedbirinde; taşınmaz, hak ve alacaklara el koyma tedbiri bakımından öngörülen ilgili kurumdan rapor alınması şartına ise yer verilmemiştir.
4.2. Bölge Adliye Mahkemelerinin Bozma Yetkisinin Genişletilmesi (CMK m. 280)
CMK’nın 280. maddesinde yapılan değişiklikle Bölge Adliye Mahkemelerinin bozma yetkisinin kapsamı genişletilmiştir. Düzenleme ile, CMK’nın 289. maddesinde sayılan hukuka kesin aykırılık hallerinin varlığı halinde Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bozma kararı verilebilecektir. Düzenleme öncesi CMK’nın 289. maddesinin g ve h bentleri (g bendi: Hükmün 230 uncu madde gereğince gerekçeyi içermemesi; h bendi: Hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması.) bozma kararı verilebilmesi bakımından kapsam dışında bırakılmışken; yeni düzenleme ile maddede sayılan tüm hukuka kesin aykırılık halleri bozma sebebi olarak düzenlenmiştir.
5. İNFAZ KANUNU’NDA YAPILAN DEĞİŞİKLİK: “COVİD-19 DÜZENLEMESİ”
11. Yargı Paketi ile 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirleri Hakkında Kanunun geçici 10. maddesinde değişikliğe gidilmiştir. Söz konusu geçici 10. madde; kamuoyunda “Covid-19 düzenlemesi” ve “infaz affı” olarak bilinmektedir. Covid-19 pandemisi döneminde istisnai suçlar hariç olmak üzere, şartları taşıması halinde, cezaevinde bulunan hükümlülere izne çıkma imkanı sağlanmıştır. 15.07.2023 tarihinde mezkur kanuna eklenen geçici 10. madde ile Covid-19 izninde olan ve denetimli serbestliğine 5 yıldan az süre kalanlar hükümlülerin, cezaevlerine geri dönmemesi ve denetimli serbestlik uygulanmak suretiyle infazın sürdürülmesi düzenlenmiştir.
11. Yargı Paketinde geçici 10. maddede yapılan değişiklik ile Covid-19 düzenlemesinin kapsamı genişletilmiştir. Buna göre, Covid-19 döneminde izne çıkarılan hükümlülerin dışında, 31.07.2023 ve öncesinde işlenen suçlar nedeniyle ceza infaz kurumlarına giren hükümlüler de bu düzenleme ile erken denetimli serbestlikten yararlanabilecektir.
Düzenleme ile istisnai suçlar ise genişletilmiştir. Buna göre kapsam dışında bırakılan suçlar şunlardır;
a. Altsoya, üstsoya, eşe, kardeşe,
boşanılan eşe, kadına, çocuğa veya beden ya da ruh bakımından kendisini
savunamayacak durumda olan kişilere karşı işlenen kasten öldürme suçları (TCK
m. 82/1 d, e, f bentleri)
b. Deprem nedeniyle bina veya diğer
yapıların yıkılması, çökmesi ya da hasar alması sonucu meydana gelen öldürme
suçları,
c. Cinsel saldırı (TCK m. 102), Çocukların
Cinsel İstismarı (TCK m.103), Reşit olmayanla cinsel ilişki suçunun nitelikli
halleri (TCK m. 104/2, TCK m.104/3)
d. Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar (TCK
m.302 – 308), Anayasal Düzene Karşı Suçlar (TCK m. 309-316), Milli Savunmaya
Karşı Suçlar (TCK m.317 – 325), Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (TCK
m. 326 – 339)
e. Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlar
Bu çerçevede; sayılan istisnai suçlar hariç 31.07.2023 tarihinden önce (fiil tarihi) işlenen suçlardan dolayı cezaevinde bulunan hükümlüler mevcut infaz rejimine ek olarak üç yıl daha erken denetimli serbestlikten faydalanacaktır.
Düzenlemenin, aynı tarihlerde işlenen suçlarda farklı infaz rejimleri uygulanmasının uygulamada yol açtığı eşitlik sorunun giderilmesini amaçladığı belirtilmektedir. Ancak düzenlemeye kamuoyunda; infaz rejiminin caydırıcılığının ortadan kaldırılması ve cezasızlığa yol açması gibi eleştiriler yöneltilmektedir.
6. İCRA VE İFLAS KANUNU’NDA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER
11. Yargı Paketi ile 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun çeşitli hükümlerinde düzenleme yapılmıştır. Düzenleme yapılan hükümler ve değişikliklerin içerikleri şu şekildedir;
6.1. İhalenin Feshi Talebinde Bulunabilecek Kişilerin Sınırlanması (İİK m. 134)
İcra ve İflas Kanunu’nun 134. maddesinde yapılan değişiklikle, ihalenin feshi talebinde bulunabilecek kişiler bakımından sınırlamaya gidilerek uygulamada yaşanan sorunların giderilmesi ve ihale süreçlerinin hızlandırılması amaçlanmıştır. Buna göre, kanunda açıkça sayılan ilgililer dışında kalan kişiler tarafından yapılan ihalenin feshi taleplerinin, mahkemece dosya üzerinden ve kesin olarak reddedileceği hüküm altına alınmıştır. Bu düzenleme ile ihalenin tarafı veya hukuki menfaati bulunmayan kişilerin, ihalenin feshi yolunu kötüye kullanarak süreci uzatmalarının önüne geçilmesi amaçlanmıştır.
Aynı maddede yapılan bir diğer önemli değişiklik ise, teminat ve harç eksikliğine ilişkindir. İhalenin feshi talebinde bulunulurken yatırılması gereken teminatın veya harcın hiç yatırılmaması ya da eksik yatırılması hâlinde; eksik harcın ikmali için iki haftalık kesin süre içeren bir muhtıra tebliğ edilmesi, bu süre içinde eksiklik giderilmezse, ihalenin feshi talebini dosya üzerinden ve kesin olarak reddedilmesi düzenlenmiştir.
6.2. Tasarrufun İptali Davalarında Bağışlama Kavramına İlişkin Değişiklik (İİK m. 278)
İcra ve İflas Kanunu’nun 278. maddesi, borçlunun alacaklılardan mal kaçırma amacıyla yaptığı bağışlama ve ivazsız tasarrufların iptalini düzenlemektedir. Maddenin önceki halinde, evlat edinen-evlatlık arasında yapılan tasarruflar bağışlama sayılmakta ve tasarrufun iptaline konu olmaktaydı.
Anayasa Mahkemesi, 09/05/2024 tarihli ve E.2023/200, K.2024/103 sayılı kararı ile mezkur hükmü, mülkiyet hakkı ve hukuk güvenliği ilkesi bakımından incelemiş; yakın hısımlar arasında yapılan tasarrufların, gerçek karşılık içerip içermediği araştırılmaksızın bağışlama sayılmasının ölçüsüz bir müdahale oluşturduğuna hükmetmiştir. Mahkeme, kanun koyucunun alacaklıyı koruma amacının meşru olduğunu kabul etmekle birlikte, bu amacın mutlak ve çürütülmesi fiilen imkânsız karineler yoluyla gerçekleştirilmesinin Anayasa’nın 13., 35. ve 36. maddeleriyle bağdaşmadığını vurgulamıştır.
İptal kararı doğrultusunda İİK m. 278 yeniden düzenlenmiş ve yakınlar arasındaki tasarrufların otomatik olarak bağışlama sayılması anlayışı terk edilmiştir. Yeni düzenlemede, altsoy–üstsoy, eş, kayın hısımları ve benzeri kişiler arasında yapılan tasarrufların bağışlama sayılabilmesi, “gerçek değerine uygun olarak ivazlı olduğunun ispatlanamaması” şartına bağlanmıştır. Böylece, tasarrufun gerçek bir bedel karşılığında yapıldığını ileri süren taraflara ispat imkânı tanınmış; bağışlama kabulü mutlak olmaktan çıkarılmıştır.
Aynı şekilde, borçlunun verdiği şeye karşılık açıkça düşük bir bedel kabul ettiği sözleşmeler ile ölünceye kadar bakma, intifa veya ömür boyu gelir sözleşmeleri bakımından da bağışlama karinesi korunmakla birlikte, bu karinelerin aksi ispat edilebilir nitelikte olduğu açıkça ortaya konulmuştur. Bu yönüyle yeni madde metni, tasarrufun iptali davalarında hem alacaklının korunmasını hem de borçlu ve üçüncü kişilerin mülkiyet hakkının dengeli biçimde gözetilmesini amaçlamaktadır.
Sonuç olarak, AYM’nin E.2023/200, K.2024/103 sayılı kararı sonrasında yapılan değişiklik, İİK m. 278 bağlamında bağışlama hükümlerine ilişkin olarak; yargılamada somut olayın özelliklerine göre değerlendirme yapılmasına imkân tanıyan, ölçülü ve normatif bir yapı tesis etmiştir. Bu değişiklikle birlikte, yakınlar arası tasarruflarda bağışlama karinesi korunsa da aksinin ispatlanmasının mümkün olduğu açıkça hüküm altına alınmıştır.
6.3. Kanun Yolu Parasal Sınırlarında Esas Alınacak Tarihin Belirlenmesi (İİK ek m. 1)
İcra ve İflas Kanunu’nun ek 1. maddesinde yapılan değişiklikle, 363 ve 364. maddelerde öngörülen parasal sınırların hangi tarihteki miktara göre belirleneceği hususu açıklığa kavuşturulmuştur. Buna göre, kanun yoluna başvuru açısından parasal sınırların uygulanmasında, şikâyetin yapıldığı veya davanın açıldığı tarihteki miktar esas alınacaktır. Bu düzenleme ile uygulamada ortaya çıkan tereddütler giderilmiş; özellikle yargılama sürecinde parasal sınırların değişmesi nedeniyle yaşanan hak kayıplarının önüne geçilmiştir. Böylece kanun yoluna erişim bakımından öngörülebilirlik ve hukuki belirlilik ilkeleri güçlendirilmiştir.
7. AVUKATLARA VERİLEN DİSİPLİN CEZALARI
11. Yargı Paketi ile 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nda avukatlara uygulanacak disiplin cezalarına ilişkin hükümler, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonrasında kapsamlı biçimde yeniden düzenlenmiştir. Bu değişiklikler, Anayasa Mahkemesinin 06.03.2025 tarihli ve E.2025/50, K.2025/47 sayılı kararı doğrultusunda yapılmıştır. Anılan karar, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun disiplin cezalarına ilişkin m.134 ve m.135 hükümlerinin Anayasa’nın hukuk devleti ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edilmesine dayanmaktadır.
Anayasa Mahkemesi, iptal kararında Avukatlık Kanunu’ndaki disiplin suç ve cezalarının belirlilik ve öngörülebilirlik ilkesine uygun şekilde düzenlenmediğini, hangi somut fiilin hangi disiplin cezasını gerektirdiğinin yeterince açık olmadığını vurgulamıştır. Karara göre, önceki düzenleme baro disiplin organlarına geniş ve sınırları belirsiz bir takdir yetkisi tanımakta; bu durum keyfî uygulamalara yol açabilecek nitelik taşımaktadır. Bu nedenle disiplin hukukunun, hukuk devleti ilkesinin zorunlu bir sonucu olarak açık, net ve ölçülü kurallarla düzenlenmesi gerektiği ifade edilmiştir.
Bu iptal kararının ardından kanun koyucu, Avukatlık Kanunu’nda disiplin cezalarını ve bu cezaları gerektiren fiilleri ayrıntılı ve kademeli biçimde yeniden düzenlemiştir. Yapılan değişiklikle avukatlara uygulanabilecek disiplin cezaları; uyarma, kınama, para cezası, işten çıkarma ve meslekten çıkarma olarak açıkça sınıflandırılmış, her bir ceza türünün hangi hallerde uygulanacağı tek tek sayılmıştır. Böylece disiplin hukuku alanında belirsizliklerin giderilmesi ve uygulama birliğinin sağlanması amaçlanmıştır.
Yeni düzenlemede, disiplin cezalarının tanımları ile cezayı gerektiren eylemler arasında açık bir bağ kurulmuş; meslek onuruna, savunma hakkının kutsallığına, özen ve doğruluk yükümlülüklerine aykırı hal ve hareketler somut olarak açıklanmıştır. Bu yaklaşım, Anayasa Mahkemesinin kararında işaret ettiği belirsizlik sorununu ortadan kaldırmaya yöneliktir.
Ayrıca disiplin cezalarında tekerrür, lehe uygulama ve cezada ağırlaştırma rejimi ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir. Hakkında disiplin cezası verilen bir avukatın, cezanın kesinleşmesinden itibaren beş yıl içinde yeni bir disiplin suçu işlemesi hâlinde bir derece ağır cezanın uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Buna karşılık, meslekten çıkarma cezası gerektiren hâller dışında olmak üzere, ilk defa disiplin suçu işleyen avukat bakımından daha hafif cezanın uygulanabilmesine imkân tanınmıştır.
Disiplin zamanaşımına ilişkin hükümler de Anayasa Mahkemesi kararının gerekçeleri doğrultusunda yeniden ele alınmıştır. Baro Disiplin Kurulunun ceza kovuşturmasının sonucunu beklemesi hâlinde, kesinleşmiş mahkeme kararının baroya bildirilmesinden itibaren bir yıl içinde disiplin cezası verilmemesi durumunda ceza verme yetkisinin zamanaşımına uğrayacağı düzenlenmiştir.
Son olarak, meslekten çıkarma cezası dışındaki disiplin cezaları bakımından sicilden silinme imkânı korunmuş; uyarma, kınama, para cezası ve işten çıkarma cezalarının uygulanmasından itibaren beş yıl geçmesi hâlinde avukatın talebi üzerine cezanın sicilden silinmesi düzenlenmiştir.
Neticeten, düzenleme ile Anayasa Mahkemesi’nin kararının gereklilikleri yerine getirilmiş; avukatlara uygulanan disiplin cezalarını gerektiren haller belirlilik ilkesine uygun şekilde yeniden düzenlenmiştir. Böylelikle, baro disiplin organlarının takdir yetkisi sınırlandırılmış; disiplin cezalarının normatif boyutu güçlendirilmiştir.
8. DİĞER DÜZENLEMELER
-Kamu İhale Kanunu’nun 53. maddesinde yapılan değişiklikle, itirazen şikâyet başvuru bedelinin haklılık oranına göre iadesi sistemi getirilmiş; başvuru bedelinin iade usulü, süreleri ve faiz uygulanması ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir.
-Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanunu’nda yapılan değişiklikle, fiyat tarifelerinin hazırlanması, onaylanması ve itiraz süreci yeniden düzenlenmiş; uzlaşma komisyonunun oluşumu ve değerlendirme ölçütleri kanun seviyesinde belirlenmiştir.
-Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’na eklenen geçici maddeyle, 01.01.2016 tarihinden önceye ait ödenmemiş genel sağlık sigortası (GSS) prim borçlarının fer’ileriyle birlikte tahsilinden vazgeçilmiştir.
-Elektronik Haberleşme Kanunu’nda yapılan değişikliklerle, abonelik tesisinde biyometrik doğrulama ve kimlik teyidi zorunlulukları getirilmiş; hat sayısına sınırlama, yabancı uyruklulara özgü abonelik usulleri ve idari yaptırımlar ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir.
-Vergi Usul Kanunu’na eklenen geçici maddeyle, belirli hesap dönemlerinde enflasyon düzeltmesi yapılmaması kuralı getirilmiş; bu sürenin Cumhurbaşkanı tarafından uzatılabilmesine imkân tanınmıştır.
-Türk Medeni Kanunu’nda yapılan değişikliklerle, cebrî artırma ve Devlet İhale Kanunu kapsamındaki satışlarda önalım hakkının kullanılamayacağı hüküm altına alınmış; önalım bedelinin yatırılmasına ve dava sürelerine ilişkin kurallar yeniden düzenlenmiştir.
9. DEĞERLENDİRME VE SONUÇ
11. Yargı Paketi ile yapılan düzenlemeler, ceza adalet sisteminde caydırıcılığın artırılması ve uygulamada ortaya çıkan sorunların giderilmesi amacını taşıyan kapsamlı bir reform görüntüsü sunmaktadır. Nitekim Türk Ceza Kanunu’nda birçok suç tipi bakımından ceza alt ve üst sınırlarının yükseltilmesi, yeni nitelikli hâller ihdas edilmesi ve suç kapsamlarının genişletilmesi suretiyle, özellikle kamu düzenini ve toplumsal güvenliği tehdit eden fiillere karşı daha sert bir ceza politikası benimsenmiştir. Bu yönüyle düzenlemeler, cezasızlık algısıyla mücadele edildiği izlenimini vermektedir.
Ancak aynı paket içerisinde, infaz hukukuna ilişkin olarak getirilen Covid-19 düzenlemesinin kapsamının genişletilmesi, bu ceza politikasıyla çelişen sonuçlar doğurmaya elverişlidir. Suç tarihine göre infaz rejiminin genişletilmesi suretiyle, çok sayıda hükümlünün erken denetimli serbestlikten yararlanmasının önü açılmış; fiilen cezaevinde kalma süresi önemli ölçüde kısaltılmıştır. Bu durum, kanun koyucunun bir yandan ceza miktarlarını artırırken, diğer yandan cezaların cezaevinde infazından vazgeçen bir yaklaşımın benimsediğini göstermektedir.
Ceza hukukunun temel işlevlerinden biri olan caydırıcılık, yalnızca kanun metninde öngörülen ceza miktarlarıyla değil, bu cezaların fiilen infaz edilmesiyle anlam kazanmaktadır. Cezaların ağırlaştırıldığı bir sistemde, infaz rejiminin geniş istisnalar yoluyla etkisiz hâle getirilmesi, kamuoyunda “cezasızlık” algısını güçlendirme riski taşımaktadır. Bu bağlamda, ceza normlarının sertleştirilmesi ile infazın esnetilmesi arasındaki bu yapısal çelişki, ceza adalet sisteminin bütünlüğünü zedeleyebilecek niteliktedir. Ayrıca söz konusu infaz düzenlemesinde belirli suçların kapsam dışında bırakılması eşitlik ilkesi bakımından Anayasal bir sorun teşkil etmektedir.
Öte yandan, 11. Yargı Paketi ile Avukatlık Kanunu ve İcra ve İflas Kanunu’nda yapılan değişiklikler bakımından, Anayasa Mahkemesi kararları doğrultusunda daha normatif ve ölçülü bir yaklaşımın benimsendiği görülmektedir. Özellikle disiplin hukukunda belirliliğin artırılması ve tasarrufun iptali davalarında mutlak karinelerden vazgeçilmesi, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi açısından olumlu nitelikteki gelişmelerdir.
Sonuç olarak, 11. Yargı Paketi; hukuki öngörülebilirliği artıran ve uygulamadaki pratik sorunların çözümünü içeren düzenlemeler ile kamu güvenliğini tehdit eden fiiller bakımından caydırıcı ceza hükümlerini içermektedir. Ancak, ceza miktarları artırılırken, infaz rejimi aracılığıyla bu cezaların fiilen etkisinin zayıflatılmasının oluşturduğu çelişki kamuoyunda “cezasızlık algısına” sebebiyet vermektedir.
Stj. Av. Osman Serhat Demirci
Kaynakça:
1. 7571 Sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 631 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
2.
www.tbmm.gov.tr/Haber/Detay?Id=4b8a076e-80a8-477c-84fb-019aed0111ef